foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tesadüf Değil

Erkeklerin ‘’erkekliği ve erkeklerin ürettiği şiddeti’’ sorgulayarak, yaşanmışlıklarla konuşmaya başlamasının neden çok önemli olduğunu ve kendi açımdan bunun beni korkuttuğunu vurgulamak isterim.Devamı için

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

 

MEHMED V. REŞAD

Osmanlı Devleti’nin otuz beşinci hükümdarı(1844–1918)Sultan Abdülmecit’in oğludur. İyi bir eğitim görmüş ve 31 Mart olayından sonra tahta çıkmıştır. İktidarı çeşitli olaylarla geçti. İttihatçılara karşı  olanlarla birlik oldu. Ancak Said Halim Paşa Sadrazam olunca İttihatçılar hükümette etkinlik kazandı ve devletin güçlü olması için güçlü bir devletle birlik olunması fikrini Padişah'a  kabul ettirdiler. Böylelikle Ordunun eğitim ve düzeltilmesi için Almanya'nın eline bırakılmasına sağladılar.1914 yılında Said Halim Paşa Rusya'ya karşı Almanlarla gizli bir antlaşma imzaladı. O yıllarda patlak vermiş olan 1.Dünya Savaşı'na Almanlar ‘ın yanında katıldı.

Aynı zamanda halife olan Padişah M.Reşad Tüm Müslümanları Osmanlılara yardıma çağırdı. İngiliz ve Fransız denetimindeki bölgelerde yaşayan Müslümanlar bu çağrıya uymadı  ve savaşın sonlarına doğru Osmanlılara tavır aldılar.
l.Dünya savaşı sonlarında ölen Mehmet V ordunun batı orduları düzeyine erişmesi için çalıştı. Onu zamanında kadınlar için Darülfünun açıldı. Kapitülasyonların kaldırıldığı tek yanlı olarak ilan edildi ve toplum üzerindeki dinsel baskı hafifletildi.

Beşinci Mehmet Reşad İstanbul’da doğdu. Orta boylu, mavi gözlü ve beyaz tenli idi. şiirle de meşgul oldu. Fakirlere ve hastalara çok yardim ederdi. Tarih kitaplarını okumaktan zevk alırdı. Çok kuvvetli bir hafızaya sahipti. Babası onun tahsiline çok ehemmiyet verdi. Daha ziyade sark ilimleri ile meşgul oldu.

Döneni padişahın pasifsize edildiği ve Paşaların devlet yönetimini idare ettiği bir dönemdir . Meşrutiyet ilan edilmiş ve Meclis-i Mebusan kararı müessir olarak bulunuyordu. 1910 Yılında Arnavutluk isyanı bastırıldı. Balkan savaşları başladı(1912) 

1914'de Almanların safında, Birinci Dünya Savaşına girildi. 1915'de Müttefikler hemen bütün taarruzları durdurdu. İngilizler ve Fransızlar Çanakkale’de 130.000 ölü verdiler. 


1916'da Çanakkale’yi geçemeyeceklerini anlayan İngiliz ve Fransız kuvvetleri çekildiler. 

1917'de yapılan antlaşma ile Rusya, Kars, Batum ve Ardahan'dan çekildi. 1918 senesinin Temmuz ayında Beşinci Mehmet Resad vefat etti. Eyüp Sultan’da ki türbesine defnedildi.


MEHMET AKİF ERSOY 

ersoyİstiklal Marşı şairi İstanbul (Fatih 1873–1936) Babası fatih Müderrislerinden İpekli Hoca diye tanınan Mehmet Tahir Efendi’ydi. Oğlunu iyi bir dini eğitimle yetiştirdi. Arapça, Farsça, Fransızca öğrendi. Babasının ölümü üzerine Halkalıdaki Baytar yüksekokuluna yatılı olarak yazıldı ve birincilikle bitirdi. Ertesi yıl şiir yayımına başladı. Ziraat Nezareti Umur-i Baytarriye Müdüriyetinde görevliyken denetim sorumluluğuyla değişik geziler yaptı.1898 de Serveti Fünun dergisinde bir dizi yazısı çıktıysa da 1900 sonrasında herkes gibi o da yayın hayatından uzaklaştı. İkinci Meşrutiyetten sonra İttihat ve terakki cemiyetine girdi. İÜ (Darülfünun)  da edebiyat müderrisliğine atandı. Sırat-ı müstakim (1908),sekizinci ciltten sonraki adıyla Sebilü'r Reşat (1912) dergilerinin başyazarlığını yaptı. İslam birliğini amaçlayan düşüncelerini nazımla da dile getirdi. Şiirlerinde dile getirdiği inancı Süleymaniye Kürsüsünde (1912),Hakkın Sesleri (1913),camii vaazlarında da yaymayı amaç edindi. Bir geziyle Mısır ve Medine yi gördü. Yeni oluşan Ulusçuluk akımına ümmetçilik fikirleri ile karşı çıktı. Kitabında İslam ülkelerinin geri kalmaktan ve  tembellikten kurtulması gibi dileklerini dile getirdi.

