foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

ŞAİR EŞREF 

Ünlü yergi şairi Manisa'nın Kırkağaç İlçesi’ne bağlı Gelenbe Kasabası’nda doğdu.(1846). Sübyan mektebinden sonra Manisa Hatuniye Medresesi’nde Arapça, Farsça öğrendi "hıfz" a çalıştı.

1870 de Manisa Tahrirat Kalem’ine atandı. Daha sonra Turgutlu Tahrirat Kâtipliği, Akçahisar ve Alaşehir Mal müdürlükleri  görevlerinde bulundu. İstanbul'da açılan bir sınavı kazanarak Fatsa Çapakçur, hizan, Ünye, Tirebolu, Akçadağ, Garzan, Garbi Karaağaç, Buldan, Kula, Kırkağaç, Daday, Gördes kaymakamlığı yaptı. Gördes Kaymakamı iken "bir fesat komitesinin başkanı" olduğu gerekçesiyle İstanbul'a getirilip tutuklandı. Yedi ay tutuklu kaldı. Evinde bulunan dergiler ve Damat Mahmut Paşa'nın Avrupa'ya kaçmadan yazdığı mektuplar yüzünden bir yıla hüküm giydi. Cezasının bitiminde İzmir'e döndü. Oradan Mısır'a kaçtı.(1903)bir süre Paris, İsviçre ve Kıbrıs'ta kaldıktan sonra Mısır'a döndü. Burada yayımladığı  yapıtlarıyla Abdülhamit 'in baskı yönetimine karşı zorlu bir savaşıma girişti. Mısır'da çıkan Curcuna adlı mizah gazetesinde yazı ve şiirleri çıktı.(1906).

Meşrutiyet'in ilanıyla İstanbul'a döndü.(1908).Kasaba ilçesi kaymakamlığı, Adana Vali Muavinliği görevlerini yürüttü. Kısa süre sonra Memuriyeti kaldırıldı.1912 de Kırkağaç'ta veremden öldü.

Şair Eşref Türk edebiyatının en önemli yergi ustalarındandır. Şiirlerinde Divan edebiyatının geleneksel kalıplarına bağlı kalmış ama seçtiği konularla eski geleneklerden ayrılmıştır. Kaside, Gazel, özellikle kıta biçimini çok kullanmıştır.

Şiirlerinde yabancı sözcük ve tamlamalar yansıra halk ağzında yaşayan deyim ve söyleyişlere de rastlanır.

Divan Edebiyatında "hicviyye" denilen yergi, çoğu kez bir kişiyi küçültmek amacıyla yazılırdı. Oysa Eşref'in yergilerinde toplumdaki aksamalar ön plandadır.

Başlıca eserleri: Deccal, İstimdat, Şah ve Padişah, Hasbuhal yahut Eşref ve Kemal, İran'da Yangın var, Külliyat'ı Eş'ar

Bir dörtlüğü:

Eylemem ölsem de kizb-i ihtiyar
Doğruyu söyler gezer bir şairim
Bir güzel mazmun bulunca Eşrefa
Kendimi hicveylemezsem kâfirim

ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR 

şevket süreyyaYazar Edirne 1897-Ankara 1976 Edirne İlköğretim Okulu öğrencisi iken 1.Dünya Harbi'ne yedek subay olarak katıldı. 1914–1918 Okulunu bitirdikten sonra öğretmen olarak Azerbaycan'da bulundu. Moskova İktisadi  ve Sosyal bilimler okulunda ki öğrenimi (1921–1924) sonunda yurda döndü. Süreklilikle yazdığı Aydınlık dergisinin Takrir-i Sükün kanunu  yüzünden kapatılması üzerine 12 Mart 1925 İstiklal Mahkemesi’nce 10 yıl hapse mahkûm edilmiş se de genel aftan yararlandı 1927 ve M. Eğitim Bakanlığı örgütünde görev  aldı. Ankara Ticaret Lisesi müdürlüğü, Ankara İktisat Müdürlüğü, İktisat vekâleti sanayi tetkik heyeti Başkanlığı, Umumi Murakebe Heyeti üyeliği gibi görevlerdeki devlet memurluğundan emekliye ayrıldı.(1951)Ankara yakınlarındaki çiftliğinde   zamanının yazı çalışmalarına ayırmak fırsatını buldu. Bu yüzden önemli eserlerinin hepsi 1961 sonrasında yayımlandı. Suyu Arayan Adam (1961) tam bir öz yaşam öyküsü olması yanı sıra "bir ömrün hikâyesi içinde bir çağın tarihini" yansıtma amacına ulaştığı için büyük ilgi gördü. Yaşam öyküsü türünde verdiği eserlerse hem ulusal odak olan kişileri gereğince tanıttı, hem kendi koşul ve zamanları içinde başarılara ulaşmış olan kişileri gereğince tanıttı, hem kendi koşul ve zamanları içinde başarılara ulaşmış olan emeklerinin özelliklerini değerlendirdi. Tek Adam (Atatürk 3 cilt1963–1965), İkinci adam (İsmet İnönü 3 cilt   1966–1968)Menderes'in Dramı(1969)Makedonya'dan Orta Asya'ya Enver Paşa (üç cilt 1970–1972)emeklilik sonrası toprak uğraşını bir anı -roman biçiminde anlatan toprak Uyanırsa 1963,Anadolu'nun kalkınmasına öncülük edecek kişilerin davranış ve tutumlarını da belirler. Diğer eserleri: İnkılâp ve Kadro, İhtilalin mantığı ve 27 Mayıs İnkılâbı, Kahramanlar doğmalıydı

