foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

gulmekKazanmak için risk almak gerekir

Çin’in Guangzhou kentinde bir banka soygunu. Soygunculardan biri bankadakilere bağırır:

-“Kımıldamayın. Para devletindir, ama hayatınız sizindir.” Herkes sessizce yatar… Bunun adı “Zihin Değiştirme Kavramı”dır. Alışılmış düşünce tarzını değiştirmek… Bu arada müşterilerden bir kadın bir masanın üzerine yatmıştır. Ama bacaklar ortada... Soyguncu bağırır: -“Edebini takın. Bu bir soygun, ırza geçme değil!” Bunun adı “Profesyonelliktir.” İşin neyse onun üzerinde yoğunlaş! Soyguncular paraları yüklenip eve kapağı atmışlar. 

 

Daha genç olanı (MBA derecelidir) daha yaşlı olanına (ki bu ise 6 yıl ilkokuldan sonra terk):

-“Abi, hadi şu paraları sayalım,” , Daha yaşlı olanı:

-“Çok aptalsın be. Bu kadar para oturup sayılır mı? Bu akşam zaten TV haberlerinde kaç para çaldığımızı öğreniriz ”.  Buna “Deneyim” derler! Günümüzde deneyim kâğıt diplomalardan çok daha önemlidir. Soyguncular bankadan kaçtıktan sonra Şube Müdürü, Şube Şefine hemen polisi aramasını söyler.

Şef:

- “Durun hele Müdürüm. Alacaklarını aldılar. Biz de bir 10 milyon daha alıp daha önce iç ettiğimiz 70 milyon dolara ekleyelim, ne dersiniz?” Buna “Dalgayı yakalamak” derler. Berbat bir durumu kendi lehine çevirmektir bu! Müdür:

-“Yahu, her ay bir soygun olsa harika olurdu. Ne eğlenirdik!” Buna “Sıkıntılardan kurtulmak” derler. Kişisel mutluluk işinden çok daha önemlidir. Akşam TV haberleri bankadan 100 milyon dolar çalındığını açıklar! Çaldıkları paranın çok daha az olduğunu bilen soyguncular oturup parayı sayarlar…

Tekrar tekrar sayarlar ve bakarlar hepsi topu topu 20 milyon! Çok kızarlar bu işe:

-“Biz hayatımızı tehlikeye atıp 20 milyon çalabildik. Banka Müdürü bir el hareketiyle 80 milyon götürdü. Galiba soyguncu olmak yerine doğru dürüst eğitim görmek daha iyiymiş!” Bu “Bilgi altından daha değerlidir” demektir… Banka Müdürü çok mutludur. Özellikle bir süre önce borsada kaybettiklerini geri alabildiği için. Buna “Fırsatları kullanmak” derler. Kazanmak için risk almak gerekir. PEKI, GERÇEK SOYGUNCULAR KIMLER ŞIMDI?  Alıntı: Prof. Dr Fatih Kalkınç


Notumu Yazmayı Unutmuşsunuz

Üniversite yemekhanesine giren bir öğrenci tüm yerler dolu olduğundan gidip üniversite profesörünün oturduğu masaya oturmuş. Profesör kaşlarını çatarak:

-"Öküzler ve kuşlar aynı masada oturamaz! "öğrenci:

-"O zaman ben uçuyorum..." profesör cevaba çok sinirlenmiş, sınavda öğrenciye takmış ve sınavının başarısız geçmesi için elinden geleni yapmış.

Yalnız sınavda öğrenci tüm soruları mükemmel bir şekilde cevaplamış. Profesör öğrenciye:

-"Sana son bir soru soracağım"

-"Yolda yürürken iki torba bulduğunu hayal et, birinde akıl var, diğerinde ise para var. Hangi çuvalı alırsın?" öğrenci:

-"Para olan çuvalı seçerdim..." Profesör:

-"ben akıl olan çuvalı seçerdim... Öğrenci:

-"Normal! Kimde ne eksikse onu seçer..." profesör çok sinirlenmiş, öğrencinin not defterini alıp içine "öküz" yazmış. Öğrenci nota bakmadan odadan çıkmış. Bir dakika sonra öğrenci kapıyı aralamış:

-"sayın profesör, imzanızı atmışsınız, fakat notumu yazmayı unutmuşsunuz."