Almanya'nın davetlisi olarak yaptığı Avrupa gezisi iki uzak dünyanın karşılaştırması açısından önemlidir. Bu düşüncelerini kitabında şiirlerle açıkladı. Yenilgimizle biten savaş sonucunda Yunan işgaline karşı direnen Ayvalık cephesinin coşkusuyla Balıkesir ve yöresinde vaazlar verdi.1920 Mayısında Burdur Mebusu olarak Birinci Millet Meclisine katıldı. Vaazları bastırılıp yayıldı. Ödül almama şartıyla yazmayı kabul ettiği İstiklal Marşı (2 Mart 1921) Meclis'in 25 Mart 1921 tarihli toplantısında Milli Marş kabul edildi. İslam Birliği ülküsüne uzak düşen ulusçu eylemler karşısında kırgınlıklar duydu. Zaman zaman gittiği Mısır'ı Abbas Halim Paşa'nın konuğu olmayı kabul etti. Önceleri sözleşmeyle kabul  ettiği Kur'an çevrisini bitirmedi. Kahire’de öğretim görevleri aldı ailesini de yanına getirdi.Sebilü'r-Reşat’ta aralıklarla tefrika ettiği (1919–1923) uzun şiiri Asım'ı bastırdı. Yurt özlemi yalnızlık, kırılmış umutlar, ulaşılmamış ülküler Mehmet Akif'i o kadar yormuş bezdirmiş olmalı ki 1926–1930 arasında yalnız üç kıta yazdığı söylenir. Ömrünün son aşamasında son eser kalıntılarını bir araya getirdi. Gölgeler(1933) tüm eserleri damadı Ömer Rıza Doğrul tarafından kitap haline getirildi.(Safahat 1943) Karaciğer hastalığı çare arayışlar ve yurda dönüşün ardından ancak bir kaç ay yaşayabildi. Mezarı Edirnekapı şehitliğindedir.

Akif fikri yönden İslamcıdır. Hakka ve hukuka bağlıdır. Şiirlerin konusunu toplum hayatından günlük hayattan seçerek İslamcı görüşü benimsetmeye çalıştı. Toplumun kurtuluşunu Batı'nın bilim ve tekniğinden arayan Tevfik Fikret’le çatıştı. Lirik ve Didaktik şiiriyle din ,ahlak ve vatan konularını işlemiştir.

l.Dünya Savaşı'nda destanlar yaratan Balkan Bozgununa uğrayan nesilden çok daha güçlü bir nesildir. Tabii bu da İslam Dünyası'nın son ve sağlam dayanağı olan Türkiye Türklüğündür. Panislamizm’in yıkılmaz bir neferidir. Lirizmi enginlere açılır.Epizmi göklere çıkarır. Millîliği en son ocağa kadar uzanır.

Türk Aruzu'nun en büyük ustalarındandır. Tutucu çevresinin, dinsel dünya görüşünün, İslami etkilerin ve İslam Birliği’ne bağlanmış olmasının iz ve etkilerini sonuna kadar taşıdı. “Türk Arap’ız yaşayamaz, kim ki yaşar der delidir/Arap'ın Türk ise hem sağ kolu hem sağ elidir." düşüncesinden ayrılmadı. Gerçekçi gözlemleriyle pek çok güncel olayı ustaca şiirine taşıdı. Kıta’ları dışında süreklilik düz kafiye kullanarak halk diliyle yazdı. Akif: eseri ve yaşamındaki vazgeçmez ülkücülük ,Türk İslam karakter özü, ömrünü bağladığı inancın ardından ısrarla yürümesi, mücadelelere zamanında katılması yüzünden (Milli Marş Şairi olması) ayrıcalıklı bir yer kazandı. Ulusunun sevgi ve saygısında yüceldi.