ŞEYH ŞAMİL 

şamiilKafkaslarda Ruslara karşı girişilen bağımsızlık hareketinin ünlü kahramanı ve önderi.(Gimri 1798- Medine 1871) Avar Türklerindendir. Ailesine ilişkin fazla bir bilgi yoktur. Molla Muhammet'in yanında yetişti. Her tür ayrılıkçı gruplardan ayrılıp kendisini şeriat yasaları içinde buldu. Molla Muhammet'inde etkisiyle karşı gruplara karşı savaşmak bir zorunluluk oldu.

Önce Avar beylerinden Hacı Murat yanlısı Hunzak Kalesi’nin ele geçirilmesi için yapılan savaşların kaybedilmesi ardından Gimri de yapılan savaşta Molla Muhammet'in ölmesi ve yerine geçen Hamza Bey' in iki yıl sonra Şamil tarafından öldürülmesi ile Dağıstan'ın tek hâkimi oldu.

Bu dönemde Avaristan'ı elinde tutan Hacı Murat çok güçlü bir duruma gelmişti. Buna karşılık Şeyh Şamil'in durumunu bildiği için Ruslardan yardım isteyip 12.000 kişilik Rus topçu kuvveti ve General İveliç' de kuzeyden güçlü askeri birliklerle Dağıstan'a girdiler. Şeyh Şamil Rus birliklerini yenilgiye uğrattı. General Grabbe daha güçlü birliklerle Ahulgo' yu kuşattı iki ay süren çatışmalardan sonra barış yapıldı. Şeyh Şamil'in oğlu Cemalettin Ruslara rehin verildi fakat zamanla Rusların; Ahulgoyu ele geçirmeleri üzerine antlaşma  bozuldu. Şeyh Şamil kaçarak kurtuldu.

Rusların baskılarına karşı Şeyh Şamil Hacı Muratla birleşti, Osmanlı ve İranlıların yardımı 1000 kadar özel eğitilmiş askeri ve Dubaci yakınlarına kurdukları silah imalathanesi ile daha güçlü bir duruma geldiler.

Rusların Dağıstan’a yığdığı 160.000 kişilik kuvvet istediği sonucu alamamış fakat Targa'yı başkent yapan Şeyh Şamil Rus saldırıları üzerine şehri boşaltmasına rağmen verdiği başarılı gerilla savaşları ile Ruslara büyük kayıplar verdirdi. Bu arada Hacı Murat yeniden Ruhsar’a yanaştı Şeyh Şamil 1852 de Kabartay'ı işgal etti. Rusların Kafkaslara daha fazla önem vermesi Osmanlıların beklenen yardımı Şeyh Şamil e sağlayamaması Prens Baryatinsky’ in Dağıstan’da baskıcı yönetimi sonucunda tüm halkı Cihada çağıran Şeyh Şamil tüm hazinesini de Ezan Gölü’ne gömdürdü.

1856 da Ruslar Çeçenler üzerine yürüdüler. Şeyh Şamil az sayıdaki askeriyle Ruslara karşı kahramanca savaşmasına karşın yenildi dağlara çekildi Rus topçusunun yoğun ateşi adamlarının büyük çoğunluğunun ölmesi onu teslim olmak zorunda bıraktı. Moskova’ya götürüldü bir süre burada kalmasının ardından Hac için izin alıp gittiği Medine'de öldü.

ŞEM'ÛN ALEYHİSSELÂM 

İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden olduğu rivayet edilen mübarek zat. Şemsûn diye de zikr edilir. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem; ''Geçmiş zamanda Şem'ûn (Şemsûn aleyhisselâm) adlı bir peygamber vardı. Allahü teâlânın rızası için bin ay devamlı cihâd edip, silahını omuzundan çıkarmadı.'' buyurdu. Eshâb-ı kirâm; ''Keşke bizim ömrümüzde uzun olsaydı da, biz de din uğrunda Allah için cihâd etseydik.'' dediler. Bunun üzerine Kadr suresi nâzil olup; ''Size verilen Kadir gecesi, bin aydan daha hayırlıdır (Bu gecenin sevabı, bin ay cihat etmenin sevabında çoktur.) buyruldu.

