foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tesadüf Değil

Erkeklerin ‘’erkekliği ve erkeklerin ürettiği şiddeti’’ sorgulayarak, yaşanmışlıklarla konuşmaya başlamasının neden çok önemli olduğunu ve kendi açımdan bunun beni korkuttuğunu vurgulamak isterim.Devamı için

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

gulmekKazanmak için risk almak gerekir

Çin’in Guangzhou kentinde bir banka soygunu. Soygunculardan biri bankadakilere bağırır:

-“Kımıldamayın. Para devletindir, ama hayatınız sizindir.” Herkes sessizce yatar… Bunun adı “Zihin Değiştirme Kavramı”dır. Alışılmış düşünce tarzını değiştirmek… Bu arada müşterilerden bir kadın bir masanın üzerine yatmıştır. Ama bacaklar ortada... Soyguncu bağırır: -“Edebini takın. Bu bir soygun, ırza geçme değil!” Bunun adı “Profesyonelliktir.” İşin neyse onun üzerinde yoğunlaş! Soyguncular paraları yüklenip eve kapağı atmışlar. 

 

Daha genç olanı (MBA derecelidir) daha yaşlı olanına (ki bu ise 6 yıl ilkokuldan sonra terk):

-“Abi, hadi şu paraları sayalım,” , Daha yaşlı olanı:

-“Çok aptalsın be. Bu kadar para oturup sayılır mı? Bu akşam zaten TV haberlerinde kaç para çaldığımızı öğreniriz ”.  Buna “Deneyim” derler! Günümüzde deneyim kâğıt diplomalardan çok daha önemlidir. Soyguncular bankadan kaçtıktan sonra Şube Müdürü, Şube Şefine hemen polisi aramasını söyler.

Şef:

- “Durun hele Müdürüm. Alacaklarını aldılar. Biz de bir 10 milyon daha alıp daha önce iç ettiğimiz 70 milyon dolara ekleyelim, ne dersiniz?” Buna “Dalgayı yakalamak” derler. Berbat bir durumu kendi lehine çevirmektir bu! Müdür:

-“Yahu, her ay bir soygun olsa harika olurdu. Ne eğlenirdik!” Buna “Sıkıntılardan kurtulmak” derler. Kişisel mutluluk işinden çok daha önemlidir. Akşam TV haberleri bankadan 100 milyon dolar çalındığını açıklar! Çaldıkları paranın çok daha az olduğunu bilen soyguncular oturup parayı sayarlar…

Tekrar tekrar sayarlar ve bakarlar hepsi topu topu 20 milyon! Çok kızarlar bu işe:

-“Biz hayatımızı tehlikeye atıp 20 milyon çalabildik. Banka Müdürü bir el hareketiyle 80 milyon götürdü. Galiba soyguncu olmak yerine doğru dürüst eğitim görmek daha iyiymiş!” Bu “Bilgi altından daha değerlidir” demektir… Banka Müdürü çok mutludur. Özellikle bir süre önce borsada kaybettiklerini geri alabildiği için. Buna “Fırsatları kullanmak” derler. Kazanmak için risk almak gerekir. PEKI, GERÇEK SOYGUNCULAR KIMLER ŞIMDI?  Alıntı: Prof. Dr Fatih Kalkınç


Notumu Yazmayı Unutmuşsunuz

Üniversite yemekhanesine giren bir öğrenci tüm yerler dolu olduğundan gidip üniversite profesörünün oturduğu masaya oturmuş. Profesör kaşlarını çatarak:

-"Öküzler ve kuşlar aynı masada oturamaz! "öğrenci:

-"O zaman ben uçuyorum..." profesör cevaba çok sinirlenmiş, sınavda öğrenciye takmış ve sınavının başarısız geçmesi için elinden geleni yapmış.

