foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

 

 

ALİ KUŞÇU ( .... — 1474 )

Türk Dünyasının en büyük astronomi ve kelam âlimi olan Ali Kuşçu, 15. Yüzyıl başlarında Semerkant’ta doğdu. Babası Muhammed ünlü Türk sultanı ve astronomu Uluğ Bey’in kuşçusu olduğu için ailesi ‘Kuşçu’ lakabıyla tanındı.

Küçük yaştan itibaren matematik ve astronomi’ye ilgi duyan Ali Kuşçu devrin en büyük âlimleri olan Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddin Cemşid ve Muinüddin Kaşi’den matematik ve astronomi dersleri aldı. Daha sonra bilgisini artırmak için Kirman’a gitti. Burada Hallü Eşkâli Kamer (Ay Safhalarının Açıklanması) adlı risale ile Şerh-i Tecrid adlı eserini yazdı.

Daha sonra tekrar Semerkant’a dönen Ali Kuşçu, Kadızade Rumi’nin ölümü üzerine Uluğ Bey tarafından Semerkant Rasathanesine müdür olarak atandı. Ancak Uluğ Bey’in 1449’da öldürülmesi üzerine Semerkant medresesi ve rasathanesindeki çalışmalarına son vererek Tebriz’e gitti.Uluğ Bey’in ölümünden sonra oğulları onun kıymetini bilmediklerinden Türkistan’ı terk edip Tebriz’e geldi.Uzun Hasan’dan çok iltifat gördü.  Bir süre sonra da Uzun Hasan’ın elçisi olarak İstanbul’a Fatih Sultan Mehmet’e gitti.

Ali Kuşçu bu elçilik görevini tamamladıktan sonra Fatih’in ricası üzerine tekrar İstanbul’a dönerek Osmanlı Devleti hizmetine girdi.Türkiye topraklarına girdikten sonra İstanbul’a gelinceye kadar her konakladığı yerde 1000 akçe sarf edilerek izaz ve ikram edilsin şerefine layık şekilde ağırlansın diye fatih ferman çıkardı.Hocazade bir kadırga ile istikbale memur edildi.İstanbul’da hiç kimseye böyle bir karşılama düzenlenmemiştir.Ali Kuşçu bu yolculuğu sırasında hesap ilmine dair bir eser kaleme aldı ve bunu Fatih’e takdim etti.Padişah adına nispetle buna Er –Risaletü’l-Muhammediye adını verdi.sonra Fatih’in Uzun Hasan Seferine giderken yolda Fatih namına Astronomiye dair bir eser yazdı.Buna da Er-Riasaletü’l –Fethiyye dedi.Fatih Ali Kuşçuyu çok takdir ederdi.Günde 200 dirhem tahsisatla Ayasofya’ya müderris tayin etti ve akrabasına da tahsisat bağladı.Fatih Sultan Mehmet zamanında Ayasofya Medresesinde müderrislik (profesörlük) yapmıştır.Doğum tarihi kesin olarak bilinmeyen Ali Kuşçu,Miladi 1474 yılında İstanbul'da ölmüştür. Kuşçu’nun ders vermeye başlamasıyla İstanbul medreselerinde Astronomi ve matematik alanında büyük gelişme oldu. Burada Matematik ve Astronomi alanında Risale Fi’l-Hey’e (Astronomi Risalesi), Risale Fi’l-Hesap Matematik Risalesi), Risale Fi’l-Fethiye (Fetih Risalesi) ve Risale Fi’l-Muhammediye (Cebir ve hesap üzerine) başta olmak üzere çok sayıda eser yazmıştır.

ALİ ŞİR NEVAİ

Çağatay şairi Herat 1441–1501 Timur soyundan varlıklı bir ailedendi.Çok iyi bir eğitim gördü.Sütkardeşi de olduğu söylenen Hüseyin Baykara'nın güven ve desteğini kazandı.Herat'ı ele geçiren Hüseyin Baykara'nın çağrısıyla hükümet işlerine atandı.Nişancı divan beyi oldu.Astrababad'daki görevinin dışında bütün yaşamı Herat ve Hüseyin Baykara'nın yanında geçti.Aylık bile almadan kabul ettiği görevi sonunda sözü Padişah kadar geçer duruma geldi.Savaş alanında ki başarılarının yanında Türkçe'nin de en iyi büyük ve verimli şairi oldu.Sultan Baykara'yı bir sefer dönüşü karşılarken geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşamını yitirdi.Daha önce yaptırdığı mezara gömüldü.