İsa aleyhisselâm la Muhammed aleyhisselâm arasında yaşamış olan Şem'ûn aleyhisselâm, İncil ehlindendi. İsa aleyhisselâma indirilen, henüz bozulmamış İncil-i şerife göre amel ederdi. Kavmiyse putlara tapardı. Şem'ûn aleyhisselâm, Allahü teâlâyı inkâr eden ve putlara tapan sapık kavimle cihâd (savaş) edip, onları imana çağırdı. Çok güçlü ve cesur bir zât olan Şem'ûn aleyhisselâmı düşmanları türlü hilelerle şehit etmek istediler. Hangi bağla bağladılarsa, o bağı kırıp kurtuldu.

Yaşadığı şehrin hükümdarı onu yakalatıp, köşkünün önünde asılmasını emretti. Bunun üzerine Şem'ûn aleyhisselâm, Allahü teâlâ yalvarıp; Yâ Rabbi! Dünyada yaşamayı, kâfirlerle senin yolunda cihâd etmek için isterim. Eğer bu isteğim kalpten ve samimiyse beni kurtar.'' diyerek dua etti. O anda bir melek gelip bağı çözdü. Şem'ûn aleyhisselâm kurtulunca, kendisine eziyet eden hükümdarı, adamlarını ve kendi hanımını cezalandırdı. İnsanları hak yola davete devam etti. Ona inanmayanlarla tek başına cihâd (harp) etti. Çok ganimet elde etti. Cihâd ederken susadığı zaman Allahü teâlâ onun için taştan gayet lezzetli bir su akıtırdı. Bu su o içip kanıncaya kadar akardı. Kendisine büyük bir güç ve kuvvet verilmişti.

ŞEYHİ 

XV. asrın ilk yarısının en büyük şairlerinden biridir. Germiyan (Kütahya) lıdır. l. Murat zamanında, ihtimal 1373–1376 yılları arasında doğmuştur. Şeyhi’nin asıl adı Yusuf Sinanüddin'dir. Germiyan'ın Türkmen asıllı, ileri gelen asil bir ailesine mensup olma ihtimali yüksektir. Fatih devri bilginlerinden ünlü Molla  İzari Kasım ve ll. Bayezid devrinde olan Cemali Şeyhi’nin yeğenidir. Şeyhi, Ahmet’ten  ve başka âlimlerden ders aldı. Öğrenim için İrfan'a gitti Seyyid Şerif Cürcani ile ders arkadaşlığı etti. Tasavvuf ve takalet ile göz hekimliğinde uzmanlaştı. Memleketine dönünce eczahane açarak hekimlikle uğraştı. Hâkim Sinan diye şöhret yaptı. İran'dan dönerken Hacı Bayram Veli'ye intisap edip  Şeyhi Mahlasını aldı. Germiyanoğlu'na da kasideler yazıyordu. ll. Yakup Bey'in özel tebliği ile muhasipliğini yaptı. Sultan Mehmet’in 1415 de Karaman Seferi'nde Ankara'da hastalığını tedavi etti. Özel tabibi oldu. Şair bir müddet sonra tekrar Kütahya ll. Yakup Bey'in yanına döndü. ll. Murad hükümdar olunca Şeyhi onun adına Hüsrev'i Şirin mesnevisini yazmaya başladı.

Yakup Bey 1428 de Edirne'de ll. Murad’ı ziyaret ettiği zaman Şeyhi de orada ona mihmandarlık etmiştir. Ömrünün son yıllarını memleketinde geçirdiği sanılan şeyhi 1431 civarında vefat etmiştir.

Eserleri: Divan, Harname, Hüsrev ü Şirin'dir. Şeyhi'nin Divan'ı orta hacimde. Tasavvufla ilgili umdeler vardır. Yer yer tefekkür şiirleride bulunmakta. Lirizmin güzel örneklerine de rastlanır. Gazel ve kasidelerinde Selman'ı Sa veci ve Hafız-ı Şirazi'nin  tesirleri görüldü. Şeyhi'nin bu etki nedeni ile Müsnet ve şiiri kadar gazel ve kasideleri tutulmamıştır.

