foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

 ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI 

abakigolpinarliYazar edebiyat tarihçisi(İstanbul 1900-ay.y1982) yarım kalan idadi yıllarının verdiği hakla Çorum dolaylarında İlkokul öğretmenliği yaptı. Cumhuriyet yıllarında İstanbul'da önce lise sonra İÜ. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirmek (1930) fırsatını bularak lise edebiyat öğretmenliklerinde Ankara Üniversitesi DTCF. de Farsça okutmanlığında bulundu. Doktora yaparak Doçent oldu. Metinler Şerhi, İslam Türk tasavvuf tarihi konularında agreje profesör yetkisiyle emekliliğine kadar çalıştı.(1949).Divan edebiyatı tasavvuf, tarikatlar konusunda tam uzmanlık hakkıyla yayımladığı eserler yanı sıra Mevlana, Yunus Emre, Fuzuli, Nedim gibi sanatçıların bütün ürünlerini gerekli açıklamalarla bugünün okuruna hazırlayan sürekli çalışmaları kültür tarihimize aydınlık sağlayan bilimsel çabalardır. Başlıca eserleri: Melamilik ve Melamiler, Divan Edebiyatı Beyanındadır. Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal,  Hatayi Kul Himmet, Nesimi Usuli, Ruki, Nail-i Kadim, Şeyh Galip, Divan Şiiri,(antolojiler;15–20 yy 5.kitap, 1954–1955),Nasreddin Hoca (İnceleme ve 295 fıkra derlemesi),Alevi Bektaşi Nefesleri, Sosyal acıdan İslam, İslam Tarihi ve İslamın İlk devri,100 soruda tasavvuf,100 soruda Türkiye de Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi, Türk tasavvuf antolojisi, Türk tasavvuf şiiri antolojisi, Tasavvuf dilimize giren Deyimler ve atasözleri

ABDÜLHAMİT l 

Osmanlı Padişahı ( İstanbul 1725- ay. y.1789) lll. Ahmet 'in Rabia Şermi Sultan'dan olma oğludur. Ağabeyi Mustafa lll ten sonra tahta çıkmıştır.49 yaşında padişah olmuş ve bu döneminde Osmanlı Rus savaşı sürmekteydi. Bu yüzden ilk iş olarak Ruslarla barış yapmayı denediyse de Osmanlı ordusunun ağır bir yenilgi alması sonucu Kırım ve çevresini Rusya'ya bırakan Küçük kaynarca antlaşmasını 21 Temmuz 1774 imzalamak zorunda kaldı. Anlaşmaya göre Kırım, Kuban, Bucak yalnız mezhep işlerinde halifelik makamına bağlı kalmak üzere bağımsız oluyor; Yeni kale Kerç, Azak, Kılburun, büyük ve Küçük Kabartay Rusya'ya veriliyordu. Ayrıca Rusya'ya Türk topraklarındaki Ortodokslar üzerinde bir tür koruma hakkı tanınıyordu. Avusturya bu durumdan yararlanarak Boğdan Beyliği'ne bağlı Bokuvina'yı işgal etti.(1775)Bu arada karışıklıktan yararlanarak Basra'yı kuşatan İran 'a savaş açıldı.(1776) İran'da başlayan taht kavgasından yararlanan Osmanlılar Basra'yı geri aldılar.

Saltanatının ilk yıllarında Rusya ile ağır koşullar da barış imzalayan Abdülhamit l savaş sırasında çıkan ayaklanmaları bastırmak, askeri kurumları düzenlemek, yenileri kurmak zorundaydı. Ayaklanmalara karşı kaptanıderya Cezayirli Hasan Paşa’dan, Islahat işlerinde de sadrazam Halil Hamit Paşa'dan yararlandı. Cezayirli Hasan Paşa Suriye, Mısır, Mora'da ki  ayaklanmaları bastırdı. Donanmadaki  düzenin bozulmasından yaralanarak Anadolu halkını rahatsız etmeye başlayan Levent teşkilatı kaldırıldı.(1776).Özellikle  Halil Hamit Paşa nın çabasıyla sürdürülen ıslahat daha çok askeri alanda etkili oldu. Rumeli ve Kafkaslar da ki kaleler güçlendirildi. Sürat topçuları çoğaltıldı. Lağımcı, Humbaracı ve ocaklarının ıslahı için Fransa'dan mühendisler getirildi. Mühendishane-i Berri hümayun açıldı. Tımarlı sipahilerin donanımını düzenlemek için bir nizamname hazırlandı. Yerli malı kullanma zorunluluğu getirildi. Yeniçerilere cülus bahşişi verme geleneğine son verildi. Sadrazam Halil Hamit Paşa padişahı indirip yerine veliaht Selim'i çıkartmaya çalıştığından azledilip sürüldü; sonra da idam edildi.

