foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tesadüf Değil

Erkeklerin ‘’erkekliği ve erkeklerin ürettiği şiddeti’’ sorgulayarak, yaşanmışlıklarla konuşmaya başlamasının neden çok önemli olduğunu ve kendi açımdan bunun beni korkuttuğunu vurgulamak isterim.Devamı için

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Rehberi olduğum bir meslektaşımızın dersini dinledikten sonra aldığım notlara göre kendisini çağırıp çalışmaları ile ilgili tavsiyelerde bulunmuştum. Bu tavsiyelerden aklımda kalanları aşağıya çıkardım. Belki genç kardeşlerimize de faydalı olur düşüncesiyle burada paylaşıyorum.

Öğretmen sınıfa girince mutlaka ilk yapacağı iş yoklama olmalı. 

Öğrenciye tolerans gösterilebilir ama bunun çok büyük sıkıntılara 

yol açabileceğini unutmayacağız özellikle genç göreve yeni başlayan arkadaşlara tavsiyem bu konuda tatlı sert olmayı öğrenin bir hoşgörü ileride başınıza telafisinde çok zorlanacağınız işler  açılabileceğini unutmayın!..

Bunun sayısız örnekleri vardır. Gelişen teknoloji ile birlikte öğrencilerinde mazeret bulma becerileri gelişiyor senin öğrencilik günlerin çoktan tarih oldu. Yeni gelişmelere göre kendini hazırlamak zorundasın.

Hiçbir zaman öğrenciden öğretmene arkadaş olmaz!.. Bunu iyi anlayın öğrenciden arkadaş olmaz derken öğrenciyi kenara itin ona kaba katı sert davranın aranıza duvarlar örün demiyorum, öğrenci ile mutlaka aranda bir mesafe olmalı. Bu mesafe hiçbir zaman kapanmamalı. Karşındaki öğrencidir sana arkadaş olabilmesi için önünde daha alması gereken çok yol var. Bu yolu almadan öğrenciyi kendine arkadaş yaparsan yarın ortaya çıkacak istenmeyen durumlarda suç öğrencinin değil senindir. Çünkü sen öğrencinin alması gereken yolu kazanması için gereken davranışı beceriyi ona kazandırmadın ona haksızlık yaptın sonucu da bu oldu. Bu saçma davranışın ortaya çıkardığı çok örnekler vardır. Ama iş işten geçtikten sonra bazı şeyler zor telafi ediliyor, edilse de kıymeti olmuyor. Her zaman ben genç arkadaşlara şunu söylemişimdir. Öğrenciden arkadaş olmaz eğer onu arkadaş yaparsanız ona haksızlık yapmış olursunuz. Aranızdaki mesafeyi her zaman koruyun. Sizin geçtiğiniz yollardan öğrencinizde geçtikten sonra size arkadaş olabilir o eğitimi o beceriyi kazanması lazım!..

Derse mutlaka hazırlanarak girin. Yoksa derste inandırıcılığınızı kaybedersiniz. Eğer hazır değilseniz mutlaka elleriniz ayaklarınız bol bol oynayacak ses tonunuz yükselecek anlatmak istediklerinizi ifade etmekte ya da sorulanlara cevap vermekte zorlanacaksınız sonuçta da inandırıcılığınızı kaybedeceksiniz.

Derse girmeden önce işleyeceğiniz konuyu mutlaka gözden geçirin derste ihtiyaç duyacağınız malzeme araç gereç ne ise onu hazırlayın bol malzeme ile sınıfa girin. Pratik düşünün gerekirse sınıfta ki bir çöp kovası bile araçtır tebeşir tozu bir araçtır hele hele bilişim çağında araç gereç eksikliğinden bahsetmek dert yanmak ancak bizim eksikliğimiz olabilir!..

Öğretmen mutlaka teknolojiye hâkim olmalı yakından takip etmeli, öğrencinin bir değil birkaç adım önünde olmalı. Teknolojiye hâkim olduğunu da öğrenciye hissettirmeli. Günümüzde hızla değişen teknolojide sizin acemi olduğunuzu hissettiği anda başınıza umulmadık sıkıntılar açabilir. Yasaklamak la kızmakla sorunu çözemezsiniz. Tatbikî bu her öğrenci için geçerli değil ama mutlaka her sınıfta her okulda bu konuda çok ileri düzeyde öğrenciler olabileceğini aklınızdan çıkarmayın.

Derste siz konuşmayın öğrencileri konuşturun siz araştırmayın öğrenciler araştırsın siz sadece rehber olun. Tıkanan noktalarda sorular sorarak öğrenciyi istediğiniz yönde konuşmaya zorlayın. Sokrates’in doğurtmaca metodunu düşünün: Öğrencilerine soru sorar onları istediği cevapları alıncaya kadar sorularla yönlendirirdi. Bu iyi bir uygulama.

Öğrenciyi mutlaka işlenecek konu hakkında bilgilendirin ve öğrencinin hazırlanması için onlara malzeme ve bilgi verin kaynak verin mutlaka da derse başlamadan önce öğrencinin hazır olup olmadığını anlamak için kontrolünüzü yapın kontrol etmeyecekseniz hiç ödevi öğrenciye vermeyin ödevi çok az verin ama mutlaka sağlıklı bir şekilde kontrol edin!..

Öğrenci bir şeyler söylüyorsa yanlışta olsa cevap vermek konusunda araştırmak istiyorsa onu cesaretlendirin fikirlerine önem verdiğinizi onu önemsediğinizi davranışlarınızla sözlerinizle gösterin ki çocuk kendini önemli hissetsin.. Yanlış yaparsa yanlış şeyler söylerse kesinlikle onu mahcup edecek davranışlardan sözlerden uzak durun..

