foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

cahit gülebiCAHİT KÜLEBİ

Şair Tokat Zile Çekerek köyü 1917 Sivas'ta ki orta öğrenimini ardından İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Türk dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Savaş dönemindeki askerliği Süvari Yedek subayı olarak Trakya bölgesindeki birliklerde geçti. Edebiyat öğretmeni olarak Antalya, Ankara devlet konservatuarı ve Gazi Lisesi’nde çalıştı. MEB. Müfettişi oldu. Kültür ataşesi ve öğrenci müfettişi olarak İsviçre'de bulundu.(1960–1964).yurda dönüşünde Başmüfettiş kadrosu ile Kültür Bakanlığı'nda müsteşar yardımcılığı görevinde bulundu. TDK genel yazmanlığını yürüttü(1976–1983)İlk şiirleri Nazmi Cahit imzasıyla Gençlik dergisinde yayınlandı. Aydın bir saz şairi içtenliği, bir Karacaoğlan rahatlığı, temiz bir dil ile zaman zaman kötümser, güvensiz, kendi türküsünü söyledi. Yurt köşelerinin manzara ve insan gerçeklerini, modern bir biçim ve yeni bir romantizmle yaşatma anılarla güçlü ve içten bir duyarlılık en önemli özellikleridir.


Şiir kitapları: Adamın biri(1946),rüzgâr (1949),Atatürk Kurtuluş Savaşı'nda (1952),Yeşeren otlar (1954,TDK şiir ödülü (1955),süt (1965)Yangın (1980),Yeditepe Şiir seçmeleri ödülü,(1981),Türk mavisi(1973),Bütün şiirleri Sıkıntı ve Umut  ad değiştirerek üç kez yayınlandı. Şiirler (1969),bütün Şiirleri (1982),Şiir Üzerine yazılar Şiir Her zaman(1985),Gazete vesikası olarak çıkan anıları henüz kitap olarak  yayınlanmamıştır

cahitsıtkıCAHİT SITKI TARANCI

Diyarbakır 1910-Viyana 1956 İlköğrenimini Diyarbakır'da tamamladıktan sonra Saint-Joseph Lisesi'nde orta öğrenime başladı. Galatasaray Lisesine devam etti. Ardından SBF deki öğrenciliği maddi yetersizlik yüzünden  yarım kaldı. Yarım kalan ticaret okulundaki öğreniminden sonra önceleri başladığı yazarlığa Muhti, Servetifünun, Akademi, Galatasaray Dergileri' nde devam etti. Eğitimini tamamlamak üzere Paris'e gitti. Savaş tehlikesi üzerine kısa süren bu gidiş ardından yurda döndü ve askerlik görevini yedek subay olarak yapmasının ardından İstanbul'a gelen babasının ticari hesapları ile bir süre uğraştıysa da bu kısa sürdü.1944 de Ankara'da AA. Çevirmen olarak çalıştı. CHP şiir yarışmasında  birinci olarak birinci olan ünlü otuz beş yaş şiiri bu dönmede yazılmıştır. Özgür yaşamı ardından belki şiirlerindeki aşkı yaşamak üzere 1951 de evlendi. Ama düzensiz yaşamını düzene sokamamanın sonucu belki sağlığı bozuldu ağır bir hastalık geçirdi tedavi için çeşitli kentleri dolaştı. Sonunda Avusturya'ya götürüldü.13 Ekim 1956 da orada öldü. Son yılları hastalığı (İnme) sonucu çalışamadan geçti.

Üstün bir şiir yeteneği olmasına karşın fiziki olarak çirkin olduğu zehabına kapılıp karamsar, kırık, hüzünlü, ürünler verdi. Şiir görüşlerini arkadaşı Z. O. Saba'ya yazdığı mektuplarda açıkça belli eder. Ömrümde Sükût(1933), Otuzbeş yaş(1946),düşten güzel (1952–34 şiir)En iyimser eserleri evlilik dönemi eserleridir. Sonrası, sağlığında yayımlattığı üç kitabı haricinde 73 şiir, 10 çeviri ile Peyami Anısına küçük bir kitabı daha vardır.

Çok iyi bildiği Fransızcanın etkisiyle belki Fransız şiirinin etkisinde kalmıştır. Taklit döneminden sonra kişiliğini bulmuş bize özgü dünyanın dil, deyiş, duygulanış, özelliklerini şiirleştirmiştir. Yaşama isteği, mutluluk arayışı, aşk gereksinimi, ölüm korkusu, yalnızlık acısı, gereksiz bir dağ babayla dolu kent yaşamından kaçış özlemi....gibi temaları sürekli arayışlarla ulaştığı biçim olgunluklarında işlemesi etkisi azalmamış olan bir güzellik birikimi olarak her zaman gündemdedir.

YAŞ OTUZBEŞ

Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünüyorsunuz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim:
Nerde o günler, o sevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne donup duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.
N'eylesin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadığın olacak
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.

Cahit Sıtkı TARANCI

CAMUS ALBERT

camus albertAlbert   Fransız yazarı Cezayir’in Fransız sömürgesi olduğu dönemde Alsace’li tarım işçisi bir babayla İspanyol bir anneden doğan babasını savaşta öldüğü için yetim olarak yoksulluk koşullarında geçen bir çocukluğun  izlerini yaşamı boyunca taşıyan Camus, Cezayir Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gördü.Bir türlü ısınamadığı Arap öğrenciler arasında derin bir yabancılık çekmesi yanı sıra çeşitli işlerde çalışarak geçimini sağlama çabası  zayıf sağlığını büsbütün bozarak üniversiteyi yarıda bırakmasına yol açtı. Bir ara amatör bir tiyatro topluluğu kurdu (1934–1938). Sonunda gazeteciliği seçerek Paris’e yerