foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

 

ABDULAZİZ 

azizOsmanlı Padişahlarının otuz ikincisi ve İslam halifelerinin doksan yedincisidir. (1830–1876) Mahmud ll ile Pertevniyal sultan'ın oğludur. Ağabeyi Abdülmecit’in ölümü üzerine 25 Haziran 1861'de tahta çıktı,aynı zamanda halife oldu.

Abdülaziz'in Padişahlık dönemi, ayaklanmalarla uğraşmakla geçti. Karadağ, Sırbistan, Romanya ve Mısır'da ayaklanmalar bir birini izledi.1862 de Karadağlılar yenilgiye uğradılar. Romenler ve Sırplar ise İsteklerini kabul ettirdiler. Abdülaziz Girit'in de özerkliğini kabul etti. Bahreyn Osmanlı devletine bağlandı.1868.

Bu arada Mısır valisi İsmail Paşa, Padişah gibi davranmaya başlamıştı. Valiliğin babadan oğula geçmesi, Hidiv unvanını alması, yabancı devlet adamlarını kendi adına davet etme gibi aşırılıklar taşıyan bu davranışlarına 1869 da son verildi.

Abdülaziz padişahlığın ilk yıllarında  Tanzimat ilkelerini uygulamaya çalıştı. İktidarının ikinci dönemi ise sarayda aşırı lüks, şatafat ve toplumda baskı kurma dönemi oldu. Kendisini eleştirenlere Sürgün ve sansür uygulandı. Bu dönemde Mısır'lı Mustafa Fazıl Paşa'nın çevresinde toplanan yeni Osmanlılar Padişaha karşı muhalefete başladılar. Devlet yönetimi giderek kötüleşiyordu. Osmanlı dış siyaseti Avrupalıların oyuncağı olmuştu. Devlet şurası başkanı Midhat Paşa'nın da katılmasıyla güçlenen muhalefet,30 Mayıs 1876 da Abdülaziz'in tahttan indirilmesine neden oldu. Kendi İsteği üzerine Fer'iye sarayına gönderildiyse de üç gün sonra bileklerini keserek intihar ettiği ileri sürüldü. Aynı iddianın aksi ise Sultan Vahdeddin’in başkâtibi Ali fuad Beğ'in hatıralarında ise Kur'an-ı Kerim okurken bilek damarları kesilerek idam edildiği ve bunun bizzat Ahmet Mithat Paşa ve Serasker Hüseyin Avni Paşa ve arkadaşları tarafından yaptırıldığı iddia edilmektedir.

Abdülaziz döneminde basınla ilgili ilk yasa 1865,Osmanlı uyrukluğunu belirleyen yasa 1869,sınırlardan giriş ve çıkışları düzenleyen yasa 1869 yürürlüğe girdi. Mahkeme düzeni değiştirildi. Çeşitli meslek okulları, Galatasaray Sultanisi, Darüşşafaka onun döneminde açıldı. Çırağan ve Beylerbeyi Sarayı onun zamanında yapıldı. Yeni askeri kıyafet onun devrinde kabul edildi. Posta pulu çıkarıldı. İstanbul'da tramvay işletmeye alındı Galata tüneli yapıldı. Osmanlı Bankası açıldı. Beykoz kasrı ve başka bazı kasırlar onun zamanında yapıldı. İlk deniz yolları işletmesini kuran odur. Donanma güçlendirildi. Abdülaziz döneminin en önemli değişikliği 1865 te eski eyalet düzeninin kaldırılması ve ülkenin 27 vilayete ayrılmasıdır.

Fransa kraliçesi, Avusturya İmparatoru İran Şah'ı İstanbul'a  ziyarette bulundular. Şark demir yolları yapıldı. Tıbbıye-i mülkiye açıldı ve Orman ,Maden mektepleri açıldı.

ABDURRAHİM KARAKOÇ ( 1932-07.06.2012)

1932 yılında Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesine bağlı Ekinözü köyünde doğan Abdürrahim Karakoç, çocukluk çağından itibaren şiire ilgi duymaya başladı.

Elbistan Belediyesi'nde 1958-1985 yılları arasında muhasebeci olarak çalışan ve günümüz aşık tarzı şiirinin büyük ustalarından olan Karakoç'un ilk şiirleri Elbistan'da çıkan Engizek gazetesinde yayınlandı.