Evrensel düşüneceğiz ama yöresel uygulayacağız. Artık günümüz dünyasında uzak yakın diye bir şey yok bilişim araçları ile dünyanın bir ucunda olan bir olay aynı anda diğer ucundan izlenebiliyor. Adam sende bana ne diyemeyiz. Dünyadaki olaylardan uzak olmak yetmez gerekli duyarlılığı da göstermek görevimizdir. Basit bir örnek Brezilyada yağmur ormanlarının yok edilişi dünyadaki çevreci örgütleri ayağa kaldırdı neden? Çünkü yağmur ormanları dünyanın akciğerleridir yok olması tüm dünyayı ilgilendiriyor artık dünyada bağımsızlık diye bir şey kalmadı herkes konumuna göre bir şekilde dünyaya bağımlıdır..

Derste aynı sözcükleri kullanmamaya özen gösterin bir iki olabilir ama üç ve daha fazla oluyorsa bunun mutlaka öğrencinin ağzına sakız olacağını unutmayın. Ders tıkanınca ya da öğrenci sıkıldığını hissedince artık pedagojik bilginizi ortaya koyun tıkanıklığı giderecek bir malzemeyi bulmak size düşüyor bu bir maç mıdır bir fıkra mıdır bir olay mıdır bir şarkı mıdır bir dramadizasyon mudur size kalmış onun tercihi de uygulaması da sizin becerinize kalmıştır. Ama mutlaka gereğini yaparak dersteki tıkanmayı gidermelisiniz.   

 

 Öğretmene notlar

Öğretmen derste kendi hayat hikâyesini anlatmamalı. Unutulmamalı ki öğrenci öğretmenin hayat hikâyesini dinlemekten pek hoşlanmaz, Öğrenciye örnek verilecekse mutlaka öğrencinin ilgisini çekecek bir örnek olmalıdır.

Öğrenciye serbest çalışın demek doğrudan öğrenciyi boş vermişliğe ve tembelliğe teşvik etmektir.

Öğrencinin arkadaşları arasında aşağılanması, azarlanması, hakaret edilmesi öğrenciyi ya içine kapanık yapacak ya da daha çok hırçınlaştıracaktır. En uygun öğrencinin boş bir odaya çağrılıp orada yanlışlarının söylenmesi ve doğru hareketlerin açıklanmasıdır.

Öğrenciyi cezalandırmak yerine öğrenciye sorumluluk vermek onu kazanma yönünden daha faydalıdır. Öğrencinin yanlışlarını değil doğru ve başarılı olduğu şeyleri arkadaşlarına örnek olarak göstermek öğrencide olumlu gelişmelere sebep olacaktır.

Öğrenciye kızıp bağırıp çağırmak yerine öğretmen öğrencinin birde sırtını sıvazlamayı başını samimi olarak okşamayı denesin inanın ki daha faydalı olacaktır.

Öğretmen bir konuyu öğrenciye anlatırken dikkat etmesi gereken bir konu da "bu basittir, öğrenci bunu bilir" deyip geçiştirmemektir. Öğretmene göre çok basit olan bir konu öğrenci tarafından hiç bilinemeyebilir. Bu da ileride büyük aksamalara neden olabilir.

Şurası hiç bir zaman unutulmamalıdır ki öğrenci bilse okula gerek kalmaz. Öğretmenin görevi öğrenciye öğretmek, problemlerini çözmek eksik olduğu konularda öğrenciyi yetiştirmektir. Okuma yazmayı öğrenci evinde kendi kendine ve çevresinin desteğiyle de öğrenebilir. Önemli olan öğretmenin  öğrencinin problemlerini tespit etmesi çözmesi ve  onu gelecek hayata hazırlamasıdır.

 Öğretmene notlar l

İlköğretim de 1.sınıftaki öğrencilere fiş verilirken:

1-Fişlerin kısa olmasına

2-Baş harfin sesli harf olmasına ( A O U  I E İ Ü Ö ) dikkat edilir.

3-Bu harflerin fiş verilirken iyice vurgulanması öğrencinin kavramasını kolaylaştırır ve hızlandırır. Buna karşılık öğrencinin okuması yavaş olur.

4-Fiş kesmeye başlanınca ilk verilen fişlerden ve bu sesli harflerden başlanır ki öğrenci bu harfleri hem kolay tanır, hem de kurulacak yeni cümlelerde hazırlanacak okuma metinlerinde öğretmen ve öğrenciye kolaylık sağlar.

5-Öğrenciye fiş verilirken nokta, büyük harf, küçük harf, cümle kavramları sezdirilmeye çalışılır.

6-Hazır fiş yerine öğretmen tarafından renkli kalemlerle yazılmış ve yanında konusuna uygun karikatür şeklinde renkli, boyanmış, çarpıcı resimler koyulması öğrencinin fişi tanımasını ve kolay sökmesini sağlar. Ayrıca fişin kavratılması için konunun tiyatro şeklinde dramadizasyonu öğrencinin kavramasını kolaylaştıracağını unutmayalım.

7-Fişlerde uzunluk yerine kısalık, Zamana uygunluk (mevsim, belirli gün ve haftalar) tüm harflerin verilmesine dikkat edilir.

8-Resim dersinde Büyük-Küçük, Uzak-Yakın, Uzun -kısa kavramları şekil üzerinde gösterilerek verilir. Yapılan bir resim üzerinde hangi resim büyük hangi resim küçük, hangisi yakın hangisi uzak sorulur alınan cevaplara göre neden niçin soruları sorulur görülen hatalar bilahare düzeltilir.

9-Müzik dersinde nota kavramı verilirken sözden ziyade uygulamalı çalışmalara önem vermek daha gerçekçi ve faydalı olur. Örnek : elle masaya vurularak iki ayrı ses çıkarılıp   hangisinin kalın hangisinin ince (Do-Mi ....)notaları ezberden ziyade uygulamalı olarak öğrenciye kavratılmaya çalışılır.