MEHMET EMİN YURDAKUL

meminyurdakul1873–1936 İstanbul'da doğmuştur. Fakir bir ailenin çocuğudur. Orta öğrenimini yarıda bırakarak memurluğa başlamıştır. Müsteşarlık, Hicaz, Sivas, Erzurum valiliği görevinde bulundu. Türk Ocağı'nın kurucuları arasında yer aldı. Musul Milletvekilliği  yaptı. Kurtuluş Savaşı'nda Ankara'da çeşitli çalışmalarda bulundu.1913 den sonra da milletvekilliği yaptı.

Türk Edebiyatı'nda milliyetçilik akımının şiirde ilk temsilcisi sayılan Mehmet Emin Yurdakul ,sade Türkçe ve hece ölçüsüyle toplum konularında manzumeler yazmıştır. Nazım şekilleri yönünden yeni olmayı benimsemiş; Söyleyişte uzun heceleri kullandığı için nesre yaklaşmıştır. Sade tabii bir halk dil kullanmıştır. Mısraların güzelliğini imanına ve samimiliğine borçludur. Uyarıcı eğitici şiirler yazmıştır. İslamcılık ve Osmanlıcılık akımlarına karşı Türkçülük akımını savunmuştur. Hece ölçüsünü kullanmış fakat pek başarılı olamamıştır. Heceyi parmak hesabı gibi görmüştür. İlk şiirini Asır Gazetesi'nde 1897 de (Cenge Giderken) yayımlamıştır.

" Ben bir Türk'üm dilim cinsim  Uludur" mısrasıyla büyük şöhret kazanmıştır.

MEHMET RIFAT BÖREKÇİ 

rifatborekciDin adamı (Ankara-ay.y. 1941). İstanbul’da medrese öğrenimi görüp icazet aldı. Ankara’da Fazliye Medresesi’ne  “müderris” oldu. 1898’de Ankara İstinaf Mahkemesi azalığına getirildi. 1907’de Ankara Müftülüğüne atandı. Kurtuluş Savaşı’nda Kuvayı Milliye ile Mustafa Kemal’i destekledi. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Ankara Şubesi Başkanlığı’nı üstlendi. Şeyhülislam Dürrizade Abdullah, Kurtuluş Savaşı’nın şeriate aykırı olduğu yolunda fetva verince Kurtuluş Savaşı’nın yasal, haklı olduğu, dine aykırı bulunmadığı yolunda fetva hazırladı ve bunu Anadolu daki müftü ve din adamlarına imzalattı. Halk kitlelerinin Kurtuluş Savaşı’na katılmasına önemli ölçüde etken oldu. İstanbul daki İdare-i Örfiye Divan-ı Harbi (Sıkıyönetim Harp Divanı) kendisini gıyabında ölüme mahkum etti. 23 Nisan 1920’de açılan TBMM’ne Menteşe (Muğla) mebusu olarak katıldı. 27 Ekim 1920’de isteğiyle ayrılarak Ankara Müftülüğü ’ne döndü. 30 Mart 1924’te Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Diyanet İşleri Başkanı oldu ve ölümüne kadar bu görevde kaldı.

MELİKŞAH

Büyük Selçuklu Sultanı. Belh 1052--(Bağdat 1092) Alpaslan'ın oğludur. Annesi Karahan hükümdarı ailesindendir. Babası onun yetişmesine çok verirken 0 yaşında Gürcistan üzerine yapılan seferde kendisine görev verdi. Babasının Kafkasya seferinde  o da vezir Nizamül Mülk ile Anadolu üzerine yöneldi. Türkiye sınırlarını aşarak Anberd, Sürmeli, Meryem Nişin gibi kaleleri fethetti.(1064).Alparslan 1066 da onu veliaht ilan etti Veliahtlığı esnasında Harizm, Huzistan, Rey, Şiraz ve İsfahan'da bulundu zamanın ünlü sanatçı ve âlimleriyle dostluklar kurdu. Babasının ölümü üzerine 1072 de sultan oldu. Bunu kabul etmeyen amcası Kirman Melik'i Kara Arslan Kavurd kendisine bağlı birliklerle Rey'e yürüdüyse de  yenildi. Böylelikle Selçukluların Kirmen kolu Merkeze bağlandı. Aynı yıl Abbasi halifesinden sultanlığını onaylayan "ahitname ve sancak " geldi.1074 te Batı Karahanlı Hanlığını Selçuklulara bağladı.1075 te Gürcistan'ın bir kısmını ülkesine kattı.1076 da Gürcistan ve Kafkasları bir meliklik olarak örgütleyip komutanlarından Savtigin'e bıraktı.Başkent İsfahan'a taşındı. Yapılan seferlerle Hazar Denizi'ne kadar olan bölge Selçuklu sınırlarına katıldı.1077–1078 arasında düzenlediği seferlerle buhara ve Semerkant'ı aldı. Batı Karahanlı devletini kesin olarak ülkesine kattı.1082 de Musul Emiri kendi adına Harran'ı aldı, ardından Humus, Urfa’ daki Bizans valisi bağlılığını bildirdi.1085 Maveraünnehir yönetimindeki Diyarbakır kalesi ve çevresindeki 30 a yakın kale Selçukluların eline geçti.1087 de bölgenin tamamını fethederek ticareti kolaylaştırıcı ve güvenliği sağlayıcı kurallar koydu. Buradan Bağdat'a geçip Abbasi başkentinde törenlerle karşılandı. Kızını Halife ile evlendirdi.