Temiz Türkçe ve hece vezniyle aşk, gurbet ve sosyal temalı şiirler kaleme alan Karakoç, ironik yazılarıyla geniş kitlelere hitap etti.

-''Mihriban'' unutulmazlar arasında yazdığı şiirilerden bazıları bestelenerek birçok sanatçı tarafından seslendirilen Karakoç'un bestelenen eserlerinden ''Mihriban'', unutulmaz türküler arasında yerini aldı.

''Yasaklı Rüyalar'', ''Gerdanlık-I-II-III'', ''Parmak İzi'' adlı kitapları bulunan ünlü şairin ''Çobandan Mektuplar'' adlı denemesi de basıldı.

Ünlü şair ve yazar Karakoç'un eserleri şunlar:

Şiirleri: Hasan'a Mektuplar (1965), Hasan'a Mektuplar ve Haberler Bülteni (1967), El Kulakta (1969), Bütün Şiirleri (1973), Vur Emri (1975), Kan Yazısı (1978), Şiirler (1981), Suları Islatamadım (1988), Dosta Doğru (1988), Gökçekimi (1991)

Yazıları: Düşünce Yazıları (1990), Beşinci Mevsim (1990)

Abdurrahim Karakoç, evli ve 3 çocuk babasıydı.

Acaba 

Uyuyan göllere ay ışığında 
Sevginin resmini çizsem kim anlar? 
Tomurcuk ayrılıp, gül açtığında 
Yağmurun saçını çözsem kim anlar?

Bir mekan kaplamış ne varsa nerde 
Kendi ötesini saklar her perde 
Sonsuzluğun sona erdiği yerde 
Huduttan bir kulaç kazsam kim anlar?


Aşk, kömür beyazı; kin, süt karası 
Eklenir yarama her dost yarası 
Et oldum bıçakla kemik arası 
Cellatla ahdimi bozsam kim anlar?

Doğumda yalan var, ölümde gerçek 
Bir şeyler anlatır balık, kuş, çiçek 
Kırık gönülleri toplayıp tek tek 
Toplayıp göğsüme dizsem kim anlar?

Gün geldi zamanı gömdüm kabire 
Dağ oldu aklımın verdiği fire 
Bağlasam telaşı çelik zincire 
Sabrın derisini yüzsem kim anlar?

İçte deprem olur dışın düğümü 
İhlâssız çözülmez işin düğümü 
Aklımdan geçeni, düşündüğümü 
Okusam kim dinler, yazsam kim anlar? 

Gökçekimi(sh.121)

Abdurrahim Karakoç

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN 

ABDÜLHAK HAMİT TARHANİstanbul 1852–1937 Şair ve yazar. Köklü bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası elçilik görevleri de yüklenen Hayrullah Efendi idi. Özel hocalar elinde ihtimamla yetiştirildi.12 yaşında iken tercüme odasına girdi. İki yıl sonra elçi babasının  kâtibi niteliğiyle Tahran'a gitti. Babasının ölümü ardından yurda döndü. Memurluk görevini sürdürdü. İlk evliliği "Makber mülhimesi" Fatma Hanımla evlendi. Çeşitli elçilik görevlerine atandı eşini de yanında getirdi. Hastalığı ağırlaşan eşini (verem) geri getirirken Beyrut'ta vali olan ağabeyinin yanına uğradı Fatma Hanım orada öldü, gömüldü. Bu olay şairi çok etkilemiş ve bunu şiirlerinde işleyecektir. Makber, Ölü, Bunlar odur, Hacle Odası, Londra elçiliği başkâtipliğinde bulundu. Edebiyatı bırakma sözü verdiği için görevini sürdürdü ve makamı yükseldi dördüncü evliliğini Belçikalı Lüsyen Hanımla yapınca işine son verildi ve yurda döndü. Ayan üyesi seçildi. Bu meclis ikinci başkanı seçildi. Kurtuluş sonrası kendisine aylık bağlandı.1928 den sonra Milletvekilliği görevi ardından Belediye'nin kendisine ayırdığı Maçka Palas'ta oturdu. Ölümünde törenle Zincirlikuyu mezarlığına gömüldü. Tanzimat edebiyatında şiirimize batı nazım biçimlerini getiren, Makber gibi bir eserde belli bir konuyu bütünlükle işleyeni her iki ölçüyü de kullanarak uyum araştırmaları yapan, değişik konu ve sorunları ele alarak ufku genişleten kişi şüphesiz Abdülhak Hamit'tir. Bunların yanı sıra dilimize deyiş çalışmaları, imge zenginlikleri, söz oyunu ustalıklarını ekleyen de odur. Bu yüzden duygusal hayranlıklar ona "şair-i a'zam" (en büyük şair) demeye kadar varacaktır. Bazı şiir örneklerini koşukla yazdığı oyunları içinde kullanan sanatçı (Duhter-i Hindu, 1875; Nesteren, 1877; Nazife, 1878, Tarık) bağımsız şiir kitaplarında çok değişik konulara yayılır; Sahra(1879), Divaneliklerim yahut Belde(1886), Bir Sefilenin Hasbıhali(1877). Abdülhamit'e verdiği söz gereceği suskunlukla geçireceği dönemden önceki oyunları: Macera-yı Aşk(düzyazıyla, dram 1873), Sabr ü  Sebat(düzyazıyla oyun, 1874, içinde 73 atasözü, Vefik Paşa'nın salık verişiyle), İçli Kız (1875), Duhter-i Hindu (1875), Hesteren (1877), Tarık (1880), Tezer (1880, aruzla dram), Eşber (1880,aruzla tragedya). Gerek dil yanlışı, gerek tiyatro tekniğine aykırı yapıları, yazarının da sahneye konma dileğinin olmayışı yüzünden bu eserlerin hiçbiri yaşayan tiyatronun öğesi değildirler, kitaplıklarda kalırlar.