Bu arada Küçük Kaynarca antlaşmasından sonra Kırım'ın bağımsızlığı sözde kalmıştı. Ruslar Kendi yandaşları Şahin Giray'ın han olmasını sağladılar. Bu yüzden iki devlet arasındaki anlaşmazlık savaş noktasına kadar geldi. Kırım Han'ının seçiminde ortaya çıkan anlaşmazlık kısa süre içinde Osmanlı - Rus ilişkilerini yeniden bozdu. Fransa’nın işe karışmasıyla savaş önlenebildi. Aynalıkavak antlaşmasıyla 1779 geçici bir barış antlaşması yapıldı. Rusya’nın Kafkaslarda yayılmasında endişelenen Abdülhamit l Kafkasya’daki bazı kavimleri Türk etkisi altına almaya çalıştı. Bu amaçla gönderdiği Ferah Ali Paşa başarılı çalışmalar yaptı. Kırım’da Rus yanlısı Şahin Giray'a karşı  başlayan ayaklanmadan Rus Mareşali Potemkin, Kırım’ı işgal etti. Daha sonra Da Kırım'ın Rusya'ya katıldığını açıkladı.(1784).

 

Abdülhamit l in sadrazamlığa getirdiği Koca Yusuf Paşalar Ruslar ile savaşılmasından yanaydı. İngiltere  ve  Prusya da Osmanlıları Ruslara karşı kışkırtıyordu. Osmanlı devletinin paylaşılması konusunda anlaşan (Grek Projesi) Rus çariçesi Katerina ll ile Avusturya İmparatoru Joseph ll nin Kırımda buluşmasına Bab-ı Ali tepki gösterdi. Rusya'ya bir kesin uyarı vererek Kırım'ı geri istedi. Olumsuz cevap üzerine Rusya'ya savaş açıldı. Abdülhamit l barış yanlısı olmasına karşın bir olupbitti sonucunda Avusturya savaş ilan etmeden Osmanlı topraklarına saldırdı. Avusturya cephesinde Koca Yusuf Paşa başarılı oldu. Şebeş yakınlarında kuşatılan Joseph ll komutasındaki Avusturya kuvvetleri bozguna uğratıldı. Ancak Ruslara karşı aynı başarı sağlanamadı. Osmanlı ordusu barışı bozmak istememesine rağmen 1787 de Kılburun kalesine saldırmak zorunda kaldı. Böylece 1792 tarihine dek sürecek olan yeni bir Osmanlı Rus, Osmanlı-Avusturya savaşı başladı. Padişah bir yandan iç karışıklıklarla  bir yandan da Suriye, Mısır ve Mora'da patlak veren isyanlarla uğraştı. Bu isyanlar Cezzar Ahmet Paşa vasıtasıyla ve Cezayirli Gazi Hasan Paşa vasıtasıyla bastırıldıysa da Abdülhamit l, sürmekte olan büyük savaşın sonunu öğrenemeden 7 Nisan 1789 da öldü.

Abdülhamit l başarısızlıklarına karşın iyi niyetli reformcu çalışmalarıyla tanınır, yenilikçi bir padişahtı. Her konuda düşüncelerini yazarak vezirlerine bildirirdi Sadrazamlığa atadığı kişilere geniş yetkiler vererek gerekli ıslahatın yapılmasına çalıştı. Ordu da sürat topçularının, lağımcı, Humbaracı ve öteki topçu ocaklarının günün şartlarına göre düzenlenmesi Mühendishane-i Berri Hümayun (kara mühendishanesi)  ve müteferrika matbaasının yeniden açılması ile yerli malı kullanımının özendirilerek, küçük sanayinin desteklenmesi onun döneminde yapılan olumlu işlerdendir.

ABDÜLHAMİD ll 

ab dulhamitOtuz dördüncü Osmanlı Padişahı ve doksan dokuzuncu İslam Halifesi 1842–1918.Abdülmecit’in oğludur. Murat V in hastalığı sonunda Mithat paşa ve Mehmet Rüştü Paşa özgürlük konusunda  kendilerine güvence veren Abdülhamit’in tahta çıkmasını sağladılar 31 ağustos (1876).Abdülhamit ll nin Padişahlığının ilk yılları çok sorunlu geçti. Bosna-Hersek, Bulgaristan, Sırp ve Karadağ İsyanları sürüyordu. Öte yandan Osmanlı Devletinin işlerine sürekli karışan İngiltere ve Rusya 28 Aralık 1876 da İstanbul'da bir konferans toplanmasını sağladı. Abdülhamit verdiği sözü tutarak konferansla birlikte Kanun-i Esasi'yi ilan etti.

Çok geçmeden Abdülhamit ll, Mithat Paşa yı görevden uzaklaştırmış ve sürgüne göndermiş oldu. Milletvekili seçimleri yapıldı, meclis toplandı. Bu arada  Ruslar Osmanlı devletine savaş açmak için fırsat kolluyorlardı. Buna engel olmak için İngilizlerin topladığı Londra konferansı kararlarını, Osmanlı meclisi kabul etmeyince Rusya savaş ilan ederek saldırıya geçti. Abdülhamit ll meclisi yenilginin suçlusu gösterip kapattı. Şubat 1878. İktidarda tek başına kaldı. Rus ordularının ilerleyişi Ayastafonos antlaşmasıyla durduruldu.3 Mart 1878 Antlaşa şartları Rusya lehine çok ağır şartlar içeriyordu. Bu durum Avrupa devletlerinin işine gelmiyordu. Toplanan Berlin konferansında Rusya ve Balkan devletlerinin kazanımları azaltıldı. Buna karşılık Avrupa devletleri Osmanlılar dan çeşitli ödünler kopardı. Abdülhamit bu antlaşmayı bir türlü hazmedemiyordu 4 Haziran 1878 de İngiltere ile gizlice yapılan bir antlaşma sonucu Kıbrıs adasının idaresinin İngiltere'ye bırakılmasına Ada gelirlerinin her yıl Osmanlılara bırakılmasına Adanın Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası olarak kalmasına buna karşılık İngiltere Ayastefanos antlaşmasının Osmanlılar lehine değiştirilmesine yardım edecekti.

Dış siyasette sakıngan ve dikkatli bir tutum izleyen Abdülhamit ll, İçte daha sert bir tutum izledi. Devlet ileri gelenleri yargılanırken güçlü hafiye örgütü ile halk sindirildi.

Bu arada Tunus, Fransızların;1881,Mısır, İngilizlerin; Doğu Rumeli Bulgarların (1885),eline geçti. Yunanlılar ı büyük bir yenilgiye uğratılmasına karşılık batı devletlerinin araya girmesiyle yapılan  anlaşmada Girit'e tam özerklik verildi.1897.Ülkenin içine düştüğü mali güçlükleri kavrayan Abdülhamit ll, harcamaları kısmak için çaba gösterdi, fakat başarılı olamadı. Memur aylıklarını ödeyemez duruma gelen devletin dıştaki saygınlığı da azaldı. Gerek yurt dışına kaçan aydınlar gerekse ordudaki subaylar Abdülhamit ll yi ll. Meşrutiyeti ilan etmeye zorladı 23 Temmuz 1908.

Meşrutiyet de beklenen olumlu sonuçları vermedi. Toprak kayıpları devam etti. Önce Avusturya Macaristan İmparatorluğu, Bosna Hersek'i topraklarına kattı; Sonra Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti. Meşrutiyetle gelen özgürlüklerden memnun olmayan kesimlerin yarattığı kızgınlık "31 Mart vakası" ile sonuçlandı. Ayaklanmayı bastırmak üzere Atina 'dan yola çıkan Harekât Ordusu Padişahı tahtan indirerek 27 Nisan 1909 Selanik'e sürgüne gönderdi.1912 de Abdülhamit ll Beylerbeyi sarayına yerleştirildi ve ölümüne tek orada kaldı.10 Şubat 1918 Cenazesi Çemberlitaş'ta ki Sultan ll Mahmut türbesine defnedilmiştir.

Abdülhamit ll otuz iki yıl yedi ay yirmiyeydi gün hükümdarlık yaptı. Koyu bir yönetimi yanında Eğitim alanında bazı reformları gerçekleştirdi. Her vilayete mektepler, hasta haneler, yollar, çeşmeler yaptırdı. İmparatorluğun çeşitli yerlerine ortaokul ve liseler kurdu. Yükseköğrenim alanında Sanayii Nefise ( güzel sanatlar akademisi), hukuk mektebi, Ticaret ve hendesei Mülkiye, darülfünun kuruldu. Yol, Köprü ve demiryolu yapımına önem verildi. Beyoğlu kadın hasta hanesini yaptırdı. Güzel sanatlar Akademisi, Yüksek Ticaret Mektebi, Yüksek Mühendis Mektebi, yatılı kız lisesi açıldı. Alman İmparatoru İstanbul'a geldi. Bursa’da ipekçilik  Halkalı'da Ziraat ve Baytar mektebi açıldı. Bursa Demiryolu ve Aşiret Mektebi (Yafa-Kudüs) demiryolu ile Ankara Demiryolu yapıldı. Hamidiye Kâğıt fabrikası Kadıköy Havagazı fabrikası Beyrut limanı rıhtımını yaptırdı. Osmanlı Sigorta şirketi ve Küçüksu Barajı ve (Manastır-Selanik) demiryolu yapıldı. Hamidiye yüksek ticaret mektebi Galata tophane rıhtımı, Dolma bahçe Saat Kulesi, Beyrut-Şam, İstanbul-Selanik, Afyon-Konya  demiryolu  Sakız Limanı, Tuna Nehrinde Demir kapı kanalını yaptırdı. Şişlide Hamidiye Etfal hastanesi, Medine’ye kadar Telgraf hattı yaptırdı. Hamidiye hicaz demiryolu Zerkaya kadar işledi. Kâğıthane de Hamidiye Suyu yapıldı. Şam’da tıbbiye-i mülkiye Haydar Paşa'da askeri tıbbiye mektebi-i Şahanesi, dilsiz ve sağırlar mektebi. Bingazi’ye  Telgraf hattı yapıldı.