Yalnız sınavda öğrenci tüm soruları mükemmel bir şekilde cevaplamış. Profesör öğrenciye:

-"Sana son bir soru soracağım"

-"Yolda yürürken iki torba bulduğunu hayal et, birinde akıl var, diğerinde ise para var. Hangi çuvalı alırsın?" öğrenci:

-"Para olan çuvalı seçerdim..." Profesör:

-"ben akıl olan çuvalı seçerdim... Öğrenci:

-"Normal! Kimde ne eksikse onu seçer..." profesör çok sinirlenmiş, öğrencinin not defterini alıp içine "öküz" yazmış. Öğrenci nota bakmadan odadan çıkmış. Bir dakika sonra öğrenci kapıyı aralamış:

-"sayın profesör, imzanızı atmışsınız, fakat notumu yazmayı unutmuşsunuz."


Buyurun cenaze namazına

Osmanlı Padişahı dördüncü Murat (1623-1640), kıyafet değiştirerek, halk arasında dolaşmaktan çok hoşlanırmış. Bir gün yine esnaf kılığında gezerken, Üsküdar'dan bir kayığa binmiş. Kayıkçı yanına bir müşteri daha almış, boğaza açılmışlar. Denizin ortasında Murat, yanında oturan müşteriye sormuş:
—Senin adın ne?
— Bana Üsküdarlı remmal Ahmed Ağa derler.
Padişahın merakı artmış. Tekrar sormuş:

—Ne iş yaparsın?
Adam, -sakin cevap vermiş:
—Remil atarak gaipten haber veririm.
— Peki, bir remil at da görelim. Meselâ şu anda Sultan Murad nerededir?
Adam, karşısındaki meraklı kişinin yüzüne şöyle bir bakmış, hatırını kırmak istememiş, remilini atmış.
—Deniz üstünde görünüyor.
— Bir remil daha at bakalım. Bize yakın mı, uzak mı?
Adam, remilini tekrar atar atmaz gözleri parlamış:
—Sultan Murad bizimle beraber. Ben remmal Ahmed olduğuma göre, devletli Hünkâr da sizsiniz.
— Aferin, hüner sahibi adammışsın. Yalnız, bir remil daha at bakalım. Şimdi ben İstanbul'un hangi kapısından gireceğim. Bilirsen seni ihya ederim. Bilemezsen.
Remilci, remilini dökmüş. Dökmüş ama busefer söylememiş. Bir kâğıda yazıp Padişaha uzatmış:
—Bir şartla Sultanım. Bu kağıdı kapıdan geçtikten sonra okumanızı dilerim. Demiş. Sultan Murad kâğıdı cebine yerleştirerek, kayıkçıya sahile çekmesini söylemiş. Karşısına gelen sur bedeninde nöbet tutan dizdarlardan birine:


- Ben Padişahım. Tez buradan bir kapı açın, şehre gireceğim.
Padişah fermanı bu. Derhal duvarı yıkarak bir kapı açmışlar. Padişah şehre girmiş ve cebinden remmalın yazdığı kâğıdı çıkarmış. Kâğıtta şunlar yazılı imiş: "Devleti Hünkarım Yeni kapınız mübarek olsun.".
O günden bu güne İstanbul'un o semtinin adı Yenikapı semtidir...

Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş. Yine bir konferansa
gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein’a;

“Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda
oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum” demiş. Einstein gülümseyerek ona bir teklifte bulunmuş:

“Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar… O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş, ben de arka sırada seni dinlerim.”

Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru
cevaplamış. Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir
fizik sorusu sormuş.
Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp:
“Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip” demiş.
Sonra da salonun arkasında oturan Einstein’ı işaret ederek şöyle devam etmiş:
“Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile cevaplayacak.”



Netice:

1-akıllı insanlar, akıllı insanlarla çalışır
ve
2-insanın zekiliğinin yanında uyanıklığı da insana çok şeyler kazandırır……


 

NE OLMAK İSTİYOR

ABD Başbakanlarından James Garfield (.l. 1881) başkan olmadan önce bir kolejin müdürüymüş. Bir gün bir anne çocuğunu koleje yazdırırken bir ricada bulunmuş:

— Müdür Bey, dersleri biraz daha basitleştiremez misiniz? Benimki derslerin hepsini takip edemez. Koleji de bir an önce bitirmek istiyor.