İkinci Meşrutiyet sonrasındaki eserleri: Zeynep (1908), Baladan Bir Ses (1912, 198 dizelik tek şiir), Garam (1912'de tefrika, kitap basımı 1923, koşukla bir aşk öyküsü), İlhan (1913, 10 perde, düzyazı-koşuk karışık, iki ölçülü), Liberte (duraksız hece ölçüsüyle, koşukla alegorili oyun), Validem (1913, tek şiiri), Turhan (1916, aruzla mesnevi), İlham-ı Vatan (yurtseverlik şiirleri, aruzla, 1916), Mektuplar (2 cilt,1916). Finten (1917, düzyazıyla melodram, arada şiir örnekleri), İbn-i Musa (1917, şiirler), Sardanapal (1919), Yadigâr-ı Harb (1919), Tayflar Geçidi (1919), Ruhlar (1922). Yabancı Dostlar (1924), Arziler (1925), Hakan (1935) vb.

Hamit halktan çok kendi çevresindeki edebiyatçıları etkileyerek yankılı bir sanatçılar kamuoyunun gözünde büyümüştür. Asıl etkisi eserinden çok kişiliğinden, görevlerinden, olanaklarından gelir. Eşine dayalı buluşlarla yaslanmış, bir yazdığını bir daha işleyip düzeltmek gereğini pek duymamıştır. Tanpınar'a göre..  hiçbir zaman çalışmayı kendisine bir iç nizam yapamamış, birçok şeyi birden bulmuş fakat bulduklarını birleştirememiştir.".. "Hamit'te gelişme denen şey, muayyen bir zamandan sonra durur; hatta durmakla da kalmaz, gerisin geriye döndüğü olur.."

ABDÜLKADİR KARAHAN 

ABDÜLKADİR KARAHAN1913 Urfa/Siverek 'te doğdu. Edebiyat tarihçisi ve yazar. İzmir Muallim Mektebi (İlk öğretmen Okulu) Orta Bölümü'nü İzmir Lisesi'ni Yüksek Öğretmen Okulu'nu İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. (1939).Çeşitli Liselerde Edebiyat öğretmenliği yaptı.(1939–1947).Doktorasını vererek (1945) Edebiyat Fakültesi'ne Türk Edebiyatı ve Metinlerini çözümleme Asistanı olarak göreve başladı.(1947).Eski Türk Edebiyatı Doçenti oldu.(1953).27 Mayıs  1960 tan sonra Üniversiteden uzaklaştırılan 147 ler arasındaydı. Sonra Üniversiteye döndü.1963 te Eski Türk Edebiyatı Profesörü oldu. 1971 de Kürsünün başkanlığına getirildi. Bu arada Kahire'de Ayn Şem Üniversite'nde Şark dilleri Kürsüsü' nü yönetti.(1963–1964) 1983 te emekli oldu. Uluslararası kongrelerde 70 e yakın bildiri sunan Karahan'ın İngilizce, Fransızca, Arapça ve Farsça yayınlanmış pek çok makalesi  vardır.