Karname ise Türk mizah ve hicvin edebiyatının şaheseridir. İnce olay ve nükteleri içeren (failatun/mefailun/failun) ölçüsü ile yazılmıştır.126 beyittir. Mesnevi'dir. Bu mesnevi Çelebi Sultan Mehmet’e takdim edilmiştir. Şairin bu padişahı tedavi etmesini mükâfat en aldığı Tokuzlu köyüne giderken ,tımarın eski sahipleri tarafından tecavüze uğraması sebep olmuştur. Öküzlerin rahatına ve boynuzuna imrenen zavallı bir eşeğin sonunda kulaklarını kaybetmesini tasvir eden Şeyhi eserini Arapça bir darbımeselle, Emir Hüseyni'nin Zadül Müsafirin adlı eserinde bulunan küçük bir eşek fıkrasından ve belkide aynı mahiyetteki başka hikâyelerden mülhem olarak yazmıştır. Kompozisyon, tahkıyye ve tasvir itibarıyla bu son derece kuvvetli ve mükemmel mesnevisinde Şeyhi ,rakipleriyle alay ederken sosyal eşitsizlik fikrini de ele almış ve kader bağlayarak çözümleme yoluna gitmiştir.

Hüsrev ü Şirin, Şeyhi’nin her bakımdan en büyük eseri bu mesnevidir. İran hükümdarı Hürmüz'ün oğlu Hüsrev ile Ermen Meliki Mehin Banu'nun yeğeni Şirin arasındaki aşkı hikâye eden eser. Mesnevi’nin ölçüsü (Mefailün/mefailün/feilün) dür.11 bölüm 6944 beyittir. Şeyhi, konuyu aynı adı taşıyan Genceli Nizami'nin eserinden almıştır. Bu eserde Senai, Mevlana, Sadi'den izler görülür. Bu eser Şeyhi ‘ye büyük şöhret kazandırmıştır.

Şeyhüs-şuara, Hüsrev-i Şüara, Emir-i Şuara, Serdar-ı Şuara gibi sözlerle anılan Şeyhi, Ahmet Paşa , Necati, Fuzuli, Baki gibi 45 şaire nazire yazmıştır..

ŞEYH GALİP 

1757–1799  yılları arasında yaşamış XVlll. asrın bu en ünlü Divan Şairi 1757 yılında İstanbul'da Yeni kapı Mevlevihane’si yakınlarında bir evde doğdu. Asıl adı Mehmet Esat'tır. Babası Mustafa Reşit Efendi'dir. Divan Kâtibi idi. Galip’in dedesi Mehmet Efendi de Mevlevi idi. Mevlevilik ve tasavvuf dededen intikal etti. Annesi Emine Hanım'ın etkisi bilinememekle beraber, babası Mehmet Esat’a şahidi Lügatinin eğitimini verdi.

Bir ara Divan-ı Hümayun Beylikçilik Kalem’ine devam etti ise de bundan sıkıldı. Molla Gürani' de ki evinde yetenekli gençlere Farsça ve Mesnevi dersleri veren Hoca Neş'et ve intisap etti. Şiirler yazmağa başladı. Hoca Neş'et ona Esat mahlasını verdi. Bu yaşlarda hocasına methiyeler ,arkadaşlarına nazireler, ünlü geçmişlere benzer parçalar yazdı.. Esat mahlasını kullandı. Tasavvufu iyice öğrendi. Buharalı Türk şairi Şevket'in Farsça şiirlerini çok sevdi. Esat çok kullanılan mahlas olduğu için Esat çok kullanılan mahlas olduğu için manzumelerinde Galip’i tercih etti. Mahlasını değiştirmesi çağında dedikodularına sebep oldu. Şair Sürüri buna dair bir hiciv kıt'a da yazdı.1780–1781 de bir divan tertip etti. Kaside, gazel, musammat şekillerinde çok başarılıydı. Mesnevi tarzındaki başarısını da Hüsn-ü aşkta gösterdi. Mesnevi’yi 1783 yılında tamamladı. Ailesi sütlüceye taşındı. Bu arada ana babasından habersiz Mevlevi erkânınca, Konya’ya giderek çileye girdi.1784 de İstanbul'a döndü. Yenikapı Mevlevihane’sinde çileye girdi. Hücre sahibi bir Mevlevi dedesi oldu.

Galip Dede Sütlüce'deki Mevlevi Dedelerinden şair Yusuf Sinecak'ın türbesi civarındaki evinde, Yusuf Sineçak'ın Cezize'i Mesnevi'sine şerh yazdı. Bundan önce Trabzonlu Kösec Ahmet Dede'nin Mevleviliğe ait es sohbetu's Safiye'sine  haşiye yazmıştı.

Mevleviliği ve musikiyi çok seven lll.Selim (1789-) tahta çıkınca Galip Dede’de onun himayesine girdi.1791 yılında Galata Mevlevihane’si Şeyhliğine getirildi. Onun lll. Selim'e sunduğu kaside üzerine Galata Mevlevihane’si tamir edildi. Hükümdarın ve kadın sultanların teveccühleri devrin devlet ilim ve sanat adamlarının Galata Mevlevihane’sinde toplanmalarına sebep oldu. Şiir ve musiki mahfili oldu.1795 de annesi Emine Hanım'ın iki yıl sonrada dervişlerinden Esar Dede'nin ölümü Galip Dede'yi üzen büyük olaylardan biri olmuştur. Esrar Dede için yazdığı "Mersiye" üzüntüsünü anlatmaya yeterlidir.