Yalnız Xv.yy ın ve Çağatay edebiyatının değil bütün Türk edebiyatının en büyük şairlerinden olan Nevai şairliğinin yanısıra çok iyi bir devlet adamıydı.İnsancıl sağduyulu ,dürüst anlayışlı bilgili kişiliğiyle daha hayattayken çok büyük bir ün kazandı.Edebi idl olarak Farsça'nın etkinliğini sürdürdüğü bir dönemde Türkçe'nin zenginliğini Muhakemet ül -Lugateyn adlı yapıtıyla kanıtladı.

Çok iyi bildiği Arapça ve Farsça karşısında Türkçe'nin bağımsız ve verimli aydınlık yanlarını hem şiirlerinde dile getirdi hemde düşünür olarak ileri sürdüğü savları inandırıcılıkla savundu.Farsça yazma özentisindeki çağdaşı yazarlara Türkçe eserler  yazarak en iyi cevabı vermiştir.Belki kendini kanıtlamak amacıyla hazırladığı Farsça divanı da vardır.Bu kitabı da kapsayan şiir toplamının genel adı Hazainü-l Maani (anlamlar Hazineleri)dir. Türkçe olan dört bölüm Garaibü's -sıgar (Çocukluk gariplkikleri),Nevadirü'p Şebab (Gençlik Seçkinlikleri),Bedayiü'l -Vasat (orat yaş güzellikleri) Fevaidü-l Kiber(Yaşlılık yararları)adlarını taşır. On bin beyit tutarındadır. Kabul edilmiş bir tutumla konularını İran edebiyatından aldığı beş mesneviden oluşan Hamse'si 1484,Nevai'nin kendine özgü bazı biçim yenilikleriyle anlatım ve etki değerin taşır. Türk edebiyatının ilk şuara tezkeresi de onundur. Mevcalisü’n nefais (güzellikler Meclisleri 1491);15. yy.Çağatay ve İran Şairleri üzerine titiz bilgiler verir. Mizanü’l Evzan (veznelerin ölçüsü) eseri, şiirde ve müzikte kullanılan her çeşit biçim ve usul özelliklerini tanıtır.

ALİ ŞÜKRÜ BEY

 ali şükrü beyTürk asker ve siyaset adamı.(Vakfıkebir 1884-Ankara 1923) Bahriye Mektebi'ni bitirdi. Donanama Cemiyeti'nin (Donanmayı Osmanî Muaveneti  Milliye Cemiyeti) kuruluşuna katıldı, ikinci başkanlığa getirildi.(1909).binbaşı rütbesindeyken askerlikten ayrıldı. Donanma Cemiyeti'nin satın almak istediği gemilerle ilgili olarak İngiltere’ye gitti. Son Osmanlı Meclisi’ne Trabzon Milletvekili olarak seçildi. Bu Meclisin İngilizlerce dağıtılması üzerine ilk TBMM ne katıldı. Düşünceleri bakımından tutucuydu, ikinci Grup’un önde gelen temsilcilerinden biri olarak hükümete yönelttiği sert eleştirilerle dikkat çekti. Topal Osman tarafından öldürüldü. Öldürülmesi Meclis'te ve kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı.

 

ALPARSLAN ADUDUDDEVLE

 alparslan(1029- Merv 1072 ) Büyük Selçuklu Sultanı (1063–1072)  Çağrı Bey'in oğlu Büyük Selçuklu sultanlarından Tuğrul Bey'in yeğeni. Askeri yeteneklerini genç yaşta  amcası ile birlikte çıktığı seferlerde kanıtladı. Toharistan'ı ele geçirmek isteyen Gazne Sultan'ı Mevdut'a karşı açılan seferi yönetti.(1043) Çağrı Bey Tıharistan'ın yönetimini ona bıraktı. Babası ölünce (1058) Amcası Tuğrul Bey'e bağlı kaldı. Horosan Meliki sanını kazandı. Tuğrul Bey' baş kaldıran üvey kardeşi İbrahim Yinal ile savaştı. Onu ortadan kaldırdı. Tuğrul Bey ölünce taht üzerinde hak iddia eden akrabalarıyla savaşmak zorunda kaldı. Amüdül Mülk Kunduri, Tuğrul Bey'in sağlığında Veliaht ilan edilen Çağrı Bey'in küçük oğlu Süleyman'ı tahta çıkarmıştı. Ancak Emirler Alparslan'dan yana olduklarını açıklayınca o da Alparslan'ı destekledi. Alparslan Önce büyük amcası İnanç Yabgu'nun ayaklanmasının bastırdı. Sonra Tuğrul Bey'in sağlığında ona başkaldıran, o ölünce de Rey'de sultanlığını ilan eden akrabası Kutalmış ile savaştı. Demegan yakınlarında ki savaşta Kutalmış yenildi; öldürüldü. Rakiplerini ortadan kaldıran Alparslan Rey'de Tuğrul Bey'in sarayında törenle tahta çıktı. Sultanlığı Halife tarafından onaylandı. Büyük Selçuklu sultanı oldu.

Türk Tarihinin büyük devlet adamlarından olan Nizamülmülk'ü vezir yapan Alparslan ilk seferini yaptığı Gürcistan'ı ve aşağı Kafkasya'yı Gürcistan, Şavşat, Olto, Kars ve Ani kalesini ele geçirdi. Fatimi Devleti'nin çağrısı üzerine Mısır seferine çıktı. İşte bu sefer sırasında, tarihimizin dönüm noktalarından olan Malazgirt Zaferini kazandı.1071.Malazgirt Ovası'nda kırkbeşbin kişilik Selçuklu Ordusu  ile onun dört katı büyüklüğündeki Bizans Ordusu arasında yapılan savaşta Bizanslılar ağır bir yenilgiye uğradı. Ordusunu başarıyla yöneten Alparslan esir düşen İmparatora iyi davrandı. Bizans İmparatoru Romanos Dioganos esir düştü. Yapılan antlaşmayla  imparator 360.000 dinar yıllık vergi ödemeyi kabul ediyor, daha önce İslamların elinde bulunan  Urfa, Antakya, Halep, Selçuklu topraklarına katıldı. Selçuklular isterse asker göndermekle de yükümlü kılıyordu. Antlaşma ile Bizans Selçuklulara bağımlı duruma geliyordu.Fakat Bizans tahtına Mikhael Dukas İmparatorun gözüne mil çektirip antlaşmayı tanımayı ret etmesi üzerine karşı koyacak bir Bizans ordusunun da bulunmaması üzerine Türkler Anadolu’yu Feth ve İskâna başladılar.Bu zafer ,Anadolu kapılarını bir daha kapanmamak üzere  Türkler' e kesin olarak açtı.

Malazgirt zaferinden bir yıl sonra, Alparslan Karahanlılar üzerine sefere çıktı. Karahanlı hükümdarı damadı Şemsül Mülk Nasr Han, Alparslan’ın oğulları Harizm meliki İlyas ve Toharistan Meliki Ayaz ile sürekli savaşıyordu. Şemsül mülk  Türkistan'dayken Ayaz Buhara ve Semerkant’a akın yaptı.onu askerlerini bozdu,pek çok tutsak aldı. Bunun üzerine Şemsül Mülk Eşi Alparslan'ın  kızı Ayşe'yi kardeşine casusluk ettiği savıyla döverek öldürdü. Alparslan kızının öcünü almak ve Türkistan Hanlarına egemenliğini kabul ettirmek üzere Ceyhun Irmağı'nı aştı güçlü bir direnmeyle karşılaşmadan Barzam kalesine kadar geldi. Bu kalenin uzun süre direnen komutanı sonunda teslim oldu. Sultanın huzuruna çıkartıldığında ayağını öpmek için yaklaşan komutan Yusuf Harizmi çizmesinde saklı bıçakla Sultanı yaraladı. Ağı yaralanan Alparslan dört gün sonra öldü.