Karahanlı Hızır Han'ın ölümünden sonra kargaşanın başlaması Türkistan'a sefer düzenlendi.1089 büyük bir seferle Maveraünnehir üzerine yürüyüp Semerkant'ın yeniden fethi gerçekleştirdi. Balasagun alındı. Doğu Karahanlı hükümdarı yeniden bağlılığını bildirdi. Semerkant’taki Cigi ve Yağma beyliklerinin ayaklanması üzerine 1090 yılında yeniden Semerkant'a yürüdü.Bu büyük ayaklanmayı bastırarak Çin sınırına kadar ilerledi. Orta Asya da ki boy ve Hanlıkları buyruğu altına aldı.1091 Türkistan'a son seferini düzenledi. Bu seferden sonra Bağdat'a hareket etti. Amacı Müslüman ülkeleri de egemenliği altına almaktı. Kısa sürede Mekke, Medine ve Hicaz 'ın Yemen ve Aden bölgelerinin büyük bölümü ele geçirdi.

Ünlü veziri Nizamül Mülk ‘ün  çabalarıyla Bağdat ve İsfahan'da Medrese ve gözlemevleri kuruldu. Hac yollarının güvenliği ve de su ihtiyacının karşılanması için çalışmalar yapıldı. Irak topraklarını sulayacak geniş su kanalları yapıldı. Nizamül Mülk ‘ün öldürülmesi üzerine eşi Terken Hatun 'un isteği ile Tacül mülk'ü vezirliğe atadı. Bundan sonra devlet yönetiminde Tacül mülk, Terken Hatun ve Halife El Muktedi arasında gelişen olaylara sahne olmuştur. Halife ile evli olan kızının aniden ölümü üzerine çok sevdiği kızının ölümünden dolayı Halife'nin on gün içinde Bağdat’ı terk etmesini istemiş fakat bu sürenin dokuzuncu günü bir av esnasında aniden hastalandı ve doktorlarının tüm gayretlerine rağmen kurtarılamayarak öldü. İsfahan’da kendi adına yaptırdığı kendi türbesine gömüldü. Bu ölüm Terken Hatun ve Halife El Muktedi'nin ortak entrikası olduğu söylendiği gibi Veziri Nizamül Mülk ‘ün önceden ayarladığı bir cinayet olabileceği de söylentiler arasındadır.

Dönemi yalnız Selçuklu değil Türk tarihinin en parlak ve en görkemli dönemlerinden biridir. Zamanında Selçuklu devletinin sınırları Türkistan'dan Marmara’ya, Kafkasya’dan Yemen'e kadar uzanan bir alana yayıldı. Sanatı sanatçıları ve bilginleri korudu. Döneminde :Gazali, Ömer Hayyam, Kaşgarlı Mahmut, İbni Cezele, Abdülkadir'i Cürcani gibi düşünür, dilci, hekim, şair ve bilginler yetişti.