Şeyh Galip, Recep ayının 26.çarşamba günü (H.1213/ m 1799 ) öldü. Kandile rastlayan perşembe günü, Galata Dergâhında Mesnevi Sarihi Ankaralı İsmail Efendi Türbesi’ne gömüldü.

Galip Dede'nin geniş bir muhayyilesi vardır. Ona göre sanat yeni ve şahsi olmalıdır. Taklit sanat olamazdı. Esat mahlasıyla yazdığı nazirelerde bile şahsilik vardır. Fuzuli, Baki, Nef'i Nedim gibi şairlerin üstüne çıkmak zordu. Basit Türkçe' yle bile yenilik yapmak için şiir denemesi vardır.

Yenilikçi olan Galip Dede Esrar Dede'yi, Ayni'yi, Pertev Paşa'yı, Daniş'i, Arif Hikmet'i etkilemiştir. Onun en güçlü takipçisi İzzet Molla'dır.

Galip Dede aslında sade ve açık şiirle kitle tarafından beğenilmeyi istemez. O eskiyi çekici renklerle canlandırırken yenilik olarak ta kapalılığı getirir. Belirsiz, esrarlı bir dolgunluk görülür.

ŞİT (ŞİS) ALEYHİSSELÂM 

Âdem aleyhi selamdan sonra gönderilen peygamber. Âdem aleyhisselâm’ın oğludur. Âdem aleyhisselâm’ın oğullarından Habil ile Kâbil çıkan anlaşmazlık neticesinde Kâbil, Habil’i öldürünce, Allahü teâlâ hazret-i Âdem'e, Habil’e karşılık ihsan olarak, yeni bir oğul verdi. Âdem aleyhisselâm’ın bütün çocukları ikiz olarak doğduğu hâlde, Şit aleyhisselâm tek doğdu. Şit adı verilen yeni oğlun ismi İbranice olup, Arapça karşılığı ''Allah'ın hibesi'' manasınadır. İsmine ''Şis’ ‘de denilmiştir. Âdem aleyhisselâm’ın oğullarından Kâbil, Hâbil'i şehit ettikten sonra doğmuş olan Şit aleyhisselâm, son peygamber Muhammed aleyhisselâm’ın nurunu alnında taşıyordu. Bu sebeple Âdem aleyhisselâm onu pek fazla seviyordu. Bütün evlâdı üzerine onu reis yaptığı gibi, vefat edeceği sırada da bütün yeryüzünün halifeliğine onu tayin etti. Bu hususta vasiyette bulundu. Ayrıca ilahi sırları bildirip, bütün ilimleri öğretti. Peygamber efendimizin nuruyla ilgili olarak oğlu Şit aleyhisselâma şöyle vasiyet etti: ''Oğlum Alnında parlayan bu nur, son peygamber olan Muhammed aleyhisselâm’ın nurudur. Bunûru mümin, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da şöyle vasiyet et.''  Şit, bu vasiyet üzerine Saliha bir kızla evlendi. Sonra evlâtlarına da böyle vasiyet ettiler. Onlar da bu vasiyete uyup öylece devam ettiler. Âdem aleyhisselâm’ın vefatından sonra, Allahü teâlâ, Şit aleyhisselâma peygamberlik verdi. Elli sayfa (forma) küçük kitap indirdi. Bu kitaplarda hikmet ilmi, matematik, sanayi bilgileri, kimya ilmi ve daha birçok şeyler bildirilmiştir. Şit aleyhisselâm zamanında insanlar çoğalıp, her tarafa yayıldılar. Onlara Allahü teâlânın emirlerini bildirip iman etmeye çağırdı.