İttihatçıların ve yamaklarının propagandası ile Sultan Abdülhamid, adeta Türklük düşmanı haline getirilmiştir. Hâlbuki o Türklüğü bir silah olarak kullanmış, orta Asya Türkleriyle de ilgilenmiş ve ömrünce ancak Söğütteki Karakeçililer ‘den kurulan Hassa Ertuğrul alayı2na güvenmiştir.

Bir gün saray bahçesindeki hademelere iş gördürürken, içlerinden birisinin beceriksizliğine  kızarak ona : "eşek türk!" diye bağıran ve galiba Arnavut olan saray memuruna :"Bende Türküm!" diye seslenerek  o memurun korkudan bayılmasına sebep olmuştur. Milli şuuru kuvvetli olmasaydı pencereden tesadüfen seyrettiği olayı görmemezlikten gelebilirdi. (Türk tarihinden meseleler s.129)

Bomba Olayı: 

Yıl 1905 Avrupa’daki birçok devlet adamı suikasta uğramış terör ve anarşi her yerde baş gösterir duruma gelmişti. ll. Abdülhamit çok iyi korunması sayesinde böyle bir olay yaşamamıştı. Terör grupları düzenleri yıkmak için Türkiye ve Rusya kadar Fransa ve Birleşik Amerika gibi demokrasi ve ülkelerde de faaliyette idiler.

1905 e gelindiğinde rejim hem eskimiş hem de yıpranmıştı. Padişah karşısında aldığı ve düşmanlıklarını kazandığı güçler tehlikeli şekilde artmıştı. Birkaç yıl önce bir aylık harple ezdiği Yunanistan’da düşmanlık şiddetli idi ve Osmanlı Devleti’nin Rum tabasına da yayılmıştı. Doğu Anadolu'da Ermenistan kurmadığı için Ermeniler ‘in bir numaralı hedefi idi. Filistin’e Yahudi göçmeni gelmesini reddettiği ve bu hususta İstanbul'a gelip kendisiyle görüşen dünya Siyonist teşkilatı başkanı Theodor Herzl'in milyonlarca altın para teklifini kabul etmediği için, milletlerarası Yahudiliği karşısında almıştı. Hilafet propagandası ile İngiltere’yi, Pantürkizm’in politikası ile Rusya'yı korkutmuştu. Fransa ile ilişkiler dostça değildi. Ancak Almanya, Avusturya, Macaristan, İtalya ile münasebetler olumlu idi. İmparatorluğun Türk olmayan Müslüman kavimlerinde  ise  ll. Abdülhamit’e bağlılık Şahane, adeta kusursuzdu. Osmanlı tebaası olmayan dünya Müslümanları içinde de prestiji hemen hemen aynı durumda bulunuyordu.

Ermeni komitecileri padişaha suikastı planlayacak durumda değillerdi. Bu işi, dünyanın en büyük anarşi  ve suikast planlayıcısı olan Belçikalı  Jorris'e büyük bir meblağ ödeyerek kabul ettirdiler. Jorris, sahte pasaport la İstanbul'a geldi ve padişahın ünlü hafiye teşkilatının gözünden kaçtı. Zira Belçika ile iyi münasebetlerimiz vardı.