Garfield cevap vermiş:

— Evet hanımefendi bu mümkündür. Önce çocuğunuzun ne olmak istediğini söyleyin. Malum ya Tanrı bir meşeyi yüz yılda yetiştirirken bir kabak için iki ayı yeterli görüyor.

İsmail Özcan Espri ve fıkralarıyla ünlüler

Adam elinde bir top kumaş terzi dükkânına girer kumaşı ustaya uzatır ve sorar;

-Bu kumaştan bana bir pantolon  çıkar mı?..

Terzi kumaşı alır ölçer biçer bakar, adama bakar ve sonunda

-Hayır der bundan bir pantolon çıkmaz. Mecburen kumaş sahibi kumaşını alır ve çıkar giderken yol üzerinde başka bir terzi dükkânını görüp kumaşı uzatarak aynı soruyu ona da sorar terzi kumaşı alır bakar ölçer ve olur der  adamın ölçüsünü alarak haftaya gelmesini söyler.

Bir hafta sonra terzi dükkânına giden adam pantolonu alır giyinir tam üzerine göredir kumaş yetmiştir yetmesine ama yanında birde terzi kendi oğluna da aynı kumaştan bir pantolon dikmiştir. Bunu gören adam hiddetle eline pantolonu alır, ilk görüştüğü terziye gider ve:

-Bana bu kumaştan bir pantolon çıkmayacağını söylemiştin hâlbuki yan sokakta ki terzi bana bir pantolon diktiği gibi kendi oğluna da artan kumaştan bir pantolon dikti buna ne diyeceksin deyince terzi gayet sakince;

-Beyefendi yan terzinin oğlu 7 yaşında normal halbuki benim oğlum 15 yaşında!...


Kızı usulüyle istemek

Şehrin valisinin oğlu Çingene reisinin kızına aşık olur. Durumu ailesine anlatır. Babası istemese de tek oğlunu kıracak değil ya gider kızı ailesinden usulüyle ister.

Fakat çeribaşı çetin ceviz çıkmıştır. Kalkar valiye bir sürü hakaret ederek çadırından kovar. Sabahleyin makamına gelen vali çok üzülmüştür.

Bir yanda günden güne aşkından eriyen oğlu, öbür yanda incinen gururu en kötüsü de kimseye içini dökecek derdini anlatacak hali yok. Koltuğunda oturur ve kara kara düşünür nasıl yapsam nasıl etsem ama bir türlü işin içinden çıkamaz. Çayını getiren kapıcısı valiyi kara kara düşünür halde görür ama bir şey demeye de çekinir, sonunda çekingenliğini bir yana bırakıp sorar valiye derdini.

Vali sorma der kapıcıya derdim çok büyük çaresi yok, anlatın der kapıcı belki bir çaresi bulunur. Vali dayanamaz ve kapıcıya anlatır başından geçenleri ve ne yapacağına bir türlü karar veremediğini.

Kapıcı kolay der ben o işi hallederim. Vali inanamaz nasıl halledeceksin deyince kapıcı efendim siz o işi bana bırakın ve akşama işi hallolmuş bilin deyip çıkar.

Kapıcı doğru Çingene reisinin çadırının bulunduğu obanın başına gelir ve obanın başından bağırır.

-Hey çeri başı senin kızı bizim vali oğluna istemiş ama sen vermemişsin çabuk kızı ve çeyizini hazırla ben varmadan sen getirip teslim et yoksa çadırını başına geçiririm....


 

Çeribaşı cevap verir.

-Tamamdır efendim hiç merak etmeyin o sizin gibi gelip usulüyle isteme diki kızımı vereyim, hiç merak etmeyin akşama kalmaz iş tamamdır!....

Adam sokakta giderken iki gözü iki çeşme ağlayan bir çocuğa rastlar şefkatle eğilip sorar:

-Niçin ağlıyorsun yavrum!..

-Elimde iki tane 50 liram vardı bir abi geldi zorla birini alıp kaçtı.