Başlıca yapıtları: Güneşin doğduğu yurt (1943),Fuzuli’nin Mektupları (1948), Fuzuli-Muhiti, Hayatı ve Şahsiyeti (1949),Nabi (1953),Nef'i (1954) İslam-Türk Edebiyatında  Kırk Hadis (1954) Figani ve Divançeşi(1966),Nef'i Divanından seçmeler(1971), Dr. Muhammet İkbal ve ve Eserlerinden Seçmeler (1975),Eski türk Edebiyatı İncelemeleri (1980),Kırk Armağan (1981)

ABDÜLMECİD 

ABDÜLMECİDOtuzbirinci Osmanlı Padişahı. Doksan altıncı İslam Halifesidir.1823–1861 sultan  Mahmut ll ile Bezmi Âlem Valide Sultan 'ın oğludur. Babasının ölümü üzerine tahta çıkmıştır. Sorunlu bir dönemde padişah olmuş, Nizip yenilgisi, firari Ahmet Paşa'nın Osmanlı donanmasını Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'ya teslimi v.s.

Temelde barışçı bir siyaset ve ekonomik durumu düzeltmeyi amaçlayan bir yönetim şeklini benimsemiş olan Abdülmecit 3 Kasım 1839 da Mustafa Reşit Paşa tarafından okunan Tanzimat Fermanı ile Avrupa Devletleri’nin desteğini sağladı ve onların yardımı ile M. Ali Paşa baskısından kurtuldu.13 Temmuz 1841 Londra Boğazlar Antlaşması’yla da Osmanlı devletinin Boğazlar üzerindeki egemenliğini güvence altına aldı; Fakat Rusların Eflak ve Boğdan 'ı işgal etmeleri üzerine 4 Ekim 1856 da Rusya'ya savaş açtı. Böylece 30 Mart 1856 Paris Antlaşması'yla sona erecek Kırım savaşı başlamış oldu. Osmanlı devleti İngiltere ve Fransa'nın yardımıyla savaşı kazandı. Bu savaştan sonra yayınladığı "Islahat Fermanı "ile Yenileştirme çalışmalarını sürdüren Abdülmecit eğitim, adliye, askerlik ve maliye alanlarında birçok değişiklik yaptı.1839 da Rüştiye okulları darülmaarif (kız lisesi) ve ilk muallim mektebi (öğretmen okulu) açıldı.1843 de sürekli askerlik kaldırılarak, yerine süreli askerlik ve kura yöntemi getirildi.1857 de Maarif umumiye nezareti (Eğitim bakanlığı) kuruldu. İlk ceza yasası hazırlandı. Devletin gelir ve giderleri bir bütçeye bağlandı. Bu dönemin bir özelliği de Osmanlı Devleti'nin ilk kez Avrupa devletlerinden borç almasıdır. Dış  ülkelerden  alınan paranın bir kısmı bayındır işlerine harcandı. Gureba hastanesi, Mecidiye Camii, Dolmabahçe Sarayı yapıldı. İlk olarak kâğıt para çıkarıldı. Galata köprüsü yapıldı. Küçük Mecidiye ve Büyük Mecidiye camilerini yaptırdı. Şirket-i Hayriyye denilen Boğaziçi vapurları işletilmeğe başlandı. Aydın demiryolu yapıldı. Arazi Kanunu çıkarıldı. Belediye teşkilatı kuruldu.

Abdülmecit çeşitli toplulukları eşitlik ilkesi içinde ve Osmanlıcılık düşüncesi içerisinde birleştirmeye çalıştı. Fakat özellikle gayri Müslimlerce uyanan ve batılı devletlerce desteklenen ulusçuluk duyguları böyle bir birliğin kurulmasını imkânsızlaştırıyordu. 1856 ıslahat fermanıyla gayri Müslimlere verilen geniş ayrıcalıklar Müslümanların tepkisine yol açtığı gibi, gayri Müslimlerde askere alınma kararına karşı çıktılar. Osmanlı toplumu yeniden huzursuzluklara sürüklendi Cidde'de (1857),Karadağ'da (1858) olaylar çıktı Avrupa devletleri olayların bir Avrupa komisyonunca denetlenmesini istediler.