Alparslan dokuz yıllık saltanatı süresince amcasının kurduğu imparatorluğu genişletti, güçlendirdi."Cihan Sultanı", "ebulfeth" (Fetihler Babası) "Sultanul Adil" lakaplarıyla anıldı.Göktürklerde görülen "Devletin Babası" anlayışına uygun davrandı.Eski bir Türk geleneğine göre komutanlarına verdiği ziyafetlerde sık sık hazinesini yağmalatırdı.(Han-ı yağma). Çok dindar bir sultan olduğu halde başka dinden olanlara karşı da adil davrandı.Bizans,Ermeni ve Süryani kaynakları da onun adil bir padişah olduğundan bahseder.Şiilere karşı  olan veziri Nizamül Mülk-ü destekledi.Okuma yazma bilmeyen Alparslan vezirine onun adıyla anılan Bağdat'ın ünlü nizamiye Medresesini kurması için imkânlar sağladı. Döneminde Vakıflarının geliriyle çalışan parasız öğrenim kurumları açıldı.Nizamiye Medresesi’nde Ebu İshak Şirazi, Gazali, Ebu Bakir Şasi, gibi ünlü bilginler ders verdi.Türk kabile geleneklerine bağlı bir hükümdar olan Alparslan Nizamülmülk'ün onaylamamasına karşın Sasani ve Abbasiler den beri var olan berid (Casus) örgütünü kaldırdı. Ani ölümü gerçek kurcusu olduğu İmparatorluğun yapısında hiçbir sarsılma yaratmadı.Savaş alanlarında ve eğitimde yetiştirdiği oğlu Melikşah onu başarıyla izledi.Ölümünden sonra yirmi yıl devlet hiç bozulmadan bütün kurumlarıyla devam etti.Bilim adamlarına saygı gösterirdi.Halk arasında İslam dininden olanlarla olmayanlar arasında ayırım gözetmezdi.

ALPARSLAN TÜRKEŞ

 ALPARSLAN turkeşAli Arslan (Alparslan Türkeş), 25 Kasım 1917 tarihinde Kıbrıs'ın Lefkoşe bölgesinde doğdu. Babası Ahmet Hamdi Bey, Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Yukarı-Köşkerli köyünden Kıbrıs'a göçen Koyunoğlu ailesinden Arif Ağa'nın oğlu Tuzlalı Ali Ağa'nın oğluydu. Arif Ağa, Avşar Aşireti'ne mensup bir beydi.

1860'lı yıllarda Orta Anadolu'da çıkan bir toprak meselesi nedeniyle Sultan Abdülaziz tarafından Kıbrıs'a sürülmüştü. Annesi Fatma Zehra Hanım ise, Kıbrıs’ın yerli Türk ailesine mensuptu. Annesinin ailesinin de Çankırı yöresinden Kıbrıs'a göçtüğüne dair rivayetler tespit edilmiştir.

1921 de 4 yaşına giren Ali Arslan, Saray Önü İlkokulu(Sıbyan Mektebi)’na gönderilir. Birbirinin ardı sıra gelen ilkokul ve Rüştiye yıllarında Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asım Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi hocalardan dersler alır.

1933 yılında Alparslan, babası Ahmet Hamdi Bey'i ve annesi Fatma Zehra Hanımı ikna eder ve aile mallarını satıp Türkiye'ye İstanbul'a gelirler. Ailesi İstanbul'a yerleşince Alparslan’ın ilk işi Kuleli Askeri Lisesi'ne kayıt olmak olur. 1936'da Kuleli Askeri Lisesi'ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitirince Ankara ve Harp Akademisi yılları başlar. 1938'de Harbiye'den mezun olur. Artık o, Türk Ordusunun genç bir teğmenidir.

Piyade Teğmen Alparslan Türkeş, ilk görev yeri olan Isparta'da Katırcıoğlu ailesinin kızları Muzaffer Şükriye Türkeş'le 14 Şubat 1940 tarihinde evlenmiştir.