Şit aleyhisselâm’ın dininin esasları, Âdem aleyhisselâm’ın bildirdiği dinin esaslarına uygundu. Şit aleyhisselâm ekseriya Şam'da ikamet edip, insanlara, Allahü tealâya iman etmeyi ve emirlerine uymayı bildirerek tebliğ vazifesini yaptı. Bin şehir kurup, hudutlarını tespit etti. Şit aleyhisselâm’ın çocukları ve torunları imar ettikleri şehirlerde yaşayıp, Allahü tealâya ibadet ve tâatle meşgul oldular. Gayet huzurlu bir hayat sürdüler. Aralarında düşmanlık buğz ve haset yoktu. Kötülüklerden, haramlardan ve isyandan uzak dururlardı. Şit aleyhisselâm, Şam'dan Yemen tarafına gidip, azgın ve sapık bir hâlde yaşayan Kâbil'in oğullarını Allahü tealâya iman ve ibadet etmeye dâvet etti. Fakat bu kavim, Şit aleyhisselâm’ın dâvetini kabul etmeyip, sapıklıklarında ısrar ettiler. Şit aleyhisselâm, onlarla savaş yaptı. Bu savaşta kılıç kullandı. İlk kılıç kullanan odur. Yemendeki bu azgın kavmin bir kısmını kılıçtan geçirdi, bir kısmını da esir aldı. Babası, Âdem aleyhisselâm la veya kardeşleriyle Kâbe'yi balçık çamuru kullanarak taştan yaptı. Son peygamber olan Muhammed aleyhisselâm’ın nuru Şit aleyhi selamdan onun oğlu Enûş'a geçti. Şit aleyhisselâm, oğlu Enûş'a, babası Âdem aleyhisselâm’ın, Muhammed aleyhisselâm’ın nuruyla ilgili olarak kendisine yaptığı vasiyeti yaptı ve Enûş'u yeryüzüne halife tayin ederek vefat etti. Ömrünün dokuz yüz on iki  veya dokuz yüz elli yahut da dokuz yüz sene olduğu rivayet edilmiştir. Peygamberliğininse, iki yüz seksen iki veya iki yüz on iki yahut da iki yüz kırk iki sene olduğu rivayet edilmiştir. Şit aleyhi selamdan sonra, çoğalarak yeryüzüne dağılan insanlar, zamanla doğru yoldan uzaklaşıp, çok azgınlık gösterdiler. Allahü teâlâ onlara İdris aleyhisselâmı peygamber olarak gönderdi. Şit aleyhisselâm Âdem aleyhisselâm’ın öteki evlâtlarının hepsinden güzel ve faziletliydi. Suret ve sirette yâni hâl ve yaşayışta tıpkı babasına benzediği için Âdem aleyhisselâm onu diğer evlâtlarından çok severdi.

Şuayb aleyhisselâm 

Medyen ve Eyke ahalisine gönderilen peygamber. İbrahim aleyhisselâm veya Salih aleyhisselâm’ın neslindedir. Soyu anne tarafından Lût aleyhisselâm’ın kızına ulaştığı ve Eyyûb aleyhisselâm la teyze oğulları oldukları rivayet edilmiştir. Mûsâ aleyhisselâm’ın kayınpederidir. Kavmine güzel söz söylemesi, tatlı ve tesirli hitap etmesi sebebiyle kendisine Hatib-ül-enbiyâ (peygamberlerin hatibi) denildi. İnsanlara İbrahim aleyhisselâma bildirilen dinin emir ve yasaklarını tebliğ etti. Arabistan Yarımadasının kuzeybatısında Hicaz’la Filistin arasında Kızıldeniz sahilinde yer alan Akabe körfezinden Humus Vadisine kadar uzanan Medyen bölgesinde doğup büyüyen Şuayb aleyhisselâm, o kavmin asil bir ailesine mensuptu. Gençliği, dedelerinden Medyen adlı bir şahsın etrafında toplandıkları için bu adla anılan Medyen halkı arasında geçen Şuayb aleyhisselâm, azgın ve sapık kavmin kötülüklerinden uzak yaşar, babasından kalan koyunlarıyla meşgul olur ve namaz kılardı. Medyenliler atalarının doğru yolunda ayrılmışlar ve kötü yollara sapmışlardı. Allahü telalâya iman ve ibadet etmeyi bırakmışlar, kendi elleriyle yaptıkları putlara ve heykellere tapıyorlardı. Medyen, ticaret kervanlarının gelip geçtiği yollar üzerinde olduğundan ticaretle uğraşıyorlardı. Yaptıkları alış-verişte muhakkak hile yapıyorlardı. Yiyecek maddelerini alıp, stok yapıyorlar, pahalanınca fâhiş fiyatla satıyorlardı. Ölçü ve tartı için iki değişik ölçek kullanıyorlar, alırken büyük ölçekle alıyorlar, satarken küçük ölçekle veriyorlardı. İnsanların yollarını kesiyorlar, onların mallarına zorla el koyuyorlardı. Yol üstünde durup, bilhassa yabancı ve gariplerin mallarını çeşitli hilelere başvurarak ellerinden alıyorlardı. Ayrıca sâhip oldukları pek çok nimetin şükrünü yapmayıp, nankörlük ediyorlardı. Allahü teâlâ onlara, doğru yola dâvet etmek için Şuayb aleyhisselâmı peygamber olarak gönderdi. Şuayb aleyhisselâm onlara nasihatlerde bulunup, Allahü telalâya şirk koşmamalarını ve yalnızca o'na ibadet etmelerini, alış-verişte, ölçü ve tartıda haksızlık ve hile yapmamalarını, yeryüzünde bozgunculuk yapmamalarını söyledi. Kötülüklere devam ettikleri takdirde azaba uğrayacaklarını, vazgeçtikleri takdirde mükâfata kavuşacaklarını söyledi. Fakat azgın Medyen kavmi, Şuayb aleyhisselâm’ın sözlerini dinlemeyip, ona karşı çıktılar. Ona inananları tehdit ettiler. Şuayb aleyhisselâm, bütün sıkıntı, eziyet ve horlamalara rağmen, Medyenlileri doğru yola dâvete devam etti. İbret olarak isyanları sebebiyle helâk edilen Nuh aleyhisselâm’ın gönderildiği kavmin, Hûd kavminin, Lût kavminin başına gelen azapları ve helâk olmalarını anlattı. İnkârdan vazgeçip iman etmelerini, mağfiret dilemelerini, aksi hâlde kendilerinin de isyan edip,  helâk olan kavimler gibi azaba düşeceklerini ve  helâk olacaklarını açık bir lisanla anlattı. Onun peygamberliği Şam'a kadar duyulmuştu. pek çok kimse gelerek Şuayb aleyhisselâma iman etmekle şereflendiler. Fakat Medyenliler yolda durup, Şuayb aleyhisselâma gelenlere mâni olmaya çalıştılar. Şuayb aleyhisselâmı ve ona inananları kendi sapık dinlerine dönmedikleri takdirde yurtlarından çıkaracaklarını söyleyip, tehdit ettiler. Şuayb aleyhisselâm azgın Medyen halkının, bütün nasihatlerine rağmen imana gelmelerinden ümit kesince, onları Allahü telalâya havale etti. Şuayb aleyhisselâm Allahü telalâya; ''Yâ Rabbi! Bizimle kavmimiz arasında hak ile hüküm ver. Sen hükmedicilerin hayırlısısın.'' diye dua etti.