Abdülmecit’in tahta çıkışı sevinç uyandırmış fakat içkiye ve kadınlara düşkünlüğü özel eğlenceleri savurganlığı sonunda halkın sevgisini kaybetmişti. Talihi Mustafa Reşit, Mehmet Emin, Ali Fuat Paşa'lar gibi devlet adamlarına rastlamasıydı. Tutucuların tepkisi ile karşılaşmasına rağmen halkın dertlerini birebir dinleyen  ilk padişah olmuştur. Tanzimat'ın uygulanmasında ortaya çıkan aksaklıkları yerinde görmek için yurt gezilerine çıktı.1844 te; İzmit. Mudanya, Bursa Gelibolu, Çanakkale, Limni, Midilli, Sakız'ı ziyaret etti.1846 da Silistre'ye kadar uzanan bir Rumeli gezisine çıktı. Her yıl Meclis'i bir nutukla açması onun parlamentoya verdiği önemi gösterir. Dışardan aldığı borçla bir kısım saray ve köşkler yaptırdı.

Abdülmecit’in gayretleri yurt içinde Barış’ın sağlanmasına yetmedi. Özellikle Hıristiyan halklarına tanınan haklar, Müslümanlar arasında huzursuzluklara neden oldu. Milliyetçilik akımları yaygınlaştı İsyanlar patlak verdi. Abdülmecit Fransa'nın Lübnan sorununa karışarak Beyrut'a asker çıkarmasından kısa bir süre sonra 25 Haziran 1861 hastalanarak öldü. Sultan Selim Camii bahçesine defnedilmiştir. Türbesinin yüksekliğinin , Yavuz Sultan Selim Türbesinin yüksekliğinden aşağı olmasını vasıyyet etmiş ve öyle yapılmıştır.Türbesinde oğulları Burhaneddin Efendi ve Osman safiyuddun Efendi'de vardır.

ÂDEM ALEYHİSSELÂM 

Yeryüzünde yaratılan ilk insan ve ilk peygamber, bütün insanların babası. Allahu telâlanın emri ile melekler çeşitli memleketlerden  topraklar getirdiler. Çeşitli memleketlerden getirilen toprakları melekler su ile çamur yapıp insan şekline koydular. Bu şekilde Mekke ile Tâif arasında kırk yıl yatıp "salsâl" oldu yani pişmiş gibi kurudu. Önce Muhammed aleyhisselâmın nuru alnına kondu. Sonra Muharremin onuncu Cuma günü rûh verildi. Her şeyin ismi ve faydası kendisine bildirildi. Boyu ve yaşı kesin olarak bildirilmedi. Allahu tealânın emri ile bütün melekler Âdem aleyhisselâma karşı secde ettiler. Uzun zaman meleklerin hocalığını yapmış olan İblis, kibirlenip bu emre karşı geldi ve Âdem aleyhisselâma karşı secde etmedi. "O çamurdan yaratıldı, ben ise ateşten yaratıldım. Ondan üstünüm." iddiasında bulundu. İblis (şeytan) kendini üstün görüp, kibirlenerek Allahu tealânın emrine uymayınca gadab-ı İslâhiye’ye uğradı ve Cennet'ten kovuldu. Âdem aleyhi selam kırk yaşındayken Firdevs adındaki Cennet'e götürüldü. Cennet'te bulunduğu sırada veya daha önce Mekke dışında uyurken sol kaburga kemiğinden hazret-i Havva yaratıldı. Allahuteala onları birbirine nikâh etti. Cennet'te yerleşmelerini ve Cennet'in meyvelerinden dilediklerini yemelerini bildirdi. Fakat Cennet'te bulunan bir ağaç için, "Bu ağaca yaklaşmayın, bu ağaçtan yemeyin."  buyurdu. Âdem aleyhi selam ve Havva validemiz, Cennet'te bin yıl kadar yaşayıp, İblisin yalan yeminine inanarak yasak edilen ağacın meyvesinden unutarak önce hazret-i Havva, sonra Âdem aleyhi selam yedikleri için Cennet'ten çıkarıldılar. Âdem aleyhisselâm Hindistan'da Seylan (Serendib) Adasına, Havva ise Cidde'ye indirildi. Birbirlerinden ikiyüz sene müddetle ayrı kalan Âdem aleyhisselâm ve hazret-i Havva bu müddet içinde ağlayıp yalvardıktan sonra tövbe ve duaları kabul oldu. Hacca gelmeleri emrolundu.

Arafat Ovasında hazret-i Havva ile buluştu. Kâbe'yi inşa etti. Her sene hac yaptı. Arafat Meydanında veya başka meydanda kıyamete kadar gelecek çocukları belinden zerreler hâlinde çıkarıldı. "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye soruldu. Hepsi; "Belâ=Evet!" dediler. Sonra hepsi zerreler hâline gelip beline girdiler. Buna "Ahd-ü-Misak" ve "Kâlû Belâ" denildi. Âdem aleyhisselâm ve hazret-i Havva daha sonra Şam’a geldiler. Burada yirmi defa ikiz evlâdı oldu. Bir defa da yalnız Şît aleyhisselâm oldu. Neslinden kırk bin kişiyi gördü. Oğullarına ve torunlarına peygamber olarak gönderildi. Cebrail aleyhisselâm kendisine oniki defa geldi. Kendisine on suhuf (forma) kitap verildi. Bu kitapta; iman edilecek hususlar, çeşitli diller ve lügatler, her gün bir vakit namaz kılmak, gusül boy abdesti almak, oruç tutmak, leş, kan, domuz eti yememek, tıb, ilaçlar, hesab, geometri gibi şeyler bildirildi. Ayrıca fizik, kimya,tıb,eczacılık, matematik bilgileri öğretildi. İbranî, Süryanî ve Arab dillerinde kerpiç üstüne çok yazı yazıldı.

İlk insanlar, bazı tarihçilerin zannettiği gibi ilimsiz, fensiz, görgüsüz, çıplak ve vahşî kimseler değildi. Bugün Asya, Afrika çöllerinde ve Amerika ormanlarında tunç devrindekilere benziyen vahşîler yaşadığı gibi, ilk insanlarda da bilgisiz basit yaşayanlar vardı. Bundan dolayı ne bugünkü, ne de ilk insanların hepsi için vahşîdir denilemez. Hazret-i Âdem ve ona inananlar şehirlerde yaşarlardı. Okuma-yazma bilirlerdi. Demircilik, dokumacılık, çiftçilik, ekmek yapmak gibi sanatları vardı. Altın üzerine para dahi basılmış, maden ocakları işletilip, çeşitli aletler yapılmıştı.


Âdem aleyhisselâmın hiç sakalı yoktu. İlk sakalı çıkan Şit aleyhisselâmdır. Hazret-i Âdem çok güzeldi. Siyah saçlı ve buğday tenliydi. Onbir gün hasta yatıp, bir Cuma günü vefat etti. Âdem aleyhisselâm vefat edince, Cebrail aleyhisselâm bir gömlek giydirdi. Şit aleyhisselâma yıkamayı öğretti. Yıkayıp kefenlediler. Hâdis-i şerifte buyruldu ki: "Âdem aleyhisselâm vefat edince, melekler üç defa su ile yıkadılar. Onu defnettiler." Sonra çocuklarına dönerek; "Ey âdemoğulları! Ölülerinize böyle yapınız dediler." Şit aleyhisselâm imam olup cenaze namazını kıldırdı. Âdem aleyhisselâmın kabri; Kudüs’te, Minâ’da, Mescid-i Hîf'te veya Arafat’tadır. Hayatını bildiren rivayetler birbirinden farklıdır.

Hazret-i Âdem, Allah’a ilk hamd ve ilk tövbe edendir. Seçilmişlerin ilki, yeryüzünde Allahu tealânın ilk halifesidir. Birçok mucizeleri vardır. Bunlardan birkaçı şöyledir:

Yırtıcı,vahşi hayvanlarla konuşurdu.Susuz dağ ve taşlara elini vurunca,pınarlar fışkırır,temiz sular akardı.Eline aldığı ufak taşlar,yüksek sesle Allahu teâlâyı zikrederdi. 

..

...

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/