Jorris 100 kiloluk bombayı ve sabotaj planını en ince detaylarına kadar ayarladı hatta dikkat çekmemek için arabaya Fransız kadınlar bile aldı. Padişahın geçeceği yola arabayı park edip olay anını beklemeye başladı Padişah halkı selamlamaya çıkınca sabotaj gerçekleştirilecekti. Ama padişahın çıkması gecikti. Çünkü camiin kapısında Şeyhülislam Cemaleddin Efendi, padişahın önünü keserek mutad dışı birkaç cümle söyledi. Birkaç saniye önce patlayan bomba padişah'a zarar vermedi. Tevfik Fikret’in "bir lahza-i ta'ahhur" dediği bu birkaç saniye, hassa alayından bir hayli süvari erinin şehit olmasıyla sonuçlandı. Hedef olan padişah kurtuldu. Bütün dünyadan Hakan halifeye geçmiş olsun telgrafları yağdı. Tevfik Fikret’in Bire Lahza-i Ta'ahhur adlı ünlü manzumesinin mevzuu "Bomba Vaka’sı " olarak tarihe geçen bu neticesiz ünlü suikasddir. Şair, Padişah ölmediği için teessürlerini ve hıncını terennüm eder. Ermeni komitacılarını:

Ey şanlı avcı, dâmını bîhûde kurmadın 
Atdın,fakat yazık ki yazıklar ki, vurmadın!

Mısraları ile yüceltir. Manzume Doğu Anadolu'yu Ermenilere vermediği ve oralarda yaşayan milyonlarca Müslüman’ın bekasını temin ettiği için başına bu haller gelen ve Ermeni isyanlarını bastırdığı için Avrupa'da "Kızıl Sultan" denen ikinci Abdülhamit’e küfürler le doludur. "Müverrih" diye anılan ve gençliğinde  İttihadcı bir subay olan büyük tarihçi Ahmet Refik (Altınay) da bir eserinde  şöyle der: "Nihayet hakikat tamamıyla meydana çıkarıldı: Osmanlı milletini Abdülhamit’in zulmünden kurtarmak için bu hareket -i  kahramanamenin, Ermeni vatandaşlarımız tarafından icra olunduğu anlaşıldı."

Bu olayları sağ salim atlatan padişah kendisini tahttan indirmek için İstanbul’da başlatılan 31 Mart ayaklanmasını bastırmak isteyen komutanlarına:

—Yalnız padişah değil, aynı zamanda halifeyim. Otuz küsur senedir asla kan dökmedim. Bu yaştan sonra Müslümanı Müslümana kırdırmam; derken birçok konuyu dile getiriyordu.

Çoğunluğunu Bulgar, Yunan, Sırp, Makedon, Arnavut çeteleriyle sözde gönüllülerin teşkil ettiği Hareket ordusu; İstanbul’a girdi. Yıldız Sarayını cariyelerin mücevher ve altınlarına kadar yağmaladı. Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Ayan (Millet meclisi ve senato) çok mühim gelişmelerde Meclis-i Milli adıyla beraber toplanıp oy verirdi. Bu takdirde senato başkanı, Meclis-i Milli'ye başkanlık ederdi. Senato başkanı, eski sadrazam Küçük Said Paşa ve ikinci başkanı Müstakbel Sadrazam Mareşal Gazi Ahmet Muhtar Paşa idi. Meclis başkanı Ahmet Rıza Bey saklanmıştı. Meclisin ikinci başkanı ise Talat Bey idi. Meclis-i Millîye başkanlık eden Küçük Sadi Paşa, Sultan Hamid Devrinin geçtiğini anlamış padişahı tahttan indirerek yeni rejimde külah kapmaya uğraşıyordu. Ancak milletvekili ve senatörleri Talat Bey’in baskı ve tehdidi altında idiler.

Bu tehdit ve çevreleri Makedonyalı çetecilerle çevrili olarak Meclis-i Milli, Yeşilköy’de toplandı ve Padişah'ın tahttan indirilmesi kararını aldı.25 Nisan da Mahmut Şevket Paşa, örfi idare ilan etmiş, İstanbul’a hakim olmuş birçok insan öldürülmüş ve asılmıştı.240 Milletvekili ve 34 senatör namına hal (tahttan indirme) kararı alan ve bunu saçma sapan ithamlarla dolu bir fetva ile de destekleyip halifelik sıfatının kalmasını da sağlayan ittihatçılar,3 ila 5 bin kişi tahmin edilen Hareket ordusu ile muazzam l. Ordu'nun gözleri önünde böyle bir başarıya eriştikleri için bahtiyardılar. Bu duygu, onları  bundan sonra son derece de gözü kapalı ve imtiyazsız hareketlere sevk edecek ve kendilerine çok zararlı olacaktır.

Abdülhamit Han 'ın hal'ini kendisine tebliğ biçimi Türkiye tarihinin asla silinemez lekelerinden biridir. Hali tebliğe, milletvekili ve senatörlerden seçile seçile şu dört kişilik heyet memur oldu:

Selanik milletvekili Yahudi Emanuel Karaso, senatör Ermeni Aram Efendi, Draç milletvekili Arnavut Es'ad Toptânî Paşa ve senatör bahriye feriki (Koramiral) Gürcü Arif Hikmet Paşa.