10-Şayet ders de öğrenci sıkılır ve konu tıkanırsa öğretmen öğrencinin dikkatini çekecek bir konu bulup bu tıkanıklığı gidermeye çalışmalıdır.

11-Derste disiplini sağlamak için dayak ve cezalandırmalar yanlış yoldur çünkü en ağır cezanın öğrenci üzerindeki tesiri 3 dakikayı geçmediği bir gerçektir. Burada cezanın yerine öğrencinin dikkatini çekecek bir oyun bir hikâye bir maç (konu ne ise onunla ilgili) anlatmanın daha faydalı olacağı kanaatindeyim.

12-Öğretmen başarılı olmak istiyorsa mutlaka sınıfındaki öğrencileri tanımalıdır. Bu hem aile yapısı olarak hem zekâ seviyesi olarak hem de sınıftaki başarı düzeyi olarak, kılık kıyafet defter tutma tertip düzen sorulara cevap verme arkadaşları ile uyum katıldığı oyun ve etkinlikler..... tanımalıdır.


Üstün kabiliyetli öğrencilerin belirlenmesi


  1. üstün kabiliyetli olan öğrenciler anne-babaları ya da öğretmenleri tarafından keşfedilebilirler. Bunlardan öğrenilecek bilgiler belirli bir form oluşturularak kuru merkezde kaydedilmelidir. bu formda; - öğrencinin kısa özgeçmişi, bebekliği, okul öncesi vs. - ailesinin sosyoekonomik ve kültürel durumu - çocuğun
    arkadaşlarından alınacak bilgiler vs. vs. yer almalıdır - çocuğun öğretmenlerinden alınacak bilgiler.
    2. zekâ testleri: bu testler yüzyıla yakındır kullanılmakta olup, insanın kabiliyetlerinden belli bir bölümünü ölçmekte kullanılmaya devam edilmektedir.
    Öğrencinin geleceği adına tahminde bulunmada zekâ testlerinin etkisi % 20 civarındadır. Bununla birlikte bu testlerin değişik formlarının vazgeçilemez bir
    kullanımı sürmektedir. Zekâ testleri grup halinde uygulanabildikleri gibi, bireysel (daha tutarlı ama masraflı) uygulama imkânları da vardır. Bu testlerde 115 puan ve yukarısı alanlar incelemeye alınırlar. 10 yasında bir çocuğun 115 alması, 11.5 yas zekaya 130 alması, 13 yas zekasına 150 alması ise 15 yas zekasına sahip olması demektir.
    3. akademik kabiliyet testleri
  2. a) Anadolu liseleri sınavları
  3. b) fen liseleri sınavları

c)ilkokulda ve orta-lisede bilgi seviyesini ölçen basari testleri

  1. yaratıcılık testleri
  2. a) torrance'in 4 testi
  3. b) divergent thinghing test
  4. c) ipat' in yaratıcılık testi
  5. d) diğer testler
  6. kişilik testleri
  7. a) ipat' in 6-8, 8-12, 12-18 yas kişilik analizine dayanan testler

b)kuder ve benzeri testler (ilgi ve eğilimleri ölçen testler)

  1. sanatsal yetenek testleri
  2. a) meiser sanat testleri
  3. b) creative product scales wayne state university
  4. c) mülakat sınavı (uzmanlarından oluşan bir heyetçe yapılır)
    liderlik testleri fundermental interpersonal relations orientation behaviour Bu yedi grupta yer alan testlerin ve bilgilerin genel bir değerlendirilmesi
    sonucunda bir öğrencinin üstün yetenekleri ortaya çıkartılır ve onun özel bir eğitime ihtiyacı olup olmadığı belirlenebilir. Bütün bunların dışında ortaokul
    seviyesine gelmiş bir öğrenci fizik, kimya, matematik, resim, sanat, edebiyat,tiyatro vs. gibi belirli dallarda yapılan yarışmalarda gösterdiği özel başarılarla da
    belirlenebilir.

Şımarık çocuklara karşı

1-Her isteği yerine getirilmez.

2-Her yaptığı ile ilgilenilmez görünülür

3-Kendisi varken övülmez.

4-Yaptığı kötülükler yanında anlatılmaz. İyi bir şey yaptığını zanneder.

5-Yiyip içtiği ile elbiseleri ile övünmesine fırsat verilmez.

6-Şöyle yap böyle yap yerine bizzat yaptırılır. Nasihat faydasız olabilir.

Suskun çocuklara karşı

1-En sevdiği kişiler ile oynatılıp, çevresi genişletilir.

2-Kendisinin duyacağı yerde onu görmüyormuş gibi onun iyi ve güzel tarafları söylenir.

3-Çocuğun kendisinin kontrol edildiğinin farkına varmaması gerekir.


 

Etkili ve yeterli Bir Öğretmenin Özellikleri

  1. Öğrencilerin düşünme mekanizmalarında ki ve kavrama yeteneklerindeki bireysel farklılıkları bilir.
    2. Öğrencileriyle uyumlu ve dostça bir iletişim kurar, benlik kavramı gelişmesini anlar ve sınıf etkinliklerini buna göre ayarlar.
    3. Güdülenmeyi sağlar.
    4. Öğrencilerdeki sosyal davranışları etkileyen etkenleri anlar ve sosyal gelişmedeki rollerini bilir.
    5. Öğrenci düzeylerine uygun düzenli bir eğitim ortamı hazırlar, eğitimi tüm öğrencileri kapsayabilecek şekilde uygular.
    6. Sınıf ortamı ve çevresinde meydana gelebilecek sorunları önleyecek tedbirler alır.
    7. Öğrencilerin bireysel gereksinmelerini dikkate alarak eğitimi yararlı kılar, eğitim ve öğretim ortamını buna göre düzenler.
    8. Sürekli bir öğrenim sürecinde kendini geliştirir.
    9. Sınıf ortamındaki araç-gereçleri ustalıkla kullanır.
    10. Zeki ve bilişseldir.