-Peki, o zorla paranı alıp kaçarken sen direnip, imdaaat diye bağırıp insanlardan yardım istemedin mi?

-İstedim ama kimse yardımıma gelmedi o da paramı alıp kaçtı..

-Peki, bütün avazın çıktığı kadar bağırıp beni gasp ediyorlar yardım edin diye bağırıp yardım istemedin mi? 

-Bağırdım ama kimse tarafıma bile bakmadı deyince adam kaşlarını çatar kızgın bir şekilde:

-Öyle ise diğer 50 lirayı da bana ver!...


Kıbrıs'ın eşekleri meşhurdur

Gerçek midir bilinmez, Kıbrıslı Kamil Paşa İzmir valiliği sırasında sık sık memleketi Kıbrıs'a gidiyordu. İzmir’de o tarihlerde yaptığı nüktelerle İzmir'in gönlünde taht kuran Şair Eşref'in hayranları arasında Vali Kamil Paşa da vardı. İzmir valisi Kamil Paşa Eşref'i seviyor ve koruyordu.

Bir gün Kamil Paşa, Kıbrıs’a giderken Eşref'ten ne hediye istediğini sorar. Eşref,

-"Kıbrıs'ın eşekleri meşhurdur, bir eşek getirirseniz makbule geçer paşam"  ,

Aradan bir ay geçer Kamil Paşa Kıbrıs'tan döner. Valiyi karşılayanlar arasında Şair Eşref'te vardır. Paşa Şair Eşref'i görünce elini dizine vurarak:

-Tüh! Sen benden eşek istemiştin. Unuttum. Şimdi seni görünce aklıma geldi" deyince Şair Eşref altta kalacak değil ya hemen cevabını verir:

-"Ziyanı yok paşa! Siz geldiniz ya!... " Efendi den alınmıştır.


Üç Profesör!..

Üç Profesör Anadolu ya doğru otomobilleri ile yola çıkarlar. Bursa yakınlarında  arabaları bozulur. Yolda kalırlar. Arabalarını tamir edemedikleri gibi geceye de kalmışlardır. Konaklamak için  yer ararlar. Bir köylünün kapısını çalar ve durumlarını anlatıp kendilerini misafir edip edemeyeceklerini sorarlar köylü Tanrı misafiri deyip içeri buyur eder profları, kendisi sobayı yakar ve izin alarak  ahıra koyunlarını sağmaya gider. Proflar sobaya bakarlar soba ayaklarının altına taş koyulmuş yerden yükseltilmiş bir vaziyette tuhaflarına gider hemen biri söze başlar:


-Bu köylü çok zeki odadaki ısı kaybını önlemek için sobayı yükseğe kurdu der, diğeri söz alır 

-Bence ısınan havanın yükseldiğini düşünerek önce yukarıdaki havayı daha erken ısıtmaya çalışmıştır der diğeri ise 

-Dışardan gelen havanın soğuk olması fazla ısı kaybına yol açıyor soğuk ısı aşağıdan gelince sobayı soğutmasın diye düşünmüştür... Tartışmalar sürerken köylü içeri girer ve proflar köylüye sormaya karar verirler. Köylü: 

-Ha o mu efendim sobanın borusu yetmedi bende çare olsun diye ayaklarının altına taş koyup sobayı yükselttim!.. 


Kaz Yolmayı sever misin?..

Padişah tebdili kıyafet iki vezirini yanına alır Üsküdar’dan kayığa biner Sarayburnu’na varacaktır. Kayığa binince etrafına göz gezdirir. Kayıkçının uyanık biri olduğunu anlar ve sohbete başlar adın işin birkaç sohbetten sonra Padişah sorar

-32 ile aran nasıl.. Kayıkçı

-İdare ediyoruz işte pekte iyi denmez ama vaziyeti idare etmeye çalışıyoruz. Biraz daha gittikten sonra tekrar sorar

-Düşmanın var mı?

-Evet, vardır hem de iki tane hele biri akşam kapıyı çok zorladı ama benim onun isteklerini yapacak gücüm yok. Biraz daha gidince tekrar sorar

-Kaz yolmayı sever misin?..

