foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

YAHYÂ ALEYHİSSELÂM 

Zekeriya aleyhisselâm’ın oğludur. Yahudi Herod şehit etti. İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Zekeriya aleyhisselâm’ın oğludur. Annesinin ismi Elisa olup, İmran'ın kızıydı. Hıristiyanlar Elizabeth diyorlar. Davud aleyhisselâm’ın neslinden olup, hazret-i Meryem'in teyzesinin oğludur. Allahü Teâlâ, onu babası Zekeriyya aleyhisselâm’ın duası üzerine ihsan etti. Zekeriya aleyhi selam doksan dokuz veya yüz yirmi yaşına geldiği hâlde neslini devam ettirecek bir evladı yoktu. Hanımı da doksan sekiz yaşındaydı. Gerek kendisinin, gerekse hanımının çocuk sâhibi olma yaşları geçmişti. Fakat içine evlat sevgisi düşüp kendisine Salih bir evlat ihsan etmesi için Allahü teâlâya dua etti. Allahü Teâlâ Zekeriya aleyhisselâm’ın duasını kabul etti. Zekeriya aleyhi selam odasında namaz kıldığı sırada Cebrail aleyhi selam ona şöyle nidâ etti: ''Ya Zekeriya muhakkak Allahü Teâlâ sana kendinden gelen bir kelimeyi (İsa aleyhi selamı) tasdik edici ve kereminin seyyidi ve nefsine hâkim ve Salihlerden bir peygamber olmak üzere Yahya’yı müjdeliyor.'' Bu husus Âl-i imrân suresi 38–39. ayetlerinde bildirilmiştir. Zekeriya aleyhisselâm’ın ihtiyar olan hanımı hâmile kaldı ve belirli müddetten sonra Yahya aleyhi selam doğdu. Rivayete göre Yahya aleyhisselâm’ın doğumu ile İsa aleyhisselâm’ın doğumu aynı seneye rastlamaktadır. Doğumundan itibaren fevkaladelikler içinde olan Yahya aleyhi selam babası Zekeriya aleyhisselâm’ın nezaretinde yetişti. Küçük yaşta Tevrat’ı okumaya ve hükümlerini anlamaya başladı. Zaten Allahü Teâlâ tarafından ona küçük yaşından itibaren hikmet ihsan edildiği, Tevrat’ı okuyup hükümlerini anlama kabiliyeti verildiği bildirilmiştir. Tevrat’ı ve hükümlerini küçük yaşta öğrenmiş olan Yahya aleyhi selam bazen Beyt-ül Makdis'te (Mescid-i Aksâ) bazen de tenha ve ıssız yerlerde Allahü teâlâya ibadet ve tâatle meşgul olurdu. Öğrendiklerini İsrâiloğullarına   anlatır, onları Allahü tel âlânın emirlerini yapmaya yasaklarından kaçınmaya dâvet ederdi. Gayet mütevazı ve sade bir hayat yaşar, kıldan elbise giyer, arpa ekmeği yerdi. Dünyaya gönül vermezdi. Gece gündüz Allahü teâlâya ibadet eder, Allah korkusundan dolayı çok ağlardı. Gözyaşları sebebiyle nurlu yüzü yara olurdu. Yahya aleyhi selam rüşt (olgunluk) çağına ulaştığı zaman, kendisine Allahü Teâlâ tarafından peygamberlik emri bildirildi. İlk önce Mûsâ aleyhisselâm’ın bildirdiği dinin esaslarına uyması ve Tevrat’ın hükümlerini insanlara tebliğ etmesi emredildi. İsa aleyhi selama İncil nazil olup, Tevrat’ın hükmü kaldırılınca İsrâiloğularını İncil'in emir ve yasaklarına uymaya çağırdı. Daha sonra Şam'a giderek insanları hak dine dâvet etti. Yahya aleyhisselâm’ın dâvetini kabul edenler olduğu gibi, türlü bahanelerle ona karşı çıkanlar da oldu. Peygamberlerin mucizelerini gördükleri hâlde onlara inanmayıp, karşı çıkan ve birçok peygamberleri şehit eden İsrailoğuları İsa aleyhi selama karşı çıkıp onu şehit etmek istediler. Allahü Teâlâ İsa aleyhi selamı göğe kaldırdıktan sonra Yahya aleyhi selam İncil'in hükümlerini insanlara anlatmaya devam etti. Zalim Yahudi hükümdarı Herod ‘un torunu Birinci Herod, hazret-i Yahya’ya iyi muamelede bulunurdu. Kendi kardeşinin kızı veya hanımının önceki kocasından bir kızı vardı. Yahudi hükümdarı Birinci Herod bu kızla evlenmeyi ve nikâhlarını Yahya aleyhisselâm’ın yapmasını istedi. Yahya aleyhi selam böyle bir evliliğin hazret-i İsa’nın tebliğ ettiği İncil kitabında yasaklandığını ve böyle bir nikâhın imkânsız olduğunu bildirdi. Bu duruma içerleyen kızın annesi, Yahya aleyhi selamın öldürülmesini istedi.

Yahya aleyhi selama karşı iyi niyet sâhibi olan birinci Herod da kadının ve kralla evlenmek isteyen kızının ısrarı üzerine Yahya aleyhi selamın yakalanıp getirilmesi veya öldürülüp, başının getirilmesini adamlarına emretti. Herod ‘un adamları Yahya aleyhi selamı yakalayıp, başını kesmek suretiyle şehit ettiler. Başka bir rivayette de yakalayıp getirdiler. Herod kendisi başını kesmek suretiyle şehit etti. Kesilmiş olmasına rağmen Yahya aleyhi selamın başı mucize olarak: ''Bu kızı almak sana helâl değildir.'' diye defalarca söyledi. Allahü Teâlâ Yahya aleyhi selamın intikamını almak için onların başına bazı musibetler gönderdi. Bazı rivayetlerde Herod ve evlenmek istediği kızı, Karun gibi yerin yuttuğu bildirilmektedir. Yahya aleyhi selam şehit edildiği zaman otuz dört yaşlarında bulunuyordu. Yahya aleyhi selamın mübarek bedeninin parçaları, başka başka şehirlerdedir. Başı ise Şam’daki Ümeyye Câmiindeki türbededir. Yahya aleyhi selam suret itibarıyla zamanındaki insanların en güzeli ve hüsn-ü Cemâl sâhibiydi. İnsanlara karşı yumuşak huylu, tevâzu ve şefkât sâhibiydi. Başındaki saçları seyrek ve sesi inceydi. Ondan önce Yahya ismiyle isimlendirilen olmamış ve ismi Allahü Teâlâ tarafından bildirilmişti. Bu husus Meryem suresi 7. ayetinde bildirilmiştir. Yahya aleyhi selam günahlardan temiz kılınmış olup, takva sâhibiydi. Tevâzu sâhibi olup itaatkâr ve halim selimdi. Yahya aleyhi selam doğduğu, öldüğü ve dirildiği günlerde Allahü Teâlâ tarafından selâmete erdirildi. Bu hususiyetleri Meryem suresi 13, 14 ve 15. ayetlerinde bildirilmiştir.

Mucizeleri

1-Taşın dile gelmesi: İsrailoğuları, Yahudi hükümdarı Birinci Herod ‘un emri üzerine Yahya aleyhi selamı şehit etmek için arıyorlardı. Bu haberi duyan Yahya aleyhi selam onlardan uzaklaşıyordu. Bu sırada bir kaya dile geldi: ''Ey Allah’ın peygamberi! Bana gel!'' Yahya aleyhi selam kayaya yaklaştığı zaman içinin kovan gibi oyulmuş olduğunu gördü. O taşın içine girdi. Yahya aleyhi selamı şehit etmek üzere arayan kâfirler o kayaya yaklaştıkları zaman, o kayadan kâfirlerin üzerine oklar atılmaya başlandı. Bu durumu gören Yahudiler geriye dönüp kaçtılar.

2- Gündüz vakti yıldız göstermesi: Yahya aleyhi selam peygamber olarak vazifelendirilip Şam'a geldikten sonra insanlar ona; ''Hakikaten peygambersen, bize gündüz gözü ile yıldızı göster.'' dediler. İnsanların bu isteği üzerine Yahya aleyhi selam dua edip gündüz güneşin çevresindeki yıldızlar görünmeye başladı. Kur’an-ı kerimde Âl-i imrân, Meryem ve Enbiya surelerinde Yahya aleyhi selamdan bahsedilmektedir.

YAHYA KEMAL BEYATLI ( 02 Aralık 1884 – 01 Kasım 1958 ) 

yahya kemal beyatlıVatan konulu şiirleriyle tanınan şair ve yazarımız 2 Aralık 1884'te Üsküp'te doğdu. Asıl adı Mehmet Agâh’tır. Babası Niş'li İbrahim Bey, annesi Şair Galip Beyin yeğeni Nakiye Hanım'dır. Öğrenimine Üsküp'te başlamış, Selanik'te devam etmiş ve İstanbul'da Vefa İdadilerinde bitirmiştir. 1903'te Paris'e kaçmıştır. Orada, II. Abdülhamid'e karşı mücadele eden Jön Türklerle tanıştıysa da onlara katılmamıştır. Burada siyasal bilgiler eğitimi almış, tarih ve millet sevgisinin gelişmesinde hocalarının (özellikle Albert Sorel) etkisi görülmektedir. Paris'te dokuz yıl kalmıştır. 1912'de İstanbul'a dönmüş, edebiyat ve tarih öğretmenliği yapmıştır. Türk Ocağındaki sohbetler ile sanat, tarih ve milliyetçilik üzerindeki görüşlerini, dönemin aydınlarına benimsetmiştir. Ziya Gökalp ile yakın bir arkadaşlığı olmasına rağmen fikir ayrılıkları da vardır. 1915–1918 yılları arasında Darülfünun müderrisi seçilmiş, medeniyet tarihi, batı edebiyatı ve Türk edebiyatı okutmuştur. İstiklal savaşını başından beri desteklemiş ve cesaret dolu yazılar yazmıştır. Bu yazıları İleri, Tevhid-i Efkâr gazeteleri ve Dergâh dergisinde yayımlanmıştır. Milliyetçi gençliğin öncüsü durumuna gelmiştir. 1922'de Ankara'ya gidip Hakimiyet-i Milliye gazetesinde başyazar oldu. Lozan'a Türk heyetinde danışman sıfatıyla katılmıştır. 1923'de Urfa milletvekili olmuş, 1926'da Varşova sonra da Madrid, en sonunda da Lizbon elçiliklerinde bulunmuştur. 1934'de yurda dönmüştür. 1948'de Hayal şehir şiirine "İnönü şiir mükafatı" verildi, aynı dönemde Pakistan büyükelçiliği yaptı. Bir yıl sonra emekli olup İstanbul'a dönmüştür. 2 Aralık 1951'den sonra İstanbul'da Park Otelin kendisine ayrılan dairesinde yaşamış, 1 Kasım 1958 tarihinde de vefat etmiştir.