MENDEL,GREGOR JOHANN

mendelAvusturyalı din adamı ve botanikçi(1822–1884) Dini eğitimini yaparken botaniğe merak saran Mendel, melezleme konusunda deneylere girişti. Bunların sonuçlarını "bitki melezleri Üstüne denemeler" adlı kitabında açıkladı. Bu yapıtı ile genetik biliminin kurucusu oldu ve kendi adı ile anılan yasaları oluşturdu. Birinci yasa ,bir ya da birçok karakter bakımından birbirinden farklı olan iki ırk çaprazlandığında (birbiri ile döllendirildiğinde) birinci kuşak bireylerin (melezler) hepsinin birbirine benzediğini vurgular. İlk kuşak melezler türdeştir. İkinci yasa ,kendi aralarında döllenen ilk kuşak melezlerinden elde edilen ikinci dölün türdeş olmadığını belirtir. Ana ve babadan gelen özellikler ikinci kuşak melezlerin de belirli oranlarda ortaya çıkar. Bu oranlar her kuşak için değişir. Ana ve babadan gelen özelliklerin ortaya çıkışı oranlarına göre bireylerde farklılıklar görülür. Üçüncü yasa, yeni bireylerde ortaya çıkan özelliklerin birbirinden bağımsız olarak ortaya çıktığını gösterir.

MERYEM Hz.

Hz. İsa’nın annesi. Kudüs İ.Ö.1.yy. sonları ?- (İS 1.yy. başları) Hıristiyan kaynaklarınca benimsenen, yaygın inanışa göre, İbrani peygamberlerinden Davut soyundan İmran adlı erkekle Hunne adlı bir kadının kızıdır. Uzun süre çocukları olmayan İmran ile Hunne çifti  bir çocukları olsun diye Tanrı`ya yakarırlar , doğacak çocuklarını da Kudüs`te ``Kutsal Tapınak`a adayacaklarını  bildirirler. Meryem doğunca tapınak bekçisi Zekeriya`nın yanına verilir. 15 yaşına gelince Yusuf ile nişanlandırılır. Ancak evlilik gerçekleşmeden, gebe kalır herkesçe horlanan Meryem eline erkek eli değmeden gebe kaldığını söyler. Bu arada İbrani kralı Herodes, doğan erkek çocuklarının tahtını ele geçirecekleri korkusuyla, hepsinin öldürülmesini emreder. Bu durumdan korkan Yusuf`la Meryem, İsa`yı alarak Mısır’a ya da Türkiye`ye(Efes) kaçarlar.

Meryem`in bakireyken gebe kalıp İsa`yı doğurması Hıristiyan inancının tartışmalı konularından birini oluşturmaktadır. Hıristiyan inancında baba ile Oğul’un yanında Ruhülkudüs (kutsal ruh) yer alır. Meryem, doğrudan doğruya kutsal ruh`dan gebe kalarak İsa`yı doğurur. Bu nedenle tanrı ``baba``İsa,``oğul``, doğumu sağlayan unsur da ``kutsal ruh``tur. Bu olay Hristiyanlıkta baba-oğul-kutsal ruh üçlemesiyle simgeleşir. Katolik inanışında Meryem`e büyük bir yer ayrılır ve onun hiçbir erkekle ilişkide bulunmadan gebe kaldığına inanılır. Cizvitler `de ise bu inanış İsa, Meryem, Yusuf (İsa`nın babası) şeklini alır. Ortodokslara göre kutsal ruh, oğuldan değil Baba’dan çıkmadır. Ortodoks  kilisesi, Meryem`in bir erkekle ilişkide bulunmadan gebe kaldığı düşüncesini kabul etmez.Kur`anda da Meryem`e önemli bir yer ayrılır. Ona adanan Meryem Suresi’nin yanısıra, ayrıca Ali İmran, Tahrim, nisa ve Maide sürelerinde Meryem`in doğuşu İsa`ya gebe kalışı ve kutsallığı anlatılır. Buna karşın Hristiyanlardan farklı olarak, Tanrı`yı (İsa) doğurduğuna değil, tanrının isteğiyle gebe kaldığına inanılır. Meryem`in kutsal ruh `tan gebe kaldığını Müslümanlarda kabul eder. Ancak bu kendini Yaratan’ı yarattığı anlamına gelmez. Tanrısal buyrukla ve insan nitelikleriyle İsa`yı dünyaya getirir. Meryem'in yaşamı birçok sanat eserlerine, çeşitli resim ve heykellere konu oldu.

MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA

merzifonluMerzifon 1634-Belgrat 1683 Osmanlı sadrazamı.1638 de Bağdat kuşatmasında şehit düşen Oruç Ağa’nın oğludur. Dört yaşında yetim kalınca babasını arkadaşı olan Köprülü Mehmet Paşa'nın korumasında ve kendisiyle yaşıt olan Fazıl Ahmet Paşa ile birlikte büyüdü.1654 te medrese eğitimini tamamladı. Köprülünün sadrazamlığından sonra önce silahtarlığa ardından telhisçiliğe atandı.1658 de henüz 23 yaşında iken padişah lv. Mehmet kendisini sancak beyi payesiyle küçük mirhaurluğa 1660 ta da Silistre Beylerbeyliği ‘ne   atadı.1661 de ise vezir payesiyle Diyarbakır beylerbeyi oldu.