İlkokul öğrencilerinin çoğu, bilgiyi bilgi olduğu için öğrenmek istemez; ödevlerini bilgiye önem verdiği için yapmaz.
—Peki ne için yaparlar?
—Arif Bey, öğretmen olan sizsiniz, bunu benden daha iyi bilmeniz gerekir? Çocuk henüz o yaşta, bilgiden çok, öğretmeni tarafından takdir edilmek, öğretmeninin gözüne girmek, ondan aferin almak için 'iyi öğrenci' olmaya çalışır.

Doğan Cüceloğlu Anlamlı ve coşkulu bir yaşam için savaşçı

Eğitimli insanın dokuz düşüncesi vardır

1-Baktıklarında, berrak görmeyi düşünürler.

2-Dinlediklerinde iyi duymayı düşünürler.

3-Görünüşleri bakımından sıcak olmayı düşünürler.

4-Davranışlarında saygılı olmayı düşünürler

5-Konuşmalarında doğru olmayı düşünürler

6-İşlerinde ciddi olmayı düşünürler

7-Kuşkuya düştüklerinde, soruları nasıl soracaklarını düşünürler

8-Öfkelendiklerinde sorunları düşünürler

9-Kazancı gördüklerinde, adaleti düşünürler

KONFÜCYÜS

Zaman Okyanusu (Ayşe Bulut) sayfa 197


 

Kazlar:

Göç eden yaban kazlarını havada süzülürken hiç izlediniz mi? Eğer izlediyseniz "V" seklinde bir formasyonla uçtuklarını görmüşsünüzdür...


Bilim adamları kazların neden bu şekilde uçtuklarını araştırmışlar. Ve sonuçta kazların hiç de "kaz kafalı" olmadıkları ortaya çıkmış. Hatta kazların yaşamında bizlerin de ders alacağı noktalar var...

* "V" seklinde uçulduğunda, uçan her kus, kanat çarptığında arkasındaki kus için, onu kaldıran bir hava akimi yaratıyormuş.
Böylece "V" seklinde bir formasyonda uçan kaz grubu, birbirlerinin kanat çırpışları sonucu ortaya
çıkan hava akimini kullanarak uçuş menzillerini % 70 oranında uzatıyorlarmış. Yani tek başına gidebilecekleri maksimum yolu grup halinde neredeyse ikiye katlıyorlarmış.

Bize çıkan ders: Belli bir hedefi olan ve buna ulaşmak için bir araya gelen insanlar, hedeflerine daha kolay ve çabuk erişirler.

* Bir kaz, "V" grubundan çıktığı anda uçmakta güçlük çekiyor. Çünkü diğer kuşların yarattığı hava akiminin dışında kalmış oluyor. Bunun sonucunda, genellikle gruba geri dönüyor ve yoluna bu şekilde
devam ediyor.

Bize çıkan ders: Eğer kafamız bir kaz kadar çalışıyorsa; bizimle ayni yöne gidenlerle bilgi alışverişini ve işbirliğini sürekli kılarız.



* "V" grubunun basında giden kaz hiçbir hava akımından yararlanamıyor.
Bu yüzden diğerlerine oranla daha çabuk yoruluyor.
Bu durumda en arkaya geçiyor ve bu defa hemen arkasındaki kaz lider konumuna geçiyor. Bu
değişim sürekli yapılıyor; böylece her kaz grubun her noktasında yer almış oluyor.

Bize çıkan ders: Yaptığınız her isi, yeri ve zamanı geldiğinde başkasına bırakmak gerekiyor. Bu sizin için de iyi, diğerleri için de...

* Uçuş hızı yavaşladığında gerideki kuşlar, daha hızlı gitmek üzere öndekileri bağırarak uyarıyorlar.

Bize çıkan ders: ilerlemek ve yol almak için bazen başkalarının uyarılarına gereksinim duyarız. Bundan alınmamalıyız; tam aksine, böyle uyarıları sevinç ve takdirle karşılamalıyız.

* Gruptaki bir kus hastalanırsa ya da bir avcı tarafından vurulup uçamayacak duruma gelirse; düsen kusa yardim etmek üzere gruptan iki kaz ayrılıyor ve korumak üzere hasta / yaralı kazın yanına gidiyor.
Tekrar uçabilene (ya da eğer ölürse, ölümüne kadar) onunla beraber kalıyorlar; yaralı kuşu asla
terk etmiyorlar. Daha sonra kendilerine başka bir Hiçbir kaz grubu, kendilerine bu şekilde katılmak
isteyen kazları reddetmiyor...

Bize çıkan ders: Adam olmak sadece insanlara özgü değil....


 

Kendinize Güveninizi Artırmak İçin Gerekenler

İçe kapanık, sessiz, bastırılmaya alışmış ve kendini beğenmeyen biri olarak yaşamaya mecbur hissediyorsanız özgüveninizi geri kazanmak için size bazı yöntemler öneriyoruz...

Bazı insanlar ne kadar da kendilerine güvenli görünüyorlar. Siz neden hep içe kapanık, sessiz kalan, bastırılmaya alışmış ve kendini beğenmeyen biri olarak yaşamaya mecbur hissediyorsunuz kendinizi?

Geçmişin geçip gitmesine izin verin

Geçmişte aldatılma ya da herhangi bir kabalığa maruz kalma gibi üzücü olaylarla karşılaştıysanız, bu tür negatiflikleri hayatınızdan çıkarmak çok zordur. Öncelikle kendinizi suçlamayı bırakmanız gerekir. Olan bitenler sizin değil, karşınızdakinin sorunudur aslında. Eğer etrafınızda bu tarz olaylara sıkça maruz kalmanıza yol açan negatif kişiler varsa derhal onları hayatınızdan çıkarın.

İnsanların bu negatifliklerinin nedeni, kendilerine saygı gösterilmesi için mücadele ediyor olmalarıdır. Kendilerini daha iyi hissetmek için kendilerine kolay hedefler arıyorlardır. Bu durumun özrü olamaz ve siz buna katlanmak zorunda değilsiniz. Negatif insanları ve size yaşattıklarını maziye gömmelisiniz.



Olumlulukları açığa çıkarın

Kendimizi kötü hissettiğimiz zamanlarda sahip olduğumuz bütün olumsuzluklarımıza odaklanırız genelde. Aynaya baktığımızda tek gördüğümüz, eğri dişlerimiz, iri basenlerimizdir. Siz belki gülme şeklinizden ya da telaffuzunuzdan şikayetçisinizdir. Bu, sizin kendinizle ilgili algınızı etkiler ve kendinizle ilgili diğer olumlu özelliklerin üzerine de gölge düşürmeye neden olur.

Bu andan itibaren ilk aynaya bakışınızda, kendinizle ilgili üç sevdiğiniz özelliği bulun. Harika gözleriniz mi var? Saçlarınız mı ışıldıyor? Uzun bacaklarınız, dik göğüsleriniz mi var? Aynaya her bakışınızda bunları görmeye odaklanırsanız, bir süre sonra fark edeceksiniz ki aslında siz düşündüğünüz kadar kötü değilmişsiniz.
İnsanlar sizde hiçbir zaman sizin gördüğünüzü görmezler.

Arkadaşlarınıza ve ailenize sizin en çok neyinizi sevdiklerinizi sorun. Espri anlayışınız, geniş yürekliliğiniz, öğrenmeye açık olmanız… Muhtemelen sizin hakkınızda sizin zannettiğinizden güzel şeyler düşünüyorlar. Siz de çok şaşırabilirsiniz.

Kendinizi kutlayın

Kendinizde keşfettiğiniz iyi özellikler için kendinizi tebrik edin. Mesela güzel bacaklarınızı açığa çıkarmak için etek giyin ya da gözlerinizi vurgulayan bir makyaj yapın. Aynaya her baktığınızda ne kadar eğlenceli, akıllı ve şefkatli olduğunuzu kendinize söyleyin. Kendinize bunu söylemekten daha çok buna inanmalısınız da. İşte o zaman kendinize güveniniz yerine gelecektir.

Kazandıklarınızı kaybetmeyin

Kendinize güven ve özsaygıyı oluşturmaya çalışıyorken, hiç kimsenin ve hiçbir şeyin sizi yeniden aşağı çekmesine, geri adım attırmasına müsaade etmeyin. Negatif insanları hayatınıza sokmadığınızdan ve arkadaşlarınızın sizi destekleyip cesaret verdiklerinden emin olun.

Yeni ilişkinizde ya da var olan ilişkinizde partnerinizin sizi bastırmasına izin vermeyin. Aksi takdirde yeniden eskiye doğru bir kayma yaşayabilirsiniz. Oysaki siz en iyisine sahip olmaya layıksınız ve daha azıyla yetinmeye mecbur değilsiniz.

Herkes kabul edilen ve takdir edilen özelliklere sahiptir. Siz de bu özelliklerinizi keşfettiniz ve kendinize güvenmeyi öğrendiniz. Kimsenin bu yeni, özgüvenli halinizle dalga geçmesine izin vermeyin.

http://www.haber365.com/Haber/Kendinize_Guveninizi_Artirmak_Icin_Gerekenler/


 

Okulda başarının sırrı

 Çocukların derslerdeki başarısını arttırmanın en önemli faktörlerinden biri düzenli beslenme..
20.09.2010 11:43:12

Beslenme ve Diyabetik Uzmanı Rabia Yıldız, 2010-2011 eğitim-öğretim yılı öncesinde çocuklarını okula gönderen velilere beslenme konusunda bazı uyarılarda bulundu. Zengin proteinli besinler içeren kahvaltının okul başarısında önemli rol oynadığına dikkat çeken Yıldız, özellikle çocuklarını ilk defa okula gönderen anne ve babaların çocuklardaki beslenme düzenine dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Yıldız, şu önerilerde bulundu:

"Beslenme ve okul başarısı arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalarda öncelikle kahvaltının önem ortaya çıkıyor. Gece boyunca 8-10 saat aç kalan vücudumuz ve beynimizin toparlanması ve canlanması için kahvaltı çok önemli hale gelmektedir. Kahvaltı yapan çocukların öğrenme kapasitelerinin, kahvaltı yapmayanlara göre daha yüksek olduğu; kahvaltı eden çocukların okulda eğitime daha aktif katıldığı ispatlanmıştır. Çocuklarımızın kahvaltısında protein içeren süt, peynir ve yumurta gibi besinler mutlaka bulunmalı. Şeker içeren basit karbonhidratlar yerine ekmek veya kıymalı-peynirli börek gibi kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir. Çocuğumuzun kahvaltısında mevsimine uygun yeşilliklerin de bulunması, kahvaltıyı tamamlamış olacaktır."

Çocuklarımızın eğitim döneminde dikkat eksikliğinin önlenmesi, başarılarına pozitif yönde etki edeceğine işaret eden Yıldız, "Bu yüzden, dikkat eksikliğini önleyen düzenli ve belirli aralıklarla, 3 ana öğün ve 2-3 ara öğün şeklinde beslenme planı oluşturulması uygun olacaktır. Düzenli beslenme; çocuklarla kan şekeri dengesi sağlayarak, derslerde konsantrasyonu ve aktif olma durumunu iyileştirecektir. Aynı zamanda çocuğumuzu demir eksikliğinden korumak için; yumurta, et, kuru baklagiller, pekmez ve kuru üzüm gibi besinlerin düzenli tüketilmesine dikkat edilmelidir." diye konuştu.