Fikirleri ve kişiliği: Yahya Kemal, her hali ile (yetişme tarzı, kültürü...) Türk olan millî şahsiyetlerimizden birisidir. Millî ve İslami bir terbiyeden sonra, Paris’te geçen Yahya Kemal sanatsal ve düşünsel alanda iyi bir şekilde yetişmişti. Avrupa'nın ilminden uzak yaşanamayacağı kadar batı taklitçiliğinin de yanlışlığını savunan bir şahsiyetimizdir. O, şiirlerinde zengin bir fikir ve dünya görüşü ortaya koymuştur. Şiirlerinde açıktan açığa öğreticilik yoktur. Ona göre "Filozof, ölüm karşısında felsefe yapabilir, fakat şair ölüm macerasını ürperme ile anlatmalıdır". Yahya Kemal'in fikirlerini kavramadan şiirlerinin anlaşılmayacağı gerçektir. En belirgin yönü şiire ve kendi şairliğine duyduğu saygıdır. "Mısra benim namusumdur" sözünü sık sık yinelemiştir. Ona göre Türk milletinin oluşunda ve milliyet anlayışının gelişmesinde başlıca unsurlar olan tarih, vatan, ırk, din, dil ve güzel sanatlar üzerinde durmuştur. Yahya Kemal'e göre vatan; "Hiç bir zaman bir nazariye değil, bir topraktır. Toprak cetlerin mezarlarıdır. Camilerin kurulduğu yerdir. Sanayi-i Nefise adına ne yapılmışsa onun sergisidir." Şaire göre ırk; bir vatan üstünde yaşanılmış tarihin verimidir. Coğrafî bir oluştur. Kullandığı dil ise İstanbul halkı Türkçesidir ve "Bu dil ağzımda annemin sütüdür" mısrası ile dile verdiği önemi ortaya koyar.



Eserleri: Yahya Kemal'in en önemli eserlerinden biri "Kendi Gök Kubbemiz" (İstanbul 1961), adlı şiir kitabıdır. Yazar şiirlerinde vatan, aşk, mücadele ve İstanbul vb. konuları işlemiştir. Bu şiir kitabında Süleymaniye'de Bayram Sabahı ve Akıncı gibi tanınmış şiirleri yer alır. Bu kitapta Yahya Kemal'in Türk şiirine getirdiği farklı söyleyişi görmekteyiz. Aynı dönemde yazılan diğer şiirleri ile Yahya Kemal'in şiirlerini karşılaştırdığımızda bugün bile rahatlıkla Darül Muallimin, Bahriye mektebi en sonunda da Darülfünun ‘da öğretmenlik yapmıştır. Öğretmenliğini felsefe alanında yapmış, doğunun eserlerini anlatmaya çalışmıştır. Darülfünun ‘da İslâm ve Türk Sanayi-i Nefise Tarihi okutmuştur. Yazarlığa İttihat ve Terakkiye bağlı olan Şurayı Ümmet gazetesinde başlamıştır. Fecr-ı Ati topluluğuna girmiş, Servet-i Füsun’da mensur ve manzum yazıları çıkmıştır. Türk Ocaklarının kuruculuğu için Tıbbiyelilerin önerdiği listede Hamdullah Suphi'de bulunmuş, henüz tanınmadığı için seçilmemiştir. Y. Akçura'nın aracılığıyla Ocak 1912'de ocağa üye olduktan kısa bir süre sonra idare heyeti başkanlığına yükselmiştir. Anadolu'da ocakların yaygınlaşmasında önemli rolü vardır. Türk ocağı merkezinin imparatorluğun son döneminde İngilizler tarafından işgal edilmiş, Hamdullah Suphi işgalleri protesto edenlere öncülük etmiştir. Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı seçilirken ocağın ileri gelen birkaç ismi "Millî Türk Fırkası" adıyla seçime katılmışlar ve kazanmışlardır. Meclise girenler arasında Hamdullah Suphi Bey de vardır. Ankara'da TBMM kurulduğunda Hamdullah Suphi, Antalya milletvekili olarak meclise girmiştir. İkinci ve üçüncü TBMM'de İstanbul milletvekili olarak görev almıştır.