Azgınlıklarına ve inananlara karşı düşmanlıklarına devam eden Medyen halkı üzerine, Allahü teâlâ azap gönderdi. Cebrail aleyhisselâm’ın bir sayhası ve bir zelzeleyle onların hepsini helâk etti. Hepsi yok oldular. Sanki onlar o beldede yaşamamışlardı. Şuayb aleyhisselâm ve ona inananlar kurtulup Medyen'e yakın bir yerde, yeşillik, ağaçlık ve bolluk içinde bir şehir olan Eyke'ye giderek, oradaki insanlara doğru yolu göstermekle vazifelendirildi. Medyen halkının bütün hususiyetlerini taşıyan Eyke halkı, parayı tartı ile alırlar, kenarlarından kırptıktan sonra, tane ile verirlerdi. Alış-verişlerinde karşı taraftakine muhakkak zarar verirler ve onu aldatırlardı. Alırken ucuz ve fazla fazla alırlar, satarken pahalı ve eksik verirlerdi. Yolcuları soyarlar, putlara taparlardı. Şuayb aleyhisselâma inanmak için gelenleri vaz geçirmek için çalışırlar, Şuayb aleyhisselâma yalancı derlerdi. İstekleri olmazsa, tehditte bulunup, eziyet ederlerdi. Şuayb aleyhisselâm Eyke halkını Allahü telalâya iman ve ibadet etmeye dâvet etti. Eyke halkı Şuayb aleyhi selamdan mucize istediler. Şuayb aleyhisselâm çevredeki putlara hitap edip; ''Rabbiniz kimdir? Ben kimim? Söyleyin!'' dedi. Taş ve ağaçtan yapılmış cansız birer varlık olan putlar dile gelip; ''Rabbimiz ve yaratıcımız Allahü teâladır. Yâ Şuayb! sen ise Allahü telalânın peygamberisin!'' dediler ve kaidelerinden yere düşüp paramparça oldular. Bir mucize karşısında bazı kimseler imana geldi. İnanmayanlar da azgınlıklarını daha da arttırdılar. Şuayb aleyhisselâm son defa ikaz edip, puta tapmaktan vaz geçmelerini, Allah'a iman etmelerini ölçü ve tartıda adaletli olmalarını ve her türlü zulümden vazgeçip, kurtulmalarını söylediyse de inkâr edip inanmadılar. Alay ettiler, yalancısın, sihirbazsın, büyülenmişsin dediler. İman etmeyeceklerini açıkça söyleyip; ''Eğer sen doğru sözlüysen, bize gökten azap indir.'' dediler. Şuayb aleyhisselâm bu azgın kavmi Allahü telalâya havale etti. Allahü Teâlâ onlara isyanları sebebiyle şiddetli bir azap göndererek hepsini helâk ettiler. Önce ortalığı kasıp kavuran şiddetli bir sıcaklığa tutuldular. Sular fokur fokur kaynadı. Susuzluktan kıvranıyorlar sıcak suları içtikçe içleri yanıyordu. Çaresizlikten gölge ve içecek su arıyorlar, bir taraftan bir tarafa koşuyorlardı. Bu hâl yedi gün devam etti. Sekizinci gün ufukta koyu gölgeli siyah bir bulut çıkıp yükseldi. Bunu gören Eykeliler serinlemek için koşup hepsi bulutun altında toplandılar. Onlar bulutun altına toplanır toplanmaz buluttan üzerlerine şiddetli bir ateş yağmaya başladı ve hepsi ateş altında helâk olup, gittiler. Eykelilerin helâl edildiği bugün, Kur’an-ı kerimde (gölge günü) olarak bildirilmekte ve mealen şöyle buyurulmaktadır: ''O gölge (zılle) gününün azabı onları yakalayıverdi. Gerçekten o azap büyük bir günah azabı idi.'' (Şuarâ suresi:189) Şuayb aleyhisselâm, Eyke ahalisinin helâk olmasından sonra, inananlarla birlikte Medyen'e gidip yerleşti. İnananlardan birinin kızıyla evlendi. İki kızı oldu. Kızlar büyüdü. Kendisi iyice yaşlandı. Allah korkusundan çok gözyaşı döktü. Gözleri zayıfladı, vücudu kuvvetten düştü. bu sırada Mısır'dan çıkıp Medyen'e gelen Mûsâ aleyhisselâm, kuyu başında koyunlarını sulamak için bekleyen Şuayb aleyhisselâm’ın kızlarına yardım ederek, koyunlarını suladı. Şuayb aleyhisselâm ücret vermek için onu evine dâvet etti. Onu emin güvenilir bir kimse olarak görüp, koyunlarına çoban tuttu. Sekiz sene koyunlarını gütmesi şartıyla kızlarından birini ona nikâhladı. Mûsâ aleyhisselâm orada on sene kaldı. Çocukları oldu. Daha sonra Mısır'a göç etti. Sıhhati düzelip gözleri açılan Şuayb aleyhisselâm, her sene Medyen ‘den Mısır'a giderek kızı ve damadını ziyaret etti. Bir müddet sonra da orada vefat etti. Vefatından 300 yaşında olduğu rivayet edilmiştir.