Çocuklarda su ve sulu gıdaların az alınmasının, konsantrasyon kaybına sebep olabileceği için günlük ortalama 1,5 - 2 litre su ve sulu gıda tüketilmesini isteyen Yıldız, günlük tüketilebilecek gıdaları şöyle sıraladı: "Çocuklarımızın düzenli olarak balık eti, fındık, badem ve ceviz gibi yağlı tohumları tüketmesi uygun olacaktır. Bu besinlerin bağışıklık sistemimize ve hafızamıza da pozitif etkisinin olacağı unutulmamalıdır. Yine önemli yağ asitleri içeren zeytin ve zeytinyağı da beslenme düzenimizde ihmal edilmemelidir."

Çocukluğun erken yıllarında ortaya çıkabilen iyot eksikliği de, okul performansını etkilediğine dikkat çeken Yıldız, yemeklerde iyotlu tuz kullanılması uyarısında bulundu. Miktar açısından yetersiz ve tür açısından kalitesiz, tek düze beslenen çocuğun, fiziksel aktivitesinin azaldığını, bunun sonucu olarak da obezitenin ortaya çıktığını belirten Yıldız, çocuk merak duygusunu kaybetmesine neden olan bu durum konusunda ailelerin dikkatli olmasını istedi. Yıldız, şöyle devam etti:

"Çocukluk çağında kilo fazlalığı olan obez çocuklar, kilolarından dolayı imaj sıkıntısı yaşayarak, sosyal ortamlardan uzaklaşma ve dışlanma gibi psikolojik problemler yaşayabilir. Çocuğunda başa çıkılamayan ve hızlı ilerleyen kilo fazlalığı tespit eden anne-babaların; çocuklarını iyi takip etmeleri ve gerekirse bu konuda uzman bir diyetisyen profesyonel destek almaları uygun olacaktır."

Bugün     http://www.leyditurk.com/haberler.asp?haberid=8799


 

İşte Atatürk'ün Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip'in öyküsü.. Okuyan herkesin ders çıkaracak yerleri olacaktır !



25 Kasım 2007 11:08Atatürk'ün Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip'in öyküsü

Atatürk, öğretmenini nasıl görevden aldı?
Öğretmenler Günü'ydü dün... O günün anısına Atatürk'ün sofrasında yaşanan tarihi bir sahneyi hatırlatmak istedim. Gazi'ye "Devrimleri gerekirse babamıza karşı bile savunuruz" diye meydan okuyan Dr. Reşit Galip'in şerefine...

Her sabah okul öğrencilerini güne başlatan "Türküm doğruyum çalışkanım" andı var ya... Geçenlerde sevgili hocam Prof. Dr. Baskın Oran'ın eşi Feyhan, "Biliyor musun o andı kim yazdı?" diye sordu.
"Kim?" dedim merakla...
"Dedem."
"Deden kim?"
"Reşit Galip..."
İnanılır gibi değil. Ne o andın 1933'ün 23 Nisan günü Reşit Galip'in kaleminden çıktığını biliyordum ne de Feyhan'ın Atatürk döneminin Maarif Vekili Reşit Galip'in torunu olduğunu...
Çankaya sırtlarında oturan Ankaralılar, şehre Reşit Galip Caddesi'nden geçerek inerler. Pek azı bu ismin kim olduğunu bilir.
Bu bilinmezlikte belki Dr. Reşit Galip'in 41 yaşında göçüp gitmesi rol oynamıştır, belki de İnönü'yle yıldızının hiç barışmaması...
Onu daha yakından tanımak isteyenlere, yeni yayımlanan çok kapsamlı bir çalışmayı, Yener Oruç'un "Atatürk'ün Fikir Fedaisi: Dr. Reşit Galip" kitabını (Güner Y., 2007) tavsiye edip lafa girelim.

Etkileyen konuşma
Feyhan'ın anlattığına göre Rodos'ta doğan Reşit Galip, ortaokulu bitirince kardeşiyle bir sandala binip Marmaris'e gelmiş.
Liseyi İzmir'de okumuşlar.
Kardeşi Hüseyin Ragıp (Baydur) diplomatlığı seçip büyükelçilik yapmış.
Reşit Galip ise İstanbul Tıp'a gidip doktor olmuş.
Öğrenciyken gönüllü olarak I. Dünya Savaşı'na katılmış. Kafkas Cephesi dönüşü öğrenimini tamamlayıp fakültede asistanlığa başlamış.
1923 Mart'ında, hekimlik yaptığı Mersin'e Mustafa Kemal Paşa geldiğinde Paşa'nın huzurunda konuşmuş ve gözlerine doğru bakarak şöyle demiş:
"Muhterem Gazi, sen yalnızca bu milletin bir kahramanı değilsin, sen bunlardan çok daha büyüksün. Sen bu milletin bir ferdisin. Senin birinci büyüklüğün, bu milletin bir ferdi olmakla iktifa ve iftihar etmekliğindir."
Herkesin yüceltme yarışına girdiği günlerde Gazi'yi "milletin bir ferdi" sayan 30 yaşındaki bu hatip, herkesin dikkatini çekmiş.
Tabii en çok da Gazi'nin...
Kemal Paşa ona milletvekilliği önermiş ve Dr. Reşit Galip, Ocak 1925'te Meclis'e girmiş.
Bir süre İstiklal Mahkemesi üyeliği yapmış. CHF İdare Heyeti'nde görev almış. Türk Ocakları'nda, Halkevleri' nde çalışmış. Yine Atatürk'ün isteğiyle Serbest Fırka' ya girmiş.
Ve Atatürk'ün sofrasına oturmuş. Onu bakanlığa taşıyan süreç de o sofrada başlamış.