-Oooo çok severim..

-O zaman sana iki tane gönderirim. Sohbetle kıyıya da varılır herkes kayıktan iner uzaklaşırlar. Padişah vezirlerine döner

-Kayıkçı ile sohbetimizi nasıl buldunuz. Vezirler uyanık ya  hemen yağcılığa başlarlar

-Efendim çok güzel konuştunuz ,ağzının payını verdiniz....Padişah konuşulanlardan vezirlerin hiçbir şey anlamadığını anlamış ama hiçte renk vermemiştir…

-O halde akşama bu konuları tekrar görüşelim deyip konuyu kapatır. Vezirler durumun vahametini anlayıp hemen bir akıl düşünelim der vezirin biri uyanık bir şekilde sırıtarak kuşağından bir kese altın çıkarır ve doğru kayık iskelesine gider kayıkçıyı bulur ve sorarlar

-Bizi tanıdın mı?

Kayıkçı kıs kıs güler, padişahın "sana iki kaz göndereceğim" sözü aklına gelir!..

-Evet, tanıdım der, vezirler;

-Öyleyse söyle bakalım neydi o konuştuklarınızın manası.. Kayıkçı uyanık

-Yoo ağalar olmaz der öyle bedavadan olmaz vezirlerden biri kendince uyanık ya hemen bir kese altını kuşağından çıkarıp kayıkçıya uzatır, kayıkçı anlatır…

-Bana Padişah 32 ile aran nasıl diye sordu yani geçinebiliyor muşun, bende  pek iyi değil ama kıt kanaat geçinmeye çalışıyorum dedim

-Peki, düşmanın var mı ne demek

-Padişah bana evladın var mı diye sordu çünkü çocuk evin düşmanıdır işin oluruna bakmaz dilediğini yapmak ister. Benimde iki oğlum var dedim biri illa evlenmek istiyor, ama gücüm yok şimdi onu evlendiremem dedim,

-Peki ya kaz yolar mısın ne demek

-Bakın ağalar o işte olmaz deyince vezirler bir kese altın daha uzatıp cevap isteyince

-Eeeeee ağalar bu kadar basit bir konuşma için iki kese altın verdiniz artık anlayın kaz yolar mısın ne demek!.....


Bilseniz o ne hırsızdı!...

Köyün ağasının çok iyi bir çobanı vardır. Her sabah gelir sürüyü alır otlağa götürür akşamleyin de gelir sürüyü ahıra teslim eder. Günler ayları aylar yılları kovalar günden güne sürü artmaktadır. Sürünün hızla çoğalması ağayı ayrı bir memnun etmektedir.

Gel zaman git zaman günün birinde fırtına, yağmur, şimşek, yıldırım çarpar sürü telef olur, çobanda ölür. Haberi alan ağa perişan olur. Ağlar sızlar, feryat eder. Cenaze günü gelmiştir. Çevre köylerin ağaları başsağlığına taziyeye gelirler ama gel de sen ağayı teselli et edebilirsen. Ağa kendini yerden yere atmakta göğsünü döğmekte ahu feryat etmektedir. Durumu gören diğer ağalar kendisi ile konuşup teselli etmeyi denerler. Ağaya sarılıp başsağlığı diler ve "yeter artık kendini perişan ettin, gelen dünya malına gelsin yenisi olur çobansa Allah rahmet eylesin ama yeni bir çoban buluruz sana" deyince ağa dayanamaz ve :

-Ben ona ağlamam ağalar!..

-Neye ağlarsın

-Bilseniz o ne hırsızdı şimdi ben onun gibisini nereden bulurum işte ona ağlarım!......

Tanrıya dua edelim!...

Baba John oğlunu çağırdı:

-Oğlum Jack atlara vermek için komşunun samanlığından saman çaldın mı?

-Evet baba

-Aferin oğlum!...

-Peki, sabah kahvaltısı için komşunun kümesinden yumurta çaldın mı?

-Evet baba

-Aferin oğlum!...

-Peki, tavuklara vermek için komşunun ambarından tahıl çaldın mı?