Üsteğmen Alparslan Türkeş, 1944 yılında şair ve yazar A. Nihal Atsız'a yazdığı mektuplar sebebiyle "Türkçülük ve Turancılık" davası sanığı olarak tutuklanmış ve yargılanmış 29 Mart 1945 tarihinde bütün sanıklarla birlikte milletini sevmek ve milletinin kalkınması için politika üretmek gibi bir suç olmayacağı için davanın hem esastan hem de usulden bozulması ile beraat etmiştir.

Yüzbaşı Alparslan Türkeş 1948 yılında Genel Kurmay Başkanlığının açtığı bir sınavı kazanarak Amerika Birleşik Devleti Piyade Okulu ve Amerikan Harp Akademisi'nde çağdaş askeri gelişmeler konusunda bir kurs görmek üzere Amerika'ya gönderilmiştir.

1944 yılında Harp Akademilerine giriş sınavını kazanmasına rağmen "Türkçülük ve Turancılık Davası" sebebiyle ertelenen bu hakkı 1952 yılında iade edilmiş ve 1955 yılında Harp Akademisini başarıyla tamamlayarak Kurmay Subay olmuştur.

Kurmay Binbaşı Alparslan Türkeş, Genel Kurmay Başkanlığının dış görevler için açtığı sınavı kazanarak Kasım 1955–57 tarihleri arasında Washington'da bulunan NATO Daimi Grup nezdinde Genel Kurmay Temsil Heyeti üyeliğine atanmıştır. Washington'da bulunduğu dönemde çalışanlar için özel gece kursları veren University of America'da İnretnational Economics öğrenimi görmüştür.

Kurmay Binbaşı Alparslan Türkeş, 30 Ağustos 1957 yılında Kurmay Binbaşılığa terfi etti. 1959 yılında Almanya'da Atom ve Nükleer Silahlar konusunda kurs görmüştür. Avrupa'da çeşitli NATO toplantılarına ve askeri manevralarına Türk Genelkurmayı'nın temsilcisi olarak katıldı. 1960 yılı başında, gecikmiş kıdemleri verilerek Kurmay Albaylığa terfi etti.

ALPTİGİN

Gazneliler devletinin kurucusu (?-963) Başlangıçta Samani devleti'nin muhafız birliklerinde görev yapan bir Türk kölesiydi.Zamanla hükümdarın güvenini kazandı.HACİBÜ-L-HÜCCAB (hacipler Hacibi) olarak atandı.Genç hükümdar 1.Abdülmelik döneminde yönetimin güçlü adamı oldu.Hükümdar onu başkentten uzaklaştırmak amacıyla Horasan Valiliğine getirdi.961 .1.Abdülmelik'ten sonra tahta çıkan Mansur bin Nuh kendisini desteklemeyen bu güçlü komutanı Horasan valiliğinden aldı. Hükümdarla arası açılan Alptigin 962 de üzerine gönderilen bir samani ordusunu yendi ve Gazne kentine çekildi. Burada geleceğin güçlü  devletlerinden  Gazneliler devletini kurdu.

ALP ER TUNGA

Şehname 'ye göre eski turan ülkesinin en büyük hükümdarı. Farsça eserlerde Afrasiyap biçiminde geçer.Yusuf Has Hacip Kutadgu Bilig adlı eserinde ondan söz ederken "Bu Türk kahramanının  asıl adı Tunga Alp Er'dir.Ancak İranlılar ona "Afrasiyap" derler diyor.