Yeryüzündeki Müslümanların halifesi hal ini tebliğ eden heyette iki gayri Müslim’in bulunması yüz milyonlarca Müslüman için hakaret teşkil  eder.

Bunlardan Karaso, İtalya’nın maaşlı ajanıdır ve Libya'nın İtalya tarafından yutulmasında meşum bir rol oynadığı gibi, sonradan partisi olan İttihat ve Terakki'ye de ihanet etmiştir.

Jandarma Tümgenerali olan Es'ad Toptani Paşa, birkaç yıl geçmeden devlete başkaldırmış, Arnavut istiklali için sayısız Türk'ün kanına  girmiş  ve İşkodra müdafi Kurmay Albay Hasan rıza Bey'i sokakta sırtından vurdurarak şehit ettirmiş ve İşkodra yı düşmana satmıştır.

Aram efendi, Ermeni İhtilali komiteleri ile yakın ilişkiler içinde olan Türk kanı dökmüş bir adamdır. Sultan Hamid'den Ermeniler ‘in intikamını almak için heyete sokulmuştur. Emanuel Karaso Efendi nin Filistin'de kendilerine yurt verilmediği için Yahudilerden padişahın intikamın almak için sokuşturulduğu gibi...

İlk işi saray masraflarını kısmak olan ve bu yüzden Galata bankerlerine borç etmemiş tek şehzade-olduğu için «Pinti Hamid» diye anılan büyük ahlâk ve tasarruf seciyesi ki, astronomik devlet borçlarını «Hazine-; Hassa»sı gelirinden ve «Kîse-i Hümayun»undan ödeyerek yüzde ikiye kadar düşürmüş ve saltanatı boyunca dışarıya tek kuruş borçlanmamıştır.

Hamidiye sularına kadar zücaciye, halı, kumaş sahalarında nice tesis ve daha nice İçtimaî yardım çatısı onun eseri... Büyük tren yolu siyaseti, (Selanik -İstanbul, Selanik - Manastır, İzmir - Kasaba) hatlarından sonra, iki muazzam demiryoluyla, onda, siyasî ve iktisadî dehanın en yüksek derecesini kaydeder.

Doğu ruhu içinde Batının olanca müspet bilgilerini devşirmek ve benimsemek, bünyeye maletmek lüzumuna inanan Abdülhamit, memlekette ilk defa, birçok vilâyete Şamil olarak sanayi mektepleri zincirini halkalamış ve sonu «şahane» sıfatıyla mühürlenen bütün yüksek tahsil ocaklarını kurmuştur.

Ömründe; tek harp veren (1597 - 1313 Yunan Harbi) Abdülhamit, onda da geniş bir seferberliğe girişmek telâş ve zilletine düşmeksizin biricik Rumeli ordusuyla ve en kısa zamanda Atina kapılarına dayanmış ve Yunanlıları susta durdurtup «düveli muazzama» ağabeylerinden imdat isteme vaziyetine getirmiştir. Ayrıca, «Düyun-u Umumiye» borcunun büyük kısmiyle satın alınıp hiçbir işe yaramayan ve durduğu yerde devlet bütçesini kemiren ıskarta donanmanın (materyel), (personel) ve muharrik kuvvet zaafını kestirip onu Haliç’e tıkamak ve bütün kuvveti kara ordusuna vermekle, sevk ve idare dışı umumî görüş kıymeti olarak üstün askerlik anlayışını ispat etmiştir. Hâlbuki bu nokta, vatan kurtarıcılığı yerine ona vatan hainliğini isnada kadar gittikleri yerdir. Abdülhamit, düşmanlarına karşı nerede zayıf ve nerede kuvvetli olacağını derinden derine kestiriyor, ona göre askerî bir plân takip ediyor, zahiri ve aldatıcı süslerden kaçınıyordu.

Adalet işlerine asla karışmayan, ondan Kur'ân emirlerine müdahale edercesine çekinen Abdülhamit, adlî ölçü bakımından yalnız hudutsuz ve tarihte eşsiz bir merhamet ve atıfetin temsilcisi olmuş ve 33 yıllık hükümdarlığı içinde katil bir haremağasından başka hiç bir ferdin idam hükmünü imzalamamış gerisini hep ebedî hapis ve sürgüne çevirmekle yetinmiştir. Abdülhamid'in, hürriyet yalanıyla gelen Makedonya çapulcularının karşısına Hassa Ordusu ile çıkmamasında ve «benim yüzümden tek damla Müslüman kanı akıtılmasına razı değilim!» demesindeki sebep de onun bu merhamet ve tevekkül cephesine bağlı ve belki tenkidi kabil biricik zaafıdır. Ermeni icadı «Kızıl Sultan» tabiriyle, yeni doğmuş çocukların beynini salata yapıp yercesine kan içiciliği dillere destan edilen bu mazlum tâcidar, hakikatte, karınca ezmekten bile sakınan velî mizaçlı bir merhamet felçlisidir Ve hakkında köpürtülen yalanların tam ve kâmil zıddıdır.