-Evet baba

-Aferin oğlum şimdi haydi kiliseye Tanrı ya dua edelim!...


EŞKİYA

Yaşlı adam ölüm döşeğinde son isteği için oğlunu çağırır ve kendisine vasiyetini bildirir :

-Oğlum ben ölüyorum senden son isteğim sandıkta bulunan dört bin altını al iki binini kendine sakla yalnız geriye kalan iki bin altını memleketin en büyük eşkıyasını bulup ona vereceksin!..

Oğlu babasının ölümünden sonra vasiyetini yerine getirmek için dağ tepe demez arar sorar soruşturur ve sonunda memleketin en büyük eşkıyasını bulur. Eşkıya reisinin karşısına çıkar, reis ne istediğini sorunca anlatır; babasının son nefesinde kendisinden dört bin altınının olduğunu bunun iki binini kendine almasını kalan iki bini ise memleketin en büyük eşkıyasını bulup vermesini, araştırması sonucunda da en büyük eşkıyanın kendisi olduğunu ve parayı teslim etmeye geldiğini söyler. Eşkıya reisi ise güler düşünür ve kararını verir;

-Aferin dürüst insansın ama ben alamam,  benden daha büyük eşkıyalar var sen git ona ver, deyince adam:

-Hayır der ben sordum soruşturdum en büyük eşkıya senin olduğunu söylediler deyince  reis :

-Sen bu altınları git şehrin kadısına ver o benden daha büyük eşkıyadır, der. Zavallı çaresiz vasiyet deyip yola koyulur şehre varır kadının huzuruna çıkar derdini anlatır. Kadı:

-Alamam der alamam çünkü bunları alabilmem için karşılığında sana bir şeyler vermem lazım, düşünür çareyi de bulur!. Bak der şu karşıki dağı görüyor musun o dağ devletin bende devletin kadısıyım o dağın üzerindeki karda devletin haliyle benim sayılır. O karı iki bin altın karşılığında sana veriyorum kabul ediyor musun adam çaresiz babamın son vasiyeti deyip  kabul eder.

Sevinçle Kadı’ nın yanından ayrılırken arkasından kadı seslenir.

-Efendi nereye!... Adam geri döner

-Vasiyeti yerine getirdim şimdide gidiyorum, kadı tekrar seslenir.

-Git git ama şu benim dağımda senin karının ne işi var önce karını temizle de öyle git. Adam şaşırır hiç dağdaki kar temizlenir mi ben ne yaparım buna başka bir çare deyince kadı:

-Ya karını temizle yada kirasını ver kirası iki bin altındır deyip adamın babasından kendisine kalan iki bin altınını da alınca zavallı dağdaki eşkıyanın dediğini düşünür ve kendi kendini "reis , Sen eşkıya değil evliyaymışsın" demekten alamaz!...


Aman beyefendi ne yaptınız

Fabrikasını gezen fabrikatör, çimenler üzerine yan gelip yatmış birini görünce hiddetle bağırır:

-"İş zamanında böyle davrananları fabrikamda istemem. Alın şu beş milyar lira tazminatınızı, fabrikamdan defolun!.."

-Adam tazminatını alıp gittikten sonra fabrikanın müdürü fabrikatöre:

-"Aman beyefendi ne yaptınız. İşten kovduğunuz adam yemekhaneye ekmek taşımak için gelmişti!.."

3 yeni zarf hazırla...

Şirkette eski genel müdür kovulmuş, yerine yeni bir genel müdür atanmıştır. Eski müdür görevi devrederken, yenisine tavsiyelerde bulunur ve 3 adet zarf verir. Her biri numaralanmıştır. Eski müdür yeni müdüre  ileride her başı sıkıştığında sırasıyla zarfları açmasını söyler ve yeni müdür ise başlar. Altı ay işler yolunda gider. Fakat sonra satışlar düşer. Ne yapacağını bilemeyen yeni müdür, en sonunda 1. zarfı açar. Zarfta şöyle yazmaktadır:


- Kendinden önceki müdürü suçla... Yeni müdür hemen bir basın toplantısı ayarlayıp  sorunlar için kendinden önceki müdürün politikalarını suçlar. Basın ve borsa bu açıklamalara olumlu bakar, şirket hisseleri toparlanır, bu arada da satışlar düzelir... İşler bir süre daha yolunda gider. Fakat sonra üretim sorunları çıkar. Önceki olaydan tecrübeli yeni müdür gecikmeden 2. zarfı açar, zarfta şunlar yazmaktadır:


- Şirketi yeniden organize et. Yeni müdür reorganizasyonu uygulamaya koyulur, sorun çözülür. Bir süre sonra işler yine bozulur. Yeni müdür masanın çekmecesini açar  ve 3. zarfı çıkarır aynen şu yazmaktadır:


- 3 yeni zarf hazırla...


 

Gazetecinin Edebiyatı

Kasaba sular altında... Bütün evler, büyük binalar yıkılmış, binlerce kişi açıkta kalmış, ölenler, yaralananlar... Felaket gerçekten büyük. Duygulanmamak elde değil.

Mesleğin ilk basamağındaki genç gazeteci, büyük heyecan içerisinde gazetesine telgraf çekiyor, olayı bildirirken  içine biraz da edebiyat katıyor:

"Bir deniz burası, yeni bir deniz. Felaket kasabanın üstüne bütün hışmıyla çökmüş ve Tanrı karşı tepelerin üstünde bütün heybetiyle oturmuş, öfkeli gözlere bu hazin manzarayı seyrediyor... İnsanlar ölüyor ama belki de Tanrı'nın da yapacak bir şeyi yok."

Yazı işleri müdürünün cevabı gecikmemiş:

"Sersemliğin lüzumu yok. Stop. Sel felaketini boş ver. Stop. Hemen Tanrı ile konuş. Stop. Mümkünse resmini çek. Stop. Haberini acele yazdır."


Hangisini efendim?

Kadın evine aldığı yeni hizmetçiye gelen misafir ve komşularına hava atmak için öğretiyordu:

-Bak kızım burada misafir varken senden neyi getirmeni istersem " hangisini"  diye soracaksın der, hizmetçi:

-Ama efendim tek olanlar içinde mi?

-Evet, ne istersem hangisini diye soracaksın sakın unutma! der.

Akşam olur eve misafirler gelir fakat evin beyi çalışma odasındadır. Hanımefendi hizmetçiye seslenir.

-Kızım misafirler geldi kocamı çağır. Hizmetçi seslenir

-Hangisini efendim?


BEĞENMEZ

Ormanda büyüyen adam azgını
Çarşıda pazarda insan beğenmez
Medrese kaçkını softa bozgunu
Selam vermeğe dervişan beğenmez.

Alemi taneder yanına varsan
Seni yanıltır mes'ele sorsan
Bir cim çıkmaz eğer karnını yarsan
Camiye gelir de erkân beğenmez

Elin kapusunda kul kardaş olan
Bumu sümüklü hem gözü yaş olan
Bayramdan bayrama bir tıraş olan
Berber dükkânında oğlan beğenmez

Dağlarda bayırda gezen bir yörük
Kimi tımarlı sipahi kimi serbölük
Bir elife dili dönmeyen hödük
Şehristana gelir ezan beğenmez

Bir çubuğu vardır gayet küçücek
Zu'mu fasidince keyf götürecek
Kırık çanağı yok ayran içecek
Kahveye gelir de fincan beğenmez

Yaz olunca yayla yayla göçenler
Topuz korkusundan şardan kaçanlar
Meşe yaprağını kıyıp içenler Rumeli
Yenicesi duhan beğenmez

Aslında neslinde giymemiş hâre
İş gelmez elinden gitmez bir kare
Sandığı gömleksiz duran mekkâre
Bedastana gelir kaftan beğenmez

Kazak Abdal söyler bu türlü sözü
Yoğurt ayran ile hallolmuş özü
Köyden şehre gelse bir Türkün kızı
İnci yakut ister mercan beğenmez

Kazak Abdal


TEKEL RAKININ TÜRK TOPLUMU ÜZERİNDEKİ

ETKİLERİNİ ARAŞTIRDI

İLK DUBLE: İçilen birinci duble kişinin düşüncelerini berraklaştırır. Solunumu artırır, İkinci kadehi içme arzusunu artırır. Rakının ilk dublesi çok lezzetlidir...