YÂKÛB ALEYHİSSELÂM 

Diğer adı İsrail’dir. Oğlu Yusuf aleyhi selamdan çok ayrı kaldı.
Ken'an diyarında, yâni Fenike denilen Sayda, Sûr ve Beyrut ile Filistin ve Suriye’nin bir kısmından ibaret olan bölgede yaşayan insanlara gönderilen peygamber. İsmi Yakup olup İbranice de Saffetullah, yâni  ''Allahü tel âlânın saf ve temiz kıldığı kul'' manasına gelmektedir.  Diğer adı İsrail olup ''Allah'ın kulu'' manasına gelmektedir. İbrahim aleyhi selamın küçük oğlu olan İshak aleyhi selamın oğludur. Yakup aleyhi selamın on iki oğlu vardır. Bu yüzden, onun on iki oğlunun torunlarına Beni İsrail, yâni İsrailoğuları denilmiştir. Oğullarından her birinin sülalesine ''Sıbt'', hepsine birden torunlara manasına gelen ''Esbât'' denir. Sonradan Yahudi adı verilmiştir. Yakup aleyhi selamın neslinden birçok peygamber geldi: Mûsâ, Harun, Davud, Süleyman, Zekeriya, Yahya ve İsa aleyhimüsselâm bunlardandır. Yakup aleyhi selam Şam'da veya Medyen'de doğdu. Onun Iys isminde bir kardeşi vardı. Çocukluğu babasının yanında geçti. Babası İshak aleyhi selam, Yakup aleyhi selam için; ''Ya Rabbi! Neslimden peygamber geleceğini buyurmuştun. O vâadini bu oğlumdan zuhur ettir.'' diye dua etti. Onun soyundan nice peygamberler göndermesi için Allahü teâlâya niyazda bulundu. Yakup aleyhi selam babasının vefatından sonra annesinin tavsiyesi üzerine Harran'da bulunan dayısının yanına gitti. Orada uzun müddet kaldı. Dayısının büyük kızı Leyla ile evlendi. Bu evlilikten Rabil, Şem'ûn, Lâvi, Yehûda, İsâhar ve Zablûn adlı oğulları ile Dinâr isimli kızı doğdu. İbrahim aleyhi selamın bildirdiği dinde iki kız kardeşle evlenmek câiz olduğundan ilk evliliğinden yedi sene sonra dayısının küçük kızı Râhil ile de evlendi. Bu hanımından da Bünyamin ve Yusuf adlı iki oğlu oldu. Belhe ve Zülfâ adlı iki cariyesi vardı. Belhe adlı cariyeden Dân ve Neftâle, Zülfâ adlı cariyesinden de Câd ve Âşır adlı oğulları doğdu. Böylece on iki oğlu oldu. Kırk sene kadar dayısının yanında kalan ve ona hizmet eden Yakup aleyhi selama Allahü teâlâdan vahy gelip Ken'an diyarı ahalisine peygamber olarak vazifelendirildiği bildirildi. Dayısından izin alarak hanımları, oğulları ve kendisine tâbi olanlarla birlikte Harran'dan ayrılıp Ken'an diyarına geldi ve oraya yerleşti. Kendisi ve oğulları için evler yaptırdı. Bu sırada Yusuf ve Bünyamin adlı oğullarının annesi olan Râhil vefat etti. Yakup aleyhi selam insanları Hak dine ve tek olan Allahü teâlâya inanmaya ve o'na ibadet etmeye dâvet etti. Ken'an diyarı ahalisinden çok kimse ona iman etti. Ken'an diyarını idare eden Şüceym bin Dâran isimli kral, Yakup aleyhi selama karşı çıktıysa da başarılı olamadı. Yakup aleyhi selam anneleri vefat etmiş olan oğulları Bünyamin ve hazret-i Yusuf’u diğer oğullarından çok seviyordu. Çünkü bu ikisi anne şefkatinden mahrum kalmışlardı. Yakup aleyhi selamın özellikle hazret-i Yusuf’a karşı aşırı muhabbeti olduğu için onu bütün oğullarından üstün tutuyor ve yanından ayırmıyordu. Hazret-i Yusuf yedi yaşındayken rüyasında on bir yıldız, ay ve güneşin kendisine secde ettiklerini gördü. Bu rüyasını babasına anlattı. Rüya tabirini iyi bilen Yakup aleyhi selam oğluna ileride büyük nimetlere kavuşacağını ve kendisine peygamberlik verileceğini söyleyerek rüyasını kardeşlerine anlatmamasını tavsiye etti.

Yakup aleyhi selamın oğlu Yusuf’a karşı aşırı muhabbet göstermesini kıskanan diğer oğulları ona haset ettiler. Hazret-i Yusuf’u beraberce tuzak kurup onu öldürmek istediler. Babalarından korktukları için de ne şekilde kötülük yapacaklarını tespit edemediler. Daha sonra kendi aralarında konuşup Yusuf aleyhi selamı yol üzerindeki bir kuyuya atmayı kararlaştırdılar. Yusuf aleyhi selamı babalarından alıp, beraberlerinde götürebilmek için hileye başvurdular. Yusuf aleyhi selamı alıp kıra götürdüler ve kervanların geçtiği yolun kenarındaki bir kuyuya attılar. Sırtındaki gömleğini çıkarıp kestikleri bir hayvanın kanıyla boyadılar. Akşam olunca da kanlı gömleği babalarına getirip; ''Biz kırda yarış ederken, Yusuf’u eşyalarımızın yanında bırakmıştık. Onu kurt yemiş.'' dediler. Yakup aleyhi selam kana bulanmış fakat hiç yırtık ve çizgi bile olmayan gömleğe bakıp oğlu Yusuf’u kurt yemediğini ve onun hayatta olduğunu anladı. Diğer oğullarına o kurdun Yusuf’uma karşı şefkati sizden fazlaymış. Vallahi bugüne kadar bu kurt gibi yumuşak huylu bir kurt görmedim. Oğlumu yemiş de sırtından gömleğini bile yırtmamış. Bu söyledikleriniz yalandır. Yusuf’a ne ettinizse siz ettiniz. Fakat elimden ne gelir. Benim için sabretmekten güzel bir şey yoktur.'' dedi. İçli içli ağlayıp, kalbini Allahü teâlâya bağladı ve oturdu. Yusuf aleyhi selamın ayrılığından dolayı üzülüyor, fakat bu üzüntüsünü kimseye bildirmiyor, hâlinden de kimseye şikâyette bulunmuyor, oğluna kavuşacağı günü hasretle bekliyordu. Hasret ve üzüntüsü sebebiyle ağlamasından dolayı gözlerine ak inmiş göremez olmuştu. Atıldığı kuyudan bir kervancı tarafından çıkarılan ve Mısır'a götürülerek bir köle diye satılan Yusuf aleyhi selam, Mısır Mâliye Nâzırı tarafından satın alındı. Maliye Nâzırının sarayında özel olarak büyütülen Yusuf aleyhi selam, Nâzırın ölümünden sonra Mâliye Nâzırı oldu. Aldığı ekonomik tedbirler sayesinde, yedi sene müddetle devam eden kıtlık esnasında Mısır halkının rahat ve refah içinde yaşamasını sağladı. Yakup aleyhi selam Bünyamin dışındaki oğullarını buğday ve erzak almak üzere Mısır'a gönderdi. Yusuf aleyhi selam onları tanıdı ve ikramlarda bulunarak erzak verdirdi. İkinci defa gelişlerinde kardeşleri Bünyamin'i de getirmelerini söyledi. Onlar da ikinci gelişlerinde Bünyamin'i getirdiler. Kendi anne-baba bir kardeşi olan Bünyamin'i bir tedbirle yanında alıkoydu. Yakup aleyhi selamın oğulları üçüncü defa Mısır'a gidince Yusuf aleyhi selamın kendini onlara tanıttı. Gömleğini babası Yakup aleyhi selama gönderdi. Babasına ve bütün akrabalarını da Mısır'a dâvet etti. Yakup aleyhi selam gömleği yüzüne gözüne sürünce gözleri açıldı. Yakup aleyhi selam oğlunun dâveti üzerine bütün akrabasını alarak Mısır'a gidip oğlu Yusuf aleyhi selama kavuştu. Yusuf aleyhi selam babasına ve yanındakilere büyük ikramlarda bulundu. Kardeşlerini affettiğini bildirdi. Yakup aleyhi selam oğlu hazret-i Yusuf’a kavuştuktan sonra oğullarıyla birlikte on seneden fazla Mısır'da yaşadı. İyice ihtiyarlayınca oğullarını başına toplayıp, vasiyette bulundu. Oğullarından, tek olan Allahü teâlâya ibadet edeceklerine dair söz aldıktan sonra vefat etti. Oğulları cenaze namazını kıldılar. Vasiyeti üzerine Kudüs yakınlarındaki Halil-zr- Rahman’da bulunan babası İshak aleyhi selamın yanına defnedildi. Rivayete göre burada dört kabir vardır. Bunlar İbrahim aleyhi selama, İshak aleyhi selama, Sâre validemize ve Yakup aleyhi selama aittir.