Memleketin en vicdanlı adliyecilerinden kurulu yüksek mahkemenin idam hükmünü, yine memleketin en üstün şahsiyetlerine mütalâa ettirip hemen hepsi ve bilhassa Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa tarafından «mutlaka idamı şarttır!» reyini aldığı hâlde kararı bozup Mithat Paşayı Taife sürmekle kalan, sonra da asla mecbur olmadığı bu af ve atıfet hareketine karşı «Mithat Paşayı boğdurdu!»

iftirasını çeken Abdülhamid, bu bahiste de çapı hayale sığmaz bir âbidedir.

«Hürriyet Şehidi» tabiriyle hem Mithat Paşada, hem de Namık Kemal'de mukaddes şehitlik vasfını yerin dibine geçirenler bilmelidir ki, Abdülhamid'in bunlara verdiği ceza valilik ve mutasarrıflıkla beraber ayda yüzlerce altın «Ihsan-ı şahane» den başka bir şey olmamış ve o devirde sürgünlük bir nevi kazanç endüstrisi hâline getirilmiştir.

Fazıl Kısakürek Vatan Haini değil büyük vatan dostu Vahidüttin Han

Kızıl Sultan'ı kim, niçin uydurdu ? 

Sultan ll. Abdülhamit’e yakıştırılan Kızıl Sultan lakabı kimler tarafından ve ne amaçla takılmıştır.

Sultan İkinci Abdülhamit Han devrinin ünlü Mâbeyn Başkâtibi Tahsin Pasa hatıratında :

"... Ermeni ayaklanmalarında Ermeni papazlarının büyük rolü olduğunu ve kiliselerin ibadetten ziyade fesad ve sekavete hizmet ettiklerini haber almıştık. Ancak Ermeni ihtilalcileri bazı elçiliklerin de yardımıyla o derece mahirane tertibat almışlar, silah ve komitacılar, memlekete sokmak hususunda öyle yardımlar te'min etmişlerdi ki, ipucu bulmak mümkün olamıyordu. Nihayet bir gün, yine kendi aralarından te'min ettiğimiz bazı kimseler bize bu silahların Beyoğlu’nda Ermeni kilisesinin duvarında saklı olduğunu haber verdi.

Bunun üzerine Zaptiye Nazırına emir gönderildi, bir heyet marifetiyle kilise basılarak duvar yıkıldı, silah deposu meydan çıktı!.. Bir ibadethaneyi eşkıya sığınağı haline sokan Ermeni ihtilalcilerin bu fesad ve ihaneti elçiliklerden çağrılan kimselere gösterildi ve hemen bir zabit tutuldu. Ermeni komitacıları, en ziyade Londra'da efkâr-i umumiyyeyi aleyhimize tahrik etmekte ve bilhassa nüfuzlu İngiliz kadınlarının yardımlarından istifade eylemekte olduklarından Türk dostu Sir Arshmitt Bartlet'in vasıtasıyla bu, kilisede çıkan silahlar Londra'ya gönderilerek Parlamento'nun yanında teshir ve bu suretle bize karşı uyandırılan gayz ve gazabın mecrası değiştirildi."

Mâbeyn Başkâtibi Tahsin Pasa böyle kiliseyi silah deposu haline getiren Ermenilerin bu melanetinin Londra'da teşhir edilmesi "bize karşı duyulan gayz ve gazabın mecrası değiştirdi" diyor ama İngilizlerdeki bu değişiklik, gözler önüne serilen acı gerçeğe rağmen geçici olmuş, İngilizler kısa bir zaman sonra yine Ermenilerin haklarından bahsetmeye başlamışlardır!.. Ve İngilizlerin bu tutumu o devrin olayları içinde tabiidir!...

Sultan İkinci Abdülhamit Han devrinde faaliyetlerini böyle kiliseyi silah deposu haline getirecek derecede arttıran Ermeniler yıllar boyu yer yer isyanlarla Dogu-Anadolu'yu bir Ermeni yurdu haline getirmek için çalışmışlarsa da, Abdülhamit Han Siyasi bilgi ve becerisiyle bu oyunları önleyip Doğu Anadolu’da bir ermeni devleti kurulmasını engellemiş karşılığında da bu şer güçler kendisine “Kızıl sultan” adını takarak intikam almak yoluna gitmişlerdir.