Şuayb aleyhisselâm çok namaz kılardı. Tevrat’ta ismi Mikâ il olarak bildirilmiştir. Kur’an-ı kerimde A'râf, Şuarâ, Hûd ve Ankebût sürelerinde Şuayb aleyhisselâm, Medyen ve Eyke kavimleri hakkında âyet-i kerimeler mevcuttur.  Şuayb aleyhisselâm’ın altı çeşit mucizesi vardır.

Mucizeleri:

1-Hazret-i Şuayb'ın duası bereketiyle, koyunlardan doğmuş siyah kuzuların hepsi beyaz olmuştur. 2- Hazret-i Şuayb'ın duası bereketiyle taşlar toprak olmuştu. Şöyle ki: Medyen kasabası dağlık, taşlık bir yer olduğundan: ''Hak peygamber iseniz, dua ediniz, şu dağlar kalkıp, yerimiz geniş olsun.'' diye teklif etmişlerdi. Şuayb aleyhisselâm dua edince, cenâb-ı hak duasını kabul edip, elini o dağ ve taşlar üzerine koy, diye emreyledi. Elini koyunca hepsi toprak oluverdi. 3-Şuayb aleyhisselâm’ın duası bereketiyle Medyen ‘de bazı taşlar koyun olmuştur. Şöyle ki, kendilerinin hiç koyunu olmadığı için kavmi, bizim koyunlarımızı elimizden almak için Şuayb buraya gelmiştir diye söz etmişlerdi. Hazret-i Şuayb bunu işitince, çok üzülüp, kendinin de koyunu olması için cenâb-ı hakka dua eyledi. Cenâb-ı Hak duasını kabul edip, orada bulunan taşlara eliyle işaret etmesini emreyledi. Hazret-i Şuayb işaret ettiği anda o taşlar koyun oluverdi. Bu suretle koyunları kavminin koyunundan birkaç misli fazla oldu. O koyunları sekiz yahut on sene hazret-i Mûsâ'ya güttürüp, kızını da ona verdiği meşhurdur. 4-Hazret-i Şuayb, bir yerin taşları etrafında dönünce, o taşlar hemen bakır olup, ahali bununla pek zengin olmuştur. 5- Hazret-i Şuayb'ın duası bereketiyle kum tepeleri yerinden kalkmıştır. 6-Hazret-i Şuayb, bir dağa çıkmak istediği zaman, dağ âdeta devenin oturup kalktığı gibi, Şuayb aleyhisselâm çıkıncaya kadar küçülür, çıktıktan sonra evvelki hâli gibi büyük bir dağ olurdu.

..

...

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/