İKİNCİ DUBLE: Yorgunluk hissi kaybolur, sohbet etmek ve hoşça vakit geçirmek arzusu başlar, genel bir memnunluk duygusu hâkim olur. Kişi bu durumda mutludur....

ÜÇÜNCÜ DUBLE: Sıkıntılar ve üzüntüler iyice kaybolur, hareketli bir kişilik ortaya çıkar. Genel olarak bütün içki içenlerin en hoşlandıkları ve zevk duydukları andır.

DÖDÜNCÜ DUBLE: Yüksek sesle, fakat peltek peltek konuşma başlar. Eller hafifçe titrer. Hareketlerde belirgin bir beceriksizlik görülür. Kişi sık sık "sarhoş değilim" der.

BEŞİNCİ DUBLE: Kişi dünyayı kendisinin yarattığını sanır. Hiç bir şey keyfini bozmaz. Çok cömerttir. Cinsel arzuları artar, ancak cinsel ilişkiye girerse bunu başaramaz.


Gerdan kır, belini bük, al gitsin maaşını.

Bir soğan soyulurken yaşarıyor da gözler,
Hazine soyulurken aldırmıyor öküzler,
Hayadan eser yoktur nafile bütün sözler.
Beyhude inat etme, salla hemen başını,
Gerdan kır, belini bük, al gitsin maaşını.


Bir yolsuzluk görünce köpürme, isyan etme,
Bir hak için kendine, dik başlıdır dedirtme,
Doğru yolu dostuna göster ama, sen gitme.
Ne derlerse huuu... diye salla hemen başını,
Dilini tut, uslu dur, al gitsin maaşını.

Unutma bu ocağın adı asiyaptir,
Sen de bir dolap çevir, apartmanlar yaptır.
Hakikat nene gerek o memnu bir kitaptır.
Sana lazım olan şey, sallayarak başını,
El öpüp, etek öpüp almaktır maaşını.

Bu güvercin eder mi atmacalarla yarış,
Öğrenmeden dünyayı gezdim de karış karış,
Vazgeç hak sevdasından sen de kervana karış,
Ne derlerse huuu diye, salla hemen başını,
Gerdan kır, belini bük, al gitsin maaşını"


Yıl:1943
Yazan:Abdullah Çağlayan
Görevi: Eski Antalya Defterdarı

..

Sorunların geride kalmasına izin vermeyeceğiz

Kahveci: 1 Mayıs’ta gerçek sorunların geride kalmasına izin vermeyeceğiz

Kamu çalışanlarının sorunları ve 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Gününe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Genel Başkanımız Önder Kahveci, “1 Mayıs’ta Anıtkabir’de olacağız. 1919 ruhunu yeniden canlandıracağız” dedi. Kahveci, “Emeğin alın terinin sorunların tartışılması gereken bir gün 1 Mayıs ama maalesef bu olmuyor. Her yıl farklı yerlerde yaşanan bazı görüntülere şahit oluyoruz. Basında bu görüntüler öne çıkıyor ve ne yazık ki gerçek sorunlar geride kalıyor. Devamı

Yeni O.O. Geçiş Sistemi Velilerden Geçemedi!

egitim senYeni Ortaöğretime Geçiş Sistemi Velilerden Geçemedi!

Tarih: 03 Mayıs  

TEOG sınavının kaldırılmasının ardından hemen uygulamaya konulacağı duyurulan yeni ortaöğretime geçiş sınavı hakkında velilerin görüşlerine başvurduk. Web sayfamızdan duyurduğumuz ankete katılan 1372 velinin düşüncesine göre, yeni ortaöğretime geçiş sistemi sınıfta kaldı. Devamı

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/