Ata'nın sofrayı terk ettiği gece

Bu sofra sahnesi pek çok tanığın anılarında vardır:
1931 sonbaharıydı. O geceki tartışma, Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet'in bir yakınmasıyla başladı.
Esat Mehmet, Atatürk'ün Harbiye'den "tabya öğretmeni" ydi.
Kazım Özalp'in "Atatürk'ten Anılar" kitabında (T. İş Bankası Y., 1992, s. 48-49) yazdığına göre konu, kız öğrencilerin kıyafetinden açıldı.
Esat Mehmet, "kızların kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun görmediğini" belirtti. Bir tamim yayınlayıp daha kapalı giyinmelerini isteyeceğini söyledi.
Bunun üzerine Reşit Galip söz aldı: "Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi" dedi. "Bu bir geriliktir. Kadınlar eski durumda yaşayamazlar. İnkılaplardan en mühimi, kadınlara verilen haklardır. Başka türlü, Batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz."
Sofra gerildi. Gazi, vekilini zor durumda bırakan bu çıkıştan hoşlanmadı.
"Bu konuyu uzatmayalım. Kısa çorap giyip giymemek çok önemli değildir, sonra tartışırız" dedi.
Ama Reşit Galip alttan almadı.
"Af buyurunuz Paşam! Bu, inkılap ve zihniyet meselesidir. Müsaade buyurursanız fikrimizi söyleyelim. Hatta daha ileri giderek diyeceğim ki, sizin huzurunuzda bu sofrada inkılapları zedeleyeceği icraattan bahsedilmesi küstahlıktır, hoş görülemez."

"Bu kokuşmuş kafayla..."
Reşit Galip'in tartışma yaratmasının özel bir nedeni vardı:
Halkevi'nde sanatı yaygınlaştırmak için tiyatro çalışmaları yapıyor, ancak sahneye çıkacak kadın oyuncu bulamıyorlardı. Buna gönüllü kadın öğretmenler için, Maarif Vekaleti'nden izin alamamışlardı.
Reşit Galip "Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez" diye kestirip attı.
Atatürk'ün kaşları çatıldı. "Sözlerinizde müsamahalı, ölçülü olunuz" diye çıkıştı.
Herkes yaklaşan fırtınayı hissetmişti. Ama Reşit Galip bulutların üstüne gitti. 57 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı'nı işaret ederek dedi ki:
"Devrimci devrimcidir. İnsanlar bir yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar. Meclis'te bunca genç, idealist, bakanlık yapacak yetenekte insan varken, böyle yaşlı kimseleri Milli Eğitim Bakanı yapmak hatadır."
Atatürk yeniden uyarma gereği duydu:
"Esat Bey yeteneklidir. Davamıza inanmıştır ve benim hocamdır. Beni okutmuş olması sence bir değer taşımıyor mu?"
"Kusura bakma Paşam, taşımıyor! Okuttuklarının içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama kim bilir nice tutucu da çıkmıştır."

"Sizi de eleştiririm!"
Bunun üzerine Gazi'nin sabrı taştı:
"Bu sofrada hocama ve bir Milli Eğitim Bakanı'na hakaret etmenize müsaade edemem" diye haşladı.
Ama Reşit Galip sineceği yerde hepten üste çıktı:
"Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum. Hatayı yapan siz de olsanız, sizi de eleştiririm. Mesela Rose Noir'a verdiğiniz 15 bin liralık kredi mektubu da siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz."
İlk kez Atatürk'ün sofrasında Atatürk bu kadar sert eleştiriliyordu.

Milletin sofrası
Reşit Galip'in sözünü ettiği Rose Noir, Beyoğlu'nda, Rus karı-kocanın işlettiği bir barın adıydı. Atatürk bir gece oraya gitmiş, mekanın sahibi Madam Senya'dan "İş Bankası'ndan kredi alamıyoruz" yakınmasını dinlemiş ve orada bir kağıda İş Bankası Genel Müdürü'ne hitaben "yardımcı olunması" isteğini yazmış, Rus çifte vermişti.
Reşit Galip bu iltimas talebini eleştiriyordu.
Atatürk bu kez kızmadı; "Yoruldunuz, buyurun biraz istirahat edin" diyerek kibarca Reşit Galip'i sofradan kovdu.
Ama genç devrimcinin yılmaya niyeti yoktu. Yıllar yılı bir efsane gibi anlatılacak çıkışını o an yaptı:
"Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak sizin kadar, benim de hakkımdır."
Atatürk kendi fikirleriyle kendisini vuran bu genç adama baktı, sonra yanındakilere dönüp "Öyleyse biz kalkalım" dedi.
Sofradaki bütün heyet ayaklandı; Reşit Galip'i sofrada yapayalnız bırakıp çıktılar.

Sonra neler oldu?

Bu müthiş sahnenin devamı daha da ibret vericidir:
Reşit Galip bütün geceyi Dolmabahçe Sarayı'nda pencere kenarındaki bir koltukta geçirir.
Atatürk uyandığında Genel Sekreteri'ne Reşit Galip'i sorar.
"Sabaha kadar bekledi, mahcubiyetini size iletmemizi istedi. Ankara'ya gidecek kadar borç para istedi. 25 lira verdik" derler.
Atatürk "Ankara'ya gidecek adama 25 lira mı verilir. Bari benim hesabımdan birkaç yüz lira verseydiniz" der.
Sonra "Cebinde beş parası yok ama karakterinden hiç taviz vermiyor. Parası yok ama cesareti var" diye ekler.
1932 sonbaharında Atatürk, Reşit Galip'in Ankara Radyosu'ndaki bir konuşmasını dinler; "Devrimleri her yerde, herkese karşı savunacağız. Gerekirse babamıza ve çocuklarımıza karşı bile" demektedir.
Atatürk birkaç gün sonra kendisini yeniden sofraya davet eder.
Hemen yanındaki sandalyeye buyur eder.
Onun yanına da, hocası Esat Mehmet'i oturtur.
Ve orada yeni Milli Eğitim Bakanı'nın 39 yaşındaki Reşit Galip olduğunu açıklar.
Rose Noir olayı mı?
Onu da hatırlatalım:
İş Bankası Genel Müdürü Muammer Eriş, Atatürk imzalı kağıdı alınca doğruca Dolmabahçe Sarayı'na gelmiş, Ata'nın ricacı olduğu krediyi vermeye kuralların uygun olmadığını bildirmiş, talebi reddetmiştir.