Ermeniler Doğu Anadolu da bir Ermeni devleti kurabilmek için her türlü iftiralarının yanında birde köylerde çok büyük katliamlarda bulunmuş bunlar yetmiyor gibi Türkler bizi katlediyor iftiraları ile Avrupa’yı Osmanlılar üzerine kışkırtmışlardır.

Abdülhamit büyük devletlerarasında ki anlaşmazlıkları kullanarak hem bazı tavizler koparmış hemde yer yer Ermeni isyanlarını bastırmayı bilmiştir!... 1894 yılında Muş ve Siirt civarındaki Sason'da ayaklanan Ermeniler daha sonra Diyarbakır isyanını başlatmışlarsa da her iki isyanda Abdülhamit Han’ın yumruğunu yiyerek büyük zayiat verip geri çekilmişler ve bu mağlubiyetten hemen bir yıl sonra, bu kere 30 Eylül 1894 (30.09.1894, M.F.) Pazartesi günü ayaklanmışlar, fakat netice alamamışlar, 1896 yılının 26 Ağustos (26.08.1896, M.F.) Çarşamba günü yine İstanbul’da başlattıkları isyanda Osmanlı Bankası'nı (Osmanlı Bankası başka bir hikâye, M.F.) basmak, Babıâli’yi, tüneli havaya uçurmak, bazı elçiliklere tecavüzle Avrupa devletlerinin müdahalesini te'min etmek etmişlerse de, Abdülhamit Han, emrindeki "Yıldız İstihbarat Teşkilâtı" vasıtasıyla isyanı evvelden haber almış ve o gün Bankayı basan Ermeniler, hakları (!) verilmediği, yani, Doğu Anadolu kendilerine bırakılmadığı takdirde Bankayı havaya uçuracakları tehdidini savurup bu arada bir kaç bomba da patlatmışlar, fakat alınan tertibatla tümü ellerindeki teçhizatla yakalanmışlardır!...

Patrik Izmirliyen idaresindeki bu isyan Ermeni mahallelerine kadar sıçramış ordu ve güvenlik güçlerini kışlaya çeken koca padişah limandaki hamalların ellerine sopalar vermek suretiyle isyancıların üzerine gönderilmiş hamallarla bu isyan bastırılmış ve oyun karşı oyunla bozularak hedefine varamamıştır.

Bütün bu işler olup biterken Avrupa devletleri Ermeni meselesini yine körüklemişler, Ruslar yukarıdaki sopalı olayı protesto ederken, İngilizler bir ara donanmalarıyla Çanakkale önlerine kadar gelmişlerse de, Abdülhamit Han’ın siyasî dehasıyla aldığı tedbirler önünde geri çekilmeye mecbur olmuşlardır!...

Sultan İkinci Abdülhamit Han böyle aldığı tedbirlerle Devlet-i Aliyye'nin varlığı ve bekası yolunda çalışırken, düşmanın şerrinden kurtulamamış ve Fransız tarihçisi Albert Vandal, Ermeni isyanlarını bastırmasını bilen Abdülhamit Han’a kan dökücü manasına "Le Sultan Rouge" demiş, bizdeki gafiller de bir Hristiyan’ in Ermeni menfaatleri uğruna uydurduğu bu tabiri Kızıl Sultan’a çevirerek Abdülhamit Han hakkında kullanmaktan utanmamışlardır!...

Ne yazık ki gerek yurdumuzda gerekse dış dünyada bu ismi kullanan birçok araştırmacı ve okuyucu hala mevcuttur.

ABDULLAH ZİYA KOZANOĞLU 

ABDULLAH ZİYA KOZANOĞLU

İstanbul (1906- ay. y.1966) Yazar. Asıl mesleği mimarlık ve mühendislik olmasına rağmen ve çeşitli girişimlerinde de başarıyla çıkmış olmasına rağmen ulusçuluk akımına gençliğin ruh coşkusuyla katılmasını sağlayan tarihsel romanlara emek bağlamak gereğini duydu ve bu alanda çalışmalara başladı. Aynı zamanda da benzersiz bir ilgi gördü. işinin öncüsü olrak ta ardından gelenlere yol gösterdi. Çoğunun sekiz on kez basıldığı, herkesçe okunan yirmiye yakın tarihsel roman yazdı. Bu romanların en tanınmışlarından bazıları ise şöyle sıralanabilir: Kızıl tuğ (1923),Gültekin (1928),Kolsuz Kahraman (1930),Savcı Bey (1931), Malkoçoğlu (1933),Battal Gazi Destanı (1937), Fatih Feneri (1949),Kızıl Kadırga (1962) vb.

..

...

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/