Buyurun cenaze namazına

Osmanlı Padişahı dördüncü Murat (1623-1640), kıyafet değiştirerek, halk arasında dolaşmaktan çok hoşlanırmış. Bir gün yine esnaf kılığında gezerken, Üsküdar'dan bir kayığa binmiş. Kayıkçı yanına bir müşteri daha almış, boğaza açılmışlar. Denizin ortasında Murat, yanında oturan müşteriye sormuş:
—Senin adın ne?
— Bana Üsküdarlı remmal Ahmed Ağa derler.
Padişahın merakı artmış. Tekrar sormuş:

—Ne iş yaparsın?
Adam, -sakin cevap vermiş:
—Remil atarak gaipten haber veririm.
— Peki, bir remil at da görelim. Meselâ şu anda Sultan Murad nerededir?
Adam, karşısındaki meraklı kişinin yüzüne şöyle bir bakmış, hatırını kırmak istememiş, remilini atmış.
—Deniz üstünde görünüyor.
— Bir remil daha at bakalım. Bize yakın mı, uzak mı?
Adam, remilini tekrar atar atmaz gözleri parlamış:
—Sultan Murad bizimle beraber. Ben remmal Ahmed olduğuma göre, devletli Hünkâr da sizsiniz.
— Aferin, hüner sahibi adammışsın. Yalnız, bir remil daha at bakalım. Şimdi ben İstanbul'un hangi kapısından gireceğim. Bilirsen seni ihya ederim. Bilemezsen.
Remilci, remilini dökmüş. Dökmüş ama busefer söylememiş. Bir kâğıda yazıp Padişaha uzatmış:
—Bir şartla Sultanım. Bu kağıdı kapıdan geçtikten sonra okumanızı dilerim. Demiş. Sultan Murad kâğıdı cebine yerleştirerek, kayıkçıya sahile çekmesini söylemiş. Karşısına gelen sur bedeninde nöbet tutan dizdarlardan birine:


- Ben Padişahım. Tez buradan bir kapı açın, şehre gireceğim.
Padişah fermanı bu. Derhal duvarı yıkarak bir kapı açmışlar. Padişah şehre girmiş ve cebinden remmalın yazdığı kâğıdı çıkarmış. Kâğıtta şunlar yazılı imiş: "Devleti Hünkarım Yeni kapınız mübarek olsun.".
O günden bu güne İstanbul'un o semtinin adı Yenikapı semtidir...

Einstein konferanslarına hep özel şoförü ile gidermiş. Yine bir konferansa
gitmek üzere yola çıktıkları bir gün şoförü Einstein’a;

“Efendim, uzun zamandır siz konuşmanızı yaparken ben de arka sıralarda
oturup sizi dinliyorum ve neredeyse söyleyeceğiniz her şeyi kelimesi kelimesine biliyorum” demiş. Einstein gülümseyerek ona bir teklifte bulunmuş:

“Peki, şimdi gideceğimiz yerde beni hiç tanımıyorlar… O halde bugün palto ve şapkalarımızı değiştirelim, benim yerime sen konuş, ben de arka sırada seni dinlerim.”

Şoför, gerçekten çok şahane ve başarılı bir konuşma yapmış ve sorulan bütün soruları doğru
cevaplamış. Tam yerine oturacağı sırada bir kişi, o güne kadar konferansta sorulmamış ağır bir
fizik sorusu sormuş.
Şoför, hiç duraksamadan soruyu soran kişiye dönüp:
“Böylesine basit bir soruyu sormanız gerçekten çok garip” demiş.
Sonra da salonun arkasında oturan Einstein’ı işaret ederek şöyle devam etmiş:
“Şimdi size arka sırada oturan şoförümü çağıracağım ve sorduğunuz soruyu, göreceksiniz, o bile cevaplayacak.”