Yakup aleyhi selam Allahü tel âlânın seçtiği, kendi zamanında yaşayan insanların suret (görünüş) ve siret (huy ve yaşayış) yönünden en üstünüydü. Buğday benizli, uzun boylu, nazik yapılı bir bedene sâhipti. Babası, İshak aleyhi selam gibi halim selim, yumuşak huylu, doğru sözlü, kerim ve cömertti. Kur’an-ı kerimde Yakup aleyhi selamın, dinde kuvvetli olduğu, ihlâs sâhibi olduğu, Salihlerden olduğu, seçkin ve hayırlı kimselerden olduğu ve rüya tabirini iyi bildiği açıklanmıştır. Yakup aleyhi selamın beş çeşit mucizesi vardı:

Mucizeleri:1-Duâsı bereketiyle bir koyunun karnından dört kuzu doğmuştu. Bir kavim gelip, Ey Allah'ın peygamberi, geçen sene koyunlarımız hiç doğurmadı. Cenâb-ı Hakka dua ediniz, hem bu seneki, hem de geçen sene ki kuzuları birden versin, diye rica ettiler. Yakup aleyhi selam dua edince, her bir koyundan dörder tane doğmak suretiyle koyunları çoğaldı. 2- Sesi sürekli olup, üç konaklık yerden bile duyulurdu. Düşman askerine bağırdığı zaman korkularından hep kaçarlardı. 3-Hazret-i Yakup’un attığı şey, pek uzaklara  giderdi. Oğullarını Amâlika kavmiyle muharebeye gönderince, muhârebe esnasında Yehûda adlı oğlunun, süngü ve mızrakla silâhı parçalanmıştı. Yehûda, silâhım kırıldı babacığım, bir silâh gönderiniz, diye seslendiği anda, hazret-i Yakup işitip, bir dağ başından önceki gibi bir silâh attı ve seslendi. Yehûda sesini işitip, silâhı aldı ve hemen düşmana saldırdı ve galip geldi. Hâlbuki aralarında 360km'lik mesafe vardı. 4-Yâkûb aleyhi selamın duası bereketiyle büyük ve küçük dağlar yerlerinden kalkmışlardır. Ken'an ahalisini dine dâvet ettiği vakit, orada bulunup, yörenin iki tarafını darlaştıran dağların başka yere naklolunmasıyla, yerlerinin geniş bir saha olmasını istemişlerdi. Yakup aleyhi selam dua edince, Muradları hâsıl olup, yerleri geniş ve düzlük olup havası da gayet güzel olarak Hicaz'da en güzel yer olarak tanınmıştır. 5-Ken'an ahalisini imana davet ettiği vakit, oturdukları yerlerde bulunan dağlık ve taşlık yerlerin, bütün tepe ve taşların toprak olmasını teklif etmişlerdi. Yakup aleyhi selam dua edince, diledikleri gibi olmuştur.

Yakup aleyhi selamın en büyüğü Rabil olmak üzere Şem'un, Lâvi, Yehûda, Zablun (Yâlun), İsâhar, Dân, Neftâli, Âşir, Cad, Yusuf ve Bünyamin adlı on iki oğlu vardı. İsrailoğuları bu on iki oğlunun neslinden çoğalmışlardır. Yusuf aleyhi selamdan sonra akılca en üstün olan Yehû danın neslinden Davud aleyhisselâm ve Beni İsrail (İsrailoğuları) hükümdarları gelmiştir. Bu sebeple İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerin çoğu da Yusuf aleyhi selamın neslindendir. Kur’an-ı kerimde zikr edilen Tâlût da Bünyamin'in neslindendir. Kur’an-ı kerimde Yusuf suresinde ve Bakara suresi 132, 133, 140; Âli imrân suresi 84, 93; Nisâ suresi 163; En'âm suresi 84; Hûd suresi 71; Meryem sûreşi6, 49, 58'inci ayetlerinde Yakup aleyhi selamdan ve faziletlerinden bahsedilmektedir.

YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU 

yakupkadriYakup Kadri, on yedinci yüzyılın sonlarından başlayarak Saruhan Vilayeti denilen Aydın ve Manisa bölgesinde hüküm sürmüş Karaosmanoğlu sülalesindendir. Mısır’da İbrahim Paşa konağına yerleşen ve orada İkbal hanımla evlenen Kadri beyin oğludur. 27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. İbrahim Paşa’nın ölümü üzerine altı yasındayken ailesiyle birlikte Manisa'ya geldi. _ilköğrenimine Fevziye Mekteb-i _iptidaisinde başladı. _ki yıl sonra da _İzmir _idadisi ’ne gönderildi (1903). Sahabettin Süleyman'la arkadaşlığı buradan gelir. Ama öğrenimini tamamlayamaz. Babası daha o öğrenimine başlamadan ölmüş, İkbal hanımın satılacak mücevherleri kalmamıştır. Aile yeniden Mısır'a dönünce

_İskenderiye’deki Freres'ler Fransız okuluna girdi. Burada da bir yıl okudu. İadi özlemi, onu İzmir'e çektiyse de, tatilini geçirmek için geldiği Mısır'da (1906) Jön Türklerle tanıştı. İzmir'e dönmekten vazgeçti. Sınavla yeniden girdiği Freres'ler okulunda iki yıl sonra bakaloryasını vererek ortaöğrenimini tamamladı.1908'de ailece yurda döndüler. _İstanbul’a yerleştiler. Yakup Kadri, Mekteb-i Hukuk'a girdi. Ama bitirmeden, üçüncü sınıftan ayrıldı. Bu arada Ibsen'den esinlenerek yazdığı Nirvana adlı tek perdelik oyunu yayımlanmış, arkadaşı Sahabettin Süleyman'ın aracılığıyla Fecr-i Ati topluluğuna katılmıştır. Bir yandan Fecr-i Aticilere yönelik eleştirilere cevap vermekte, bir yandan da Servet-i Fünun'da küçük hikayeler yayımlamaktadır. Mensur sürleri de bu ilk dönemin ürünleridir.

1912'de tüberküloza yakalandığını öğrenir. Ama ancak 1916'da tedavi için İsviçre’ye gidebilecek, üç buçuk yıl orada kalacaktır. Bektaşilikle ilgisi de bu yıllarda, İsviçre’ye gitmeden öncedir. O sıralar Paris'ten yeni dönmüş olan Yahya Kemal'in de etkisiyle Yunan ve Latin kaynaklarına dayalı yeni bir sanat anlayışını savunmaya başlamıştı. Ayrıca Doğu mitolojisiyle de ilgileniyor, bir mistisizme yöneliyordu. Bu eğilim onu Bektaşi tekkesine itti, Nur Baba' romanını yazdı gözlemlerinden yararlanarak. Ama hem karşılaşacağı tepkiler, hem _İsviçre’ye gidişi yayımlanmasını engelledi.

1913'te ilk hikaye kitabını çıkarır: Bir Serencam. Ama önce Balkan, ardından da 1'inci Dünya Savaşları, bu savaşlarla gelen yıkım, Yakup Kadri'de bir değişime yol açacak, sanatın şahsi ve muhterem olduğu düşüncesinden yavaş yavaş uzaklaşacaktır. Mondros antlaşmasından sonra onu İkdam yazarı olarak görürüz (1919). Güncel olayları izleyen, Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen bir gazetecidir artık. Hikayeleri de Milli Mücadele ile ilgilidir. Daha sonra o günlerin ürünü olan makalelerini Ergenekon'da toplayacaktır. 1921'de Ankara'nın çağrısı üzerine Anadolu'ya geçti. Görevli olarak Kütahya, Simav, Gediz, Eskişehir, Sakarya yörelerini dolaştı. Önce Mardin (1923–31), sonra Manisa milletvekili oldu (1931–34). Evliliği de bu dönemdedir. Mutasarrıf Asaf Bey'in kızı, Burhan Asaf Belge'nin kız kardeşi Leman Hanımla evlenmiş (11 Ekim 1923); yine bu dönemde Kiralık Konak, Nur Baba adlı romanlarını yayımlamış, Cumhuriyet ve Hakimiyet-i Milliye gazetelerinde makaleler yazmış (1923–25), tedavi için ikinci kez gittiği (1926) _İsviçre’den Alp Dağlarından başlığıyla izlenimlerini kaleme almıştır. 1932 yılı ise Yakup Kadri için ayrı bir önem taşır. Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, _İsmail Hüsrev Tökin ve Şevket Süreyya Aydemir'le birlikte Kadro' dergisini çıkarırlar. Büyük yankı uyandıran ve tartışmalara yol açan romanı Yaban da aynı yıl yayımlanır. Başlangıçta ilgiyle karşılanan Kadroda savunulan düşünceler zararlı bulunarak derginin imtiyaz sahibi Yakup Kadri, Tiran elçiliğine atanınca (1934) dergi de kapanır. Bunu Prag (1935), La Haye (1939), Bern (1942), elçilikleri izler. Tahran elçiliğinden sonra (1949–51) emekli oluncaya kadar kalacağı Bern elçiliğine yeniden getirilecektir. Zoraki Diplomat adlı anıları bu yılların ürünüdür.

1955'te emekli olunca yurda dönerek çeşitli dergi ve gazetelerde yazılarını sürdürdü. 27 Mayıs'tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. 1961'de Manisa milletvekili oldu. 1957'de de Ulus gazetesinin başyazarlığını yüklenmişti. 1962'de Atatürk ilkelerine ters düşüldüğünü ileri sürerek CHP'den istifa etti. 1965'ten sonra ise politikadan çekildi. Son görevi Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığıydı. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü. _İstanbul’da, Beşiktaş’ta Yahya Efendi mezarlığında annesinin yanında yatmaktadır.

ESERLERİ

Hikaye: Bir Serencam (1913), Rahmet (1923), Milli Savaş Hikayeleri (1947).