Eski İran tarihine göre ise Alp Er Tunga Feridun'un oğlunun torunudur.Feridun'un oğulları ,aralarında çıkan bir savaş sırasında kardeşleri İrec'i öldürdüler. Bunun üzerine İrec'in oğlu olan Menuçehr babasının öcünü almak amacıyla   Alp Er Tunga ya karşı bir ordu gönderdi.Bu orduyu yendi ve Ceyhun ırmağı Turan ile İran ülkeleri arasında sınır olmak üzere barış yapıldı.Daha sonraki yıllarda Alp Er Tunga bu anlaşmayı bozarak Menuçehr'in oğlu üzerine yürüdü ve bütün İran'ı ele geçirdi.Ancak İranlılar aralarında birlik sağlayarak Alp Er Tunga yı ülkelerinden kovmayı başardılar.Daha sonraki yılarda İran hükümdarı Keykavus zamanında Alp Er Tunga yeniden İran'a karşı akınlar yaptı.Bu kez de İranlılar Rüstem-i Zal ,Alp Er Tunga yı Ceyhun ırmağına kadar uzaklaştırdı.Keykavus kendi sağlığında torunu olan Keyhüsrev 'i İran tahtına çıkardı ve bu genç hükümdar Rüstem-i Zal ile birlikte hareket ederek Alp Er Tunga ya karşı büyük başarılar elde ettiler ve onu yakalayarak öldürttüler.Karahanlılar ve Selçuklular gibi Birçok Türk Kavmi Alp Er Tunga nın soyundan geldiklerine inanırlar.

ANDREA DORİA

Cenevizli amiral (1466–1560) Küçük yaşta yetim kalınca denizciliği benimsedi.Genç bir deniz askeri olarak Papa'nın ve çeşitli İtalyan Prenslerinin hizmetinde bulundu.Cenova'yı egemenlikleri altında tutan Fransızların Korsika’yı ele geçirmelerine yardımcı oldu.(1503–1506) 1512 de Fransızlar Cenova'dan atıldıktan sonra da Ceneviz donanmasının başına getirildi.Türkler ve Kuzey Afrikalı korsanlarla savaşmak için Akdeniz'e açıldı.Ancak bu sularda Hıristiyan ticaret gemilerinin güvenliğini sağlama amacına ulaşamadı.1522 de Kutsal Roma İmparatoru   V.Charles kuvvetlerinin Cenova'yı alması üzerine Fransa'nın hizmetine girdi.Marsilya'yı İmparatorluk askerlerinin eline düşmekten kurtardı.(1524) ancak 1525 Pavia Meydan Savaşı’nda  l.Francois,İmparator V.Charles'in eline tutsak düştükten sonra Papa Vll.Clement 'in hizmetine girdi,Kanuni Sultan Süleyman'ın girişimiyle Fransa Kralı salıverilince yine François 'nın buyruğu altına dönüp Fransa adına Cenova’yı fethetti.1527. Ancak paraca anlaşamadığı için kralın hizmetinden ayrılarak İmparatora katıldı ve 1528 de Cenova'yı ele geçirip Habsburg koruması altında bir cumhuriyet yönetimi kurdu.V.Charles  ona Melfi Prensi sanını verdi.İmparatorluk amirali olarak Türklere karşı birkaç deniz seferi yönetti.

Mora kıyısındaki Koron kalesi’ni ve Patras'ı aldı.V.Charles'in Tunus'u ele geçirmesinde katkısı bulundu.1535.ancak Avrupa'nın o zamana dek gördüğü en güçlü ve sayıca kalabalık Birleşik Haçlı donanması'nın baş amirali olarak katıldığı Preveze Deniz Savaşı'nda Kaptan-ı derya Barbaros Hayreddin Paşa karşısında yaşamının en büyük yenilgisini aldı.Canını ve gemisini zor kurtardı.1538.1541 de V.Charles ile birlikte yine Türkler'e karşı girdiği Cezayir seferinde yine büyük bir yenilgiye uğradı.Ömrünün son yıllarında düşmanı olan Cenovalı aileler onu devirmek için bazı entrikalara başvurdularsa da başarılı olamadılar.Karşıtlarını acımasızca cezalandırdı.1555 te bir daha denizlere açılmamak üzere Cenova'ya döndü. Donanmasının komutasını yeğeni Giovanni Andrea Doria'ya bıraktı. Akdeniz'de Türkler e karşı verdiği savaşlarda başarılı olamamasına karşın yinede tarihin en büyük amirallerinden sayılır.

ARİSTOTELES

Aristo Yunan felsefecisi.