F.Ahmet Paşa'nın sadrazam olması ile Kaptanıderya olarak Divan-ı Hümayun'a girdi.16771 de kendisine güç ve ün katan kamanaşi Seferi'ne katıldı.1672 de Lehistan ile yapılan barış görüşmelerini yönetti.1674 te bir Kazak kalesi olan Tman'ı aldı. F.Ahmet Paşa'nın ölümü üzerine 1676 da sadrazamlığa getirildi. Sadrazamlığı sırasında 1677 de Şehrin kalesi konusunda  Ruslarla başlayan savaşlar, kalenin yeniden egemenlik altına alınması ve 1681 Edirne antlaşması ile Rusların daha önce olduğu gibi Kırım Hanlarına yıllık vergi ödemeyi kabul etmeleriyle sona erdi. Askeri başarılarına siyasi başarılarını da ekleyen Mustafa Paşa bu seferde İkinci Viyana seferine çıktı.14 Temmuz 1685 de viyana kuşatıldı. Kuşatama Mustafa Paşa’nın tedbirsizliği ve Kırım Han'ı Murat Giray'ın sözünü tutmayarak Avusturya kuvvetlerine göz yumması üzerine başarısızlıkla sonuçlandı. Bunu üzerine Belgrat’a çekildi. Estergon kalesi düşmesi sonucu rakiplerinin de kışkırtması ile lV. Mehmet’in emriyle  25 Aralık 1683 te idam edildi. Ölüm ile Köprülüler dönemi sona erdi. İstanbul’da Irgat Pazarında Medrese, mescit, kütüphane, türbe ve sebil, Hoca Paşa’da bir mescit ve bir han Galata'da bir cami, Kazlı çeşmedeki Kasaplar İskelesi’nde mescit ve çeşme, Kuruçeşme’de Tırnakçı Yalısı'nı ayrıca Merzifon'da bir camiyle  çarşı Cidde de bir cami Kayseri yakınlarında İncesu da cami, medrese ,hamam e kervansaray yaptırdı.

METE

HUN HANEDANINDAN, büyük Türk Hakanlarının ikincisidir. İlk büyük Türk Hakanı olan babası Teoman (Tuman'a) karşı açtığı savaşta, onun öldürülmesi üzerine 209(M:Ö)'da tahta geçti. 35 yıl tahtta kaldı. Bu süre içinde büyük Hun İmparatorluğu nu dünyanın en geniş devleti haline getirdi. Büyük Okyanus'tan Hazar Denizi'ne, Tibet'ten, Keşmir’den Kuzey Sibirya'ya kadar uzanan bu imparatorluk 18 milyon kilometrekare kadar bir alanı kaplıyordu. Devletin beşiği, Baykal Gölü dolayları idi.

Mete'nin babasını öldürmesi şu sebebe dayanmaktadır:

Türk efsanelerinde adı Karahan diye geçen Mete'nin babası Teoman'ın ikinci eşi, tahtı öz oğluna sağlamak için birtakım entrikalara ve iftiralara başvurmuştur. Üvey oğlu Oğuzhan'ı, yani Mete'yi, kendisine tecavüz ettiğini ileri sürerek, şikayet etmiştir. Teoman, böyle bir alçaklığa pek inanmak istememişse de, karısı ayak diremiş ve Mete'nin öldürülmesinde ısrar etmiştir.

Mete, bu itiraflara karşı koymuş, uzun çabalardan sonra büyük bir ordu kurarak üvey annesiyle üvey kardeşine galip gelmiş ve Koyunlu Devletinin başına geçmiştir.

Mete bundan sonra zaferden zafere koşmuş, 26 krallığı kendi bayrağı altında birleştirmiştir.

Mete, bütün Türk kavimlerini, onların yakın akrabası olan Moğollarla Tunguzları bir araya getirdi. Sonra Hindistan'a, Hazar Denizi'ne kadar Asya'yı fethetti. Karşısında en güçlü devlet olarak Türklerin ezeli rakibi Çin vardı. Ünlü Çin Setti bile Mete'yi durduramadı. Mete, birçok kereler bu setti aştı, Çin'in içerilerine girdi.