Roman: Kiralık Konak (1922), Nur Baba (1922), Hüküm Gecesi (1927),

Sodom ve Gomore (1928), Yaban (1932), Ankara (1934), Bir Sürgün (1937),Panorama (2 cilt. 1953–54), Hep O Şarkı (1956).

Mensur Şiirler: Erenlerin Bağından (1922), Okun Ucundan (1940).

Anı: Zoraki Diplomat (1955), Anamın Kitabı (1957), Vatan Yolunda (1958),Politikada 45 Yıl (1968), Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969).

Monografi: Ahmet Haşim (1934), Atatürk (1946).

çeşitli Makaleleri: _İzmir’den Bursa'ya (H. Edip, F. Rıfkı, M. Asım ile1922), Kadınlık ve Kadınlarımız (1923), Seçme Yazılar (F.Rıfkı, R. Eşref ile 1928), Ergenekon (2 cilt, 1929), Alp Dağlarından ve Miss Chalfrin'in Albümünden (1942).

Kitaplaşmamış Oyunları: Nirvana (Resimli Kitap, s. 9, 1909), Veda (R. Kit, s. 11), Sağanak (_İst. Şehir Tiy. Ktp.), Mağara (Varlık, s. 12–17, 1934).

YAŞAR KEMAL 

yasarkemal1922-        Günümüzün en önemli romancılarından biridir. Beş yaşında babasını ve bir gözünü kaybetti. İlköğrenimini Kadirli’de yaptı. Ortaokul son sınıftan ayrılarak pamuk tarlalarında ırgatlık, kâtiplik yaptı. Birçok işte çalıştı. Bir süre Kozan'da hapis yattı. İstanbul’a gelerek gazetede çalıştı. Şimdi serbest yazarlık yapmaktadır.

Edebiyata şiirle girdi. Folklor araştırmaları yaptı. İlk olarak röportajlarıyla tanındı 1955 de "İnce Mehmet" adlı romanı Varlık roman armağanını kazandı.

Ünü yurt dışına yayılan eserlerinin bazılarının sinemaya aktarıldığı Yaşar Kemal, Nobel ödülüne aday gösterildi.

İlk romanı İnce Mehmet’le eşkıyalık konusunu inceleyen Yaşar Kemal, Romanlarında  genellikle Çukurova'yı konu alarak toplumsal çelişkileri, insan tabiat ilişkilerini, insanların korku, tutku ve düşlerini şiirsel bir anlatımla dile getirmiştir. Son romanlarında destan havası ağır basar. Halk dilinden, törelerinden ustaca yararlanarak evrensel bir boyuta ulaşmıştır.

Eserleri: Yunan Ormanlarında Elli gün (1955),Çukurova Yana Yana (1955),Bu Diyar Baştan Başa (1951–58) Bir Bulut Kaynıyor (1974)

Roman: Teneke (1955),İnce Mehmet (1955),Orta Direk (1960),Yer Demir gök Bakır (1963),Üç Anadolu Efsanesi (1967),Ölmez Otu (1969 Fransa'da en iyi yabancı kitap seçildi),Ağrı Dağı, Efsanesi (1970 daha sonra sinema filmi oldu),Binboğalar Efsanesi (1971),Çakırcalı Efe (1972),Demirciler Çarşısı cinayeti (1974),Yusufçuk Yusuf (1975),Yılanı Öldürseler (1976),Al gözüm Seyreyle Salih (1976),Filler sultanı ile Kırmızı Sakallı topal Karınca (1977),Deniz Küstü (1978),Kimsecik (1980)...

Fıkra Deneme: Taş Çatlasa (1961),Baldaki tuz (1974),ağacın Çürüğü(1980)

YAVUZ BÜLENT BAKİLER 

Şair Sivas 1936 İlk ve orta öğrenimini Sivas’ta Liseyi Malatya'da okudu. A.Ü.Hukuk fakültesini (1964–1967)bitirdikten sonra gazetecilik yaptı. TRT de görev aldı.(1964–1967) Sivas'ta avukat olarak çalıştı. Hukuk danışmanlıklarında bulundu. Kredi ve yurtlar kurumunda yönetici oldu.(1976) Kültür Bakanlığı'nda danışmanlık ve müsteşarlık ta bulundu. Öğrencilik yıllarında yayın sorumluluğunu yüklendiği Kopuz ve Orkun dergilerinde şiirler yayımladı, sonra Hisar dergisinin çevresine katıldı.(1964).Yurt güzellemeleri, ulusal duygular, toplum sorunları karşısında duyulan üzüntüler, işlediği başlıca konulardır.

Şiir kitapları: Yalnızlık (1962) Şiirimizde Ana (derleme 1967),Duvak (1971),Gezi Notları Üsküp'ten Kosova'ya dır(1979)

YÖRÜK ALİ EFE ( 1896 – 1953 ) 

"Bir fert ne kadar yüksek ve kahraman olursa olsun, "millete iyilik yaptım" diyemez ancak "hizmet ettim" diyebilir"

Yörük Ali Efe

""Aydın'ın bu doğru özlü ve fedakar evlatları, Bolu ve Düzce havalisinde memleketimizi gavurların esaretine düşürmeye çalışan hainleri pek kahramanca ve fedakarca bastırdılar. Vatanımıza büyük hizmetler ifa ettiler. Allah iki cihanda aziz etsin. Kendilerine Büyük Millet Meclisi'nin kalbi ve samimi teşekküratını takdim eder, gözlerinizden öperim." 
Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal

Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde Batı Anadolu'da yaygınlaşan gruplara "EFE" denilmiştir. Genelde Ege kırsal alanında tek tek ya da gruplar halinde yasayan cesur, gözü pek, dürüst, mert ve dost kişilerdir. Başkanları "Efe", yardımcıları "Zeybek" ve "Kızan" adıyla anılır. Efelik 10.y.y.' in sonunda Yusuf Pasa ile başlamış olup, en bilinenleri, 17.y.y. da Sivri Bölükbaşı, 19.y.y. da Atcali Kel Mehmet ve nihayet 20.y.y. da Yörük Ali'dir. Bu efeler adaletsizliğe ve haksızlığa uğradıkları gerekçesiyle hükümete başkaldıran silahlı eylemcilerdir. Zenginden alıp fakire vermişler, milli mücadele yıllarında kurtuluş yanlısı savaşçılar olmuşlardır. Milli mücadele yıllarında bölgenin Yunanlılarca işgali karsısında yörenin yurtsever asker, aydın ve din adamları efeleri yurt savunmasına davet etmişler ve Yörük Ali Efe grubu oluşturulmuştur. Az sayıda, dağınık halde Yunan askerleriyle mücadeleye giren Yörük Ali Efe ile birlikte Demirci Mehmet Efe ve maiyetindekiler giderek artan direniş göstermiş ve Yunan askerlerinin geri çekilmelerini sağlayarak çok etkili olmuşlardır.

Milli Mücadele kahramanlarından Türk milis albayı Yörük Ali Efe 1896 yılında Aydın ilinin Nazilli ilçesinin Kavaklı yöresinde doğdu. Aydın bölgesi Yörüklerinin Sarı Tekeli aşiretinden olan Yörük Ali Efe, Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe'den sonra Kuvayı Milliye'nin Encümenin önemli kişilerindendi.

Kurtuluş Savaşı'nın ilk başarılı mücadelesi efeler komutasında Aydın'da yapılmıştır. Milli Mücadelemizin ilk topu, yine efeler komutasında Aydın'da patlatılmıştır. Yörük Ali Efe'nin komutasında kurulan Milli Aydın Alayı, halen ordumuzda mevcudiyetini korumaktadır.

Milli Mücadeleye katıldığı zaman 23 yaşındaydı. Daha önce, 1916'da askere alınarak Kafkas Cephesi’ne gönderildiği sırada askerden kaçmış, dağa çıkarak Alanyalı Molla Ali çetesine katılmıştı. Molla Ali çarpışmada ölünce onun yerine çete başı oldu. Menderes Irmağını salla geçerken Jandarmanın pususuna düşen çetenin bütün elemanları vuruldu, yalnız Yörük Ali salın ipini kesip akıntıya kapılarak hayatını kurtarabildi. Bu olaydan sonra çetecilikten vazgeçerek eşkıya avında bir süre Hükümet'e yardımcı olan Yörük Ali, Mondros Mütarekesinin ardından ortalık karışınca çete kurdu. Yunanlıların İzmir'e çıkıp içerilere doğru ilerlemeleri karşısında, 1919 yılında zeybekleriyle silahlı direnişi başlattı. Balıkesir kongresi kararları doğrultusunda Nazilli cephesinde savaştı. Yeni katılımlarla giderek genişleyen birliklerine "Milli Aydın alayı" adı kendisine de milis albayı rütbesi verildi. 1920 Kasımında alayıyla düzenli ordu birlikleri saflarına katıldı.

Kıllıoğlu Hüseyin Efe ile birlikte Milli Mücadeleye katılarak zaman zaman Yunanlılara baskınlar yaptı. Yörük Ali Efe'nin gittikçe genişleyen ve Milli Aydın Alayı adını alan milis kuvvetleri Kurtuluş Savaşında büyük yararlıklar gösterdi ve Aydın'ın Yunan işgalinden kurtulmasında büyük rolü oynadı. Kurtuluş Savaşı sırasında himayesindeki kızanları ile Nazilli - Yenipazar - Sultanhisar ve Aydın cephelerinde düşmanla karşı karşıya savaşan ve düşman birliklerini sürekli bozguna uğratan Yörük Ali Efe halk kahramanı olarak bölge halkının gönlünde taht kurmuştu. Savaş sona erince İstiklal madalyası ile ödüllendirilen ve çetesini dağıtarak Yenipazar'ın Kavaklı köyüne çekilen ve Yörük soyadını alan Ali Efe, İzmir'de geçirdiği tramvay kazasında bacaklarını kaybederek sakat kaldı.1953 yılında da öldü.

Günümüzde Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Yörük Ali Efe'nin Yenipazar ilçesindeki köşkü aslına uygun bir şekilde restore edilerek müzeye dönüştürülmüştür.

Kurtuluş Savaşı'ndan Unutulmaz Sahnelerden Biri:

Yörük Ali Efe müfrezesini Yenipazar'a doğru giderken gören Rum işçilerin kaçmaya yeltenmesi ile başlar. Rumların kaçmalarına engel olan Efe, onlara yolluk verir ve Sultanhisar'daki kumandanlarına giderek Yörük Ali'nin teslim olarak Yunanlılara katılmak istediğini, bunun için ertesi gün Sultanhisar'a silahsız geleceğini söylemelerini tembihler. Koşarak giden Rumların ardından bakakalan kızanlar, Efelerinin hilesini anlayamazlar. Ancak ertesi gece sabah doğru Sultanhisar'ın Malgaç Köprüsündeki karakolu basmaya giderken bu kurnazlığı anlayacaklardır. Yunan Komutanı Sultanhisar'da hazırlık yaparak Efe'nin teslim olmasını bekleyedursun, Malgaç'tan gelen silah sesleri, Türk Kurtuluş Savaşı'nın başladığını, Türk Milletinin ölmeden esareti kabul etmeyeceğini ilan etmektedir. Yörük Ali Efe, Malgaç Çayı demiryolu köprüsü başında kurulan Yunan karakolunu sabaha karşı yaptığı baskınla yok etmiştir.

http://turkyigitleri.com/goster.php?harf=Y sitesinden alınmıştır

..

...

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/