İ.Ö. 384–322  yıları arasında yaşadı. Kendisi Eflatun'un talebesi ve İskender'in Hocasıdır. Makedonya Kralının özel hekimi olan babası ölünce Eflatun'un  derslerini izlemek için Atina'ya gitti.20 yıl süre ile Eflatun'un hem öğerencisi hem de yardımcısı oldu. Hocasının ölümünden (i.Ö.384 sonra Makedonya'ya giderek Büyük İskender'in eğiticisi oldu. İskender'in kral olması ile (i.Ö.335) Atina 'ya döndü ve orada kendi felsefe okulunu kurdu.(Lykeion);Yapıtlarının büyük bir kısmını burada yazdı.İskender ölünce,dinsizlikle suçlandığı  Atina'dan ayrılmak zorunda kaldı.Euboia (Eğriboz) Ada'sına  gitti ve orada Khalkis kentinde öldü.

Aristoteles mantığın, karşılaştırmalı anatominin ve yer bilimin kurucusu sayılır. İlk sistemli filozoftur. İlmin her dalında kitap yazmış ve devrine göre çok ileri sayılan izahlarda bulunmuştur. Mantığı da ilk defa sistemleştirip ilim haline getiren odur.Yapıtlarının büyük bölümü günümüze kalmamıştır.En önemli yapıtı "metafizik incelemesi”dir.İlk çağın en geniş bilgisi ve orijinal filozofudur.Bu yüzden kendisine "Muallim-i Evvel" unvanı verilmiştir.

Özellikle düşüncenin akılcı bir biçimde sergilenmesi için "organon" adı ile toplanan bir dizi inceleme yazmıştır.Bunlardan başka fizik, biyoloji, psikoloji,edebiyat, siyaset,belagat, mutluluk ve ahlak üzerine pek çok yapıtı vardır.Bunlar bir dönemin bütün bilgilerini içermektedir.Aristoteles'in yeniçağdan önceki bütün düşünürlerin en moderni olduğu söylenebilir.Gerek İslam gerek Hıristiyan düşünürleri Aristoteles’ten çok fazla etkilenmişlerdir.

ARİF NİHAT ASYA ( 1904 – 05 Ocak 1974 )

arif  nihat asyaTürk Edebiyat Tarihi'ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya , 1904 yılında Çatalca'nın İnceğiz Köyü'nde dünyaya gelmiştir.İlköğrenimine köyünde başlamış, daha sonra İstanbul'a gelir. Önce Haseki Mahalle Mektebi'ne daha sonra Gülşen'i Maarif Rüştiyesi'ne devam eder.

Yatılı olarak girdiği Bolu Sultanisi kapatılınca, Kastamonu Sultanisi'ne aktarılır. Milli Mücadele Dönemi'nde Ankara'da bulunur. Bu dönem onun şiire başladığı, Türklük ve vatan aşkı ile şiirler kaleme aldığı tarihlerdir. 1928 yılında Darülmuallimin'i Aliye'den edebiyat öğretmeni olarak mezun olur ve Adana koleji ve öğretmen okullarında edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik yapar.

1948 yılında Edirne'ye tayin edilir. 1950–54 döneminde Adana Milletvekilliği, 1954 yılında Eskişehir milletvekilliği yapar. 1962 yılında ise Ankara Gazi Lisesi'nden emekli olur.

Arif Nihat Asya, Türklük ve Türk Dünyası sevdalısıdır. Şiirlerinde bu dünyalardan da sesler getirmeye çalışır. Kimi zaman oradan uzak kalışımızın hüznünü yansıtır, kimi zaman da oralarda yaşanmış Türk kahramanlıklarını anlatır.

5 Ocak 1974 tarihinde Ankara'da vefat etti.

Şiir Kitapları:

Heykeltıraş(1924)

Yastığımın Rüyası (1930)

Ayetler (1936)

Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor (1946)

Enikli Kapı (1964)

Kubbe-i Hadrâ (Mevlana üzerine, 1956)

Kökler ve Dallar (1964)

Emzikler (1964)

Dualar ve Âminler (1967)

Aynalarda Kalan (1969)

Kanatlar ve Gagalar (1946)

..

...

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/