Kütüphanedeki yatak

Reşit Galip'in bakanlığı sadece 13 ay sürdü. Bu süre içinde Darülfünun'dan üniversite reformunu başlattı. Öğretmenlere genel bütçeden maaş ödenmesini sağladı.
Eşi Zübeyre Hanım'ın deyimiyle "deli gibi çalışıyor" ama Atatürk'e çıkışacak kadar ayarsız dili yüzünden her gün işe cebinde istifa mektubuyla gidiyordu.
Aslında Atatürk'le araları iyiydi. O Gazi'ye "Paşam", Gazi de ona "Doktor" diye hitap ederdi.
Torunu Feyhan Oran'a "Peki ne oldu da ayrıldı?" diye sordum.
Bir gün sofradan ayrılırken, Atatürk, "Seni eve ben bırakacağım" demiş. Eve bırakınca o da saygıdan, "Ben de sizi uğurlayacağım Paşam" karşılığını vermiş. Ama kendisinin arabası olmadığından yürüyerek uğurlamış. O gece zatürree olmuş.
Dinlenmesi tavsiye edilince 1933 Ekim'inde görevden ayrılmış.
1934 yazında Moda'daki bir deniz kazasında kızlarını kurtarmaya çalışırken akciğerlerini hepten üşütmüş. Bir mucize eseri kurtulduğu bu kazadan sonra ölümü bekleyerek, hastalığını takip etmeye başlamış. Keçiören'deki bağ evinin kütüphanesine demir yatağını taşıtıp yedi ay kitaplar arasında yatmış.
1934'te, 41 yaşında hayata veda etmiş.
"Öldüğünde cebinde 5 lira parası varmış" dedi hiç görmediği torunu Feyhan: "Anneannem üç çocuğunu büyütebilmek için Afet İnan'dan yardım istedi. Atatürk'ün yardımıyla krediyle bir ev aldılar. O evin bir odasına sığışıp diğer daireleri kiraya vererek geçindiler."
Feyhan ilkokulda her sabah içtiği andın dedesinin kaleminden çıktığını ilkokul sonda annesinden öğrenmiş.
Sonra dedesini Cebeci Asri Mezarlığı'nda ziyaret etmiş.
Dr. Reşit Galip orada, kendisinden önceki bir başka Maarif Vekili, Mustafa Necati ile yan yana yatıyormuş.

Milliyet
Can DÜNDAR

http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=307088


 

Fiziksel cezalandırmanın çocuklar üzerindeki etkisi

Fiziksel cezalandırmanın çocuklar üzerindeki etkisini 40 senedir araştıran ABD'deki New Hampshire Üniversitesinden Murray Straus, sürekli tokatlanan çocukların IQ seviyelerinin, ailelerince uyarı yoluyla terbiye edilenlere oranla daha düşük olduğunu tespit etti.

Daily Mail'in haberine göre Straus, çocuklarla konuşmanın çocukların beyinlerinin gelişmesini sağladığını, fiziksel cezanın ise çocukları korku içinde bırakarak öğrenme yeteneklerini sekteye uğratabildiğini söyledi.

Yüzlerce Amerikalı çocuk üzerinde araştırma yapan Straus, dayak yiyenlerin IQ seviyelerinin diğer akranlarına oranla 3 ila 5 puan düşük olduğunu belirledi. Bunun yanı sıra bir çocuğun ne kadar çok dayak yiyorsa testlerde o kadar az başarı gösterdiği ortaya çıktı.



Straus, "Çocuklarla konuşmanın beyindeki bağlantılarda ve idrak yeteneğinde artışla ilgisi vardır. Çocuğu eğitmek ve doğruları göstermek için ebeveyn ne kadar az fiziksel ceza uygularsa sözlü iletişime o kadar ihtiyaç duyulur. Dövülmek ve tokatlanmak, çocuğun hayli yüksek stres altında kalmasına yol açan tehdit edici ve dehşete düşürücü bir şeydir. Korku ve stres zihinsel yetenekte kusurlara yol açabilir" dedi.

Araştırmasında 32 ülkedeki çocuklar arasında karşılaştırma yapan Straus, ebeveynlerin fiziksel cezaya daha meyilli oldukları ülkelerde çocukların IQ'sunun daha düşük olduğunu belirledi.

http://www.haber3.com/dayak-zeka-seviyesini-dusuruyor-509405h.htmalınmıştır

..

Sorunların geride kalmasına izin vermeyeceğiz

Kahveci: 1 Mayıs’ta gerçek sorunların geride kalmasına izin vermeyeceğiz

Kamu çalışanlarının sorunları ve 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Gününe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Genel Başkanımız Önder Kahveci, “1 Mayıs’ta Anıtkabir’de olacağız. 1919 ruhunu yeniden canlandıracağız” dedi. Kahveci, “Emeğin alın terinin sorunların tartışılması gereken bir gün 1 Mayıs ama maalesef bu olmuyor. Her yıl farklı yerlerde yaşanan bazı görüntülere şahit oluyoruz. Basında bu görüntüler öne çıkıyor ve ne yazık ki gerçek sorunlar geride kalıyor. Devamı

Yeni O.O. Geçiş Sistemi Velilerden Geçemedi!

egitim senYeni Ortaöğretime Geçiş Sistemi Velilerden Geçemedi!

Tarih: 03 Mayıs  

TEOG sınavının kaldırılmasının ardından hemen uygulamaya konulacağı duyurulan yeni ortaöğretime geçiş sınavı hakkında velilerin görüşlerine başvurduk. Web sayfamızdan duyurduğumuz ankete katılan 1372 velinin düşüncesine göre, yeni ortaöğretime geçiş sistemi sınıfta kaldı. Devamı

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/