Bu seferlerin en ünlüsü, Mete'nin Peteng kalesinde Çin İmparatoru Kaoti'yi 320.000 kişilik ordusuyla kuşatmasıdır. Tehlikenin büyüklüğünü anlayan Kaoti, yıllık vergi vermek, kuzey eyaletlerini Türklere bırakmak suretiyle barış istedi. Bu ünlü kuşatmanın felaketli günleri Çinlilerin hafızasından silinmedi: "Peteng kalesi altındaki felakette 7 gün ekmek bulunmadı; asker yay çekemedi." diye başlayan Çin halk türküsü bugün bile bilinir.

Mete, sonradan Türkler arasında "Oğuz Han" diye anıla gelmiştir. Hakkında birtakım tarih gerçeklerini de içine alan muhteşem bir efsane teşekkül etmiştir. Mete, eski Türk tarihinin en büyük şahsiyetlerinden  biridir.

MEVLANA  CELALEDDİNİ  RUMİ

mevlana1207–1273  Mutasavvıf düşünür ve şair. Mevlana tarikatının kurucusu, öncüsü, büyük Türk düşünürü ve ozanı. Asıl adı Celaleddin'dir.

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi ‘nin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultanı" unvanını almış olan Hüseyin Hatibi oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur. 
Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh ‘den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh ‘den ayrıldı. 
Sultânü'I-Ulemâ ‘nin ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır. 
Sultânü'I Ulemâ Nisabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe’ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ’nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler. 
1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Serefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adli iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi. Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled Sultanin davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni ikametlerine tahsis ettiler.

Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat’ın daveti ile Devrinin ünlü bilgini olan babası ile birlikte yaşadıkları Belh şehrinden çıkarak Bağdat üzerinden Hacca oradan da Anadolu'ya geçip, Erzincan ve Alaşehir de bir süre kaldı. Daha sonra Larende (Bugünkü KARAMAN vilayeti) a geçip burada Gevher Hatun'la evlenip Konya'ya yerleşti. Konya halkı kendisini Mevlana adıyla andı. Verdiği dersler toplumun her kesimi tarafından dinlenip sayıldı. 23 Şubat 1231 yılında babasının ölümü üzerine Medreselerde müderrislik yapmaya başladı.37 yaşına girdiği sırada hayatında büyük değişiklik yaşatan gezgin sofi Tebrizli Şems'in önemi büyüktür. Tasavvufu çok iyi bilen ve buna uygun bir yaşam süren Şems ve derin duyarlılığı ve düşünce gücünün yanısıra sıra dışı gizemli kişiliği ile Mevlana 'yı etkiledi. İçinde aşk ateşi tutuşan ve duygu dünyası değişen Mevlana Öğrencilerini bir yana bırakıp Şems'le bir hücrede halvete girdi. Aşk gazelleri söyleyip vecd içinde sema ettiler.1247 de Konya halkının ve dervişlerin tepkisi üzerine ortadan kayboldu Bu olaydan sonra Mevlana kendi iç dünyasına yalnızca şiire , tasavvufun gizemciliğine ve sema ayinlerine verdi. Kendisi ile Şems'i bir varlık saydı ve Şems için yazdığı özlem şiirinde onun imzasını kullandı. Daha sonra Şems yerine halef olarak Selahaddin Zerkub'u getirdi. Selahaddin le birlikte on yıl yaşayan Mevlana Oğlu Sultan Veled'i onun kızı Fatma Hatun'la evlendirdi.1258 de Selahaddin'de ölünce yalnız kaldı. Bu kez halef olarak Çelebi Hüsameddin'i seçti. Ahi Türeleri’nden gelen Çelebi ,Mevlana'nın yanında on yıl kadar kaldı. Türk İslam eserlerinin başyapıtlarından Mesnevi Mevlana tarafından ona yazdırıldı.

Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu Sarayının Gül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhındaki bugünkü yerine defnolundu. Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müritleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde toplandılar. Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu. Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selahaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

İlk eşinden Sultan Veled ve Alaeddin Çelebi, ikinci eşinden Âlim Çelebi ve Melek Hatun adında çocukları olan Mevlana'nın  oğlu Sultan Veled daha sonra Mevlevilik tarikatını kurdu. Mevlana 66 yaşında öldü. Cenazesine her din ve inanıştan insanlar katılarak Mevlana'ya olan sevgi ve saygılarını gösterdi. Mevlana’ya  yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' in rahmetine kavuştu. Mevlâna’nın cenaze namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı. Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu. 
"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir."