Netice:

1-akıllı insanlar, akıllı insanlarla çalışır
ve
2-insanın zekiliğinin yanında uyanıklığı da insana çok şeyler kazandırır……

NE OLMAK İSTİYOR

ABD Başbakanlarından James Garfield (.l. 1881) başkan olmadan önce bir kolejin müdürüymüş. Bir gün bir anne çocuğunu koleje yazdırırken bir ricada bulunmuş:

— Müdür Bey, dersleri biraz daha basitleştiremez misiniz? Benimki derslerin hepsini takip edemez. Koleji de bir an önce bitirmek istiyor.

Garfield cevap vermiş:

— Evet hanımefendi bu mümkündür. Önce çocuğunuzun ne olmak istediğini söyleyin. Malum ya Tanrı bir meşeyi yüz yılda yetiştirirken bir kabak için iki ayı yeterli görüyor.

İsmail Özcan Espri ve fıkralarıyla ünlüler

Adam elinde bir top kumaş terzi dükkânına girer kumaşı ustaya uzatır ve sorar;

-Bu kumaştan bana bir pantolon  çıkar mı?..

Terzi kumaşı alır ölçer biçer bakar, adama bakar ve sonunda

-Hayır der bundan bir pantolon çıkmaz. Mecburen kumaş sahibi kumaşını alır ve çıkar giderken yol üzerinde başka bir terzi dükkânını görüp kumaşı uzatarak aynı soruyu ona da sorar terzi kumaşı alır bakar ölçer ve olur der  adamın ölçüsünü alarak haftaya gelmesini söyler.

Bir hafta sonra terzi dükkânına giden adam pantolonu alır giyinir tam üzerine göredir kumaş yetmiştir yetmesine ama yanında birde terzi kendi oğluna da aynı kumaştan bir pantolon dikmiştir. Bunu gören adam hiddetle eline pantolonu alır, ilk görüştüğü terziye gider ve:

-Bana bu kumaştan bir pantolon çıkmayacağını söylemiştin hâlbuki yan sokakta ki terzi bana bir pantolon diktiği gibi kendi oğluna da artan kumaştan bir pantolon dikti buna ne diyeceksin deyince terzi gayet sakince;

-Beyefendi yan terzinin oğlu 7 yaşında normal halbuki benim oğlum 15 yaşında!...

Kızı usulüyle istemek

Şehrin valisinin oğlu Çingene reisinin kızına aşık olur. Durumu ailesine anlatır. Babası istemese de tek oğlunu kıracak değil ya gider kızı ailesinden usulüyle ister.

Fakat çeribaşı çetin ceviz çıkmıştır. Kalkar valiye bir sürü hakaret ederek çadırından kovar. Sabahleyin makamına gelen vali çok üzülmüştür.

Bir yanda günden güne aşkından eriyen oğlu, öbür yanda incinen gururu en kötüsü de kimseye içini dökecek derdini anlatacak hali yok. Koltuğunda oturur ve kara kara düşünür nasıl yapsam nasıl etsem ama bir türlü işin içinden çıkamaz. Çayını getiren kapıcısı valiyi kara kara düşünür halde görür ama bir şey demeye de çekinir, sonunda çekingenliğini bir yana bırakıp sorar valiye derdini.

Vali sorma der kapıcıya derdim çok büyük çaresi yok, anlatın der kapıcı belki bir çaresi bulunur. Vali dayanamaz ve kapıcıya anlatır başından geçenleri ve ne yapacağına bir türlü karar veremediğini.

Kapıcı kolay der ben o işi hallederim. Vali inanamaz nasıl halledeceksin deyince kapıcı efendim siz o işi bana bırakın ve akşama işi hallolmuş bilin deyip çıkar.

Kapıcı doğru Çingene reisinin çadırının bulunduğu obanın başına gelir ve obanın başından bağırır.

-Hey çeri başı senin kızı bizim vali oğluna istemiş ama sen vermemişsin çabuk kızı ve çeyizini hazırla ben varmadan sen getirip teslim et yoksa çadırını başına geçiririm....

..

...

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/