Evrende her şey Tanrı'nın bir görüntüsü ve parçasıdır. Onu sevmek, ona ulaşmak için onun parçalarını sevmek yeterlidir. Bu parçalar ve görüntüler içinde en önemli olan insandır. Dinler, Felsefeler, ahlak sistemleri ve sanat insanı mutlu ve dengeli yapan birer araçtır.
Mevlana'nın başlıca eserleri Divan'ı ve Mesnevi'dir.

Ayağındaki Hicaz Kumu

Mevlana'nın eşi Kira Hatun'un anlattığına göre ,bir gece Mevlana ortadan kayboldu. Kira Hatun medresenin her yanını aradığı halde hiç bir iz yoktu. Üstelik tüm kapılar da kapalıydı. Kira Hatun olayı şöyle anlatıyor: “Biz hepimiz buna şaşakalmıştık. Herkes uyuduktan sonra birden bire uyandım Mevlana'nın "gece namazını" kıldığını gördüm. Namazını bitirinceye kadar bir şey söylemedim. Namazı bittikten sonra bir de baktım ki ayakları toz içinde Ayak parmaklarının arasında da renkli kumlar olduğunu gördüm. Tam bir korku  içinde bu hali kendisine sordum. Bana şu cevabı verdi: Kâbe’de daima bizim sevgimizden söz eden gönül sahibi bir derviş vardı. Bir süre onunla görüşmeye gittim. Bu da Hicaz kumu'dur,onu sakla kimseye söyleme.

Mevlana'nın eşi Kira Hatun'un anlattığına göre "bir gün Mevlana Hazretleri kışın ortasında Şemsi Tebrizi ile halvette oturmuşlardı. Mevlana Şems'in dizine dayanmıştı. Ben de ne sırlar söylüyorlar ve aralarında ne gediyor diye  odanın kapısına kulağımı koymuştum. Birden bire evin duvarının açıldığını ,gayb âlemine mensup altı heybetli adamın içeri girip selam verdiklerini ,yeri öptüklerini ve bir deste gülü de Mevlana'nın önüne koyduklarını gördüm.

Tam bir huzur içinde  yaklaşık öğle namazına kadar oturdular. Öyle ki hiçbir kelime konuşmadılar .Öğle namazı kılındıktan sonra o altı ulu kişi büyük bir saygı ve ikramla kalkıp tekrar geldikleri duvardan gittiler. Ben de olayın heybetinden kendimden geçmiştim. Kendimi topladığım zaman, Mevlana dışarı çıktı ve o bir deste gülü de muhafaza edilmek üzere bana verdi.

Ben o gülden birkaç yaprak alıp aktar dükkanlarına gönderdim. Çünkü o zamana kadar böyle bir gül görmemiştim. Ne cins bir gül olduğunu nereden geldiğini ve adının  ne olduğunu merak ediyordum. Tüm  aktarlar,o gülün tazeliğinden ve kokusundan şaşakaldılar. “Kış ortasında bu garip gül nereden geldi?" demekten kendilerini alamadılar.

..

Sorunların geride kalmasına izin vermeyeceğiz

Kahveci: 1 Mayıs’ta gerçek sorunların geride kalmasına izin vermeyeceğiz

Kamu çalışanlarının sorunları ve 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Gününe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Genel Başkanımız Önder Kahveci, “1 Mayıs’ta Anıtkabir’de olacağız. 1919 ruhunu yeniden canlandıracağız” dedi. Kahveci, “Emeğin alın terinin sorunların tartışılması gereken bir gün 1 Mayıs ama maalesef bu olmuyor. Her yıl farklı yerlerde yaşanan bazı görüntülere şahit oluyoruz. Basında bu görüntüler öne çıkıyor ve ne yazık ki gerçek sorunlar geride kalıyor. Devamı

Yeni O.O. Geçiş Sistemi Velilerden Geçemedi!

egitim senYeni Ortaöğretime Geçiş Sistemi Velilerden Geçemedi!

Tarih: 03 Mayıs  

TEOG sınavının kaldırılmasının ardından hemen uygulamaya konulacağı duyurulan yeni ortaöğretime geçiş sınavı hakkında velilerin görüşlerine başvurduk. Web sayfamızdan duyurduğumuz ankete katılan 1372 velinin düşüncesine göre, yeni ortaöğretime geçiş sistemi sınıfta kaldı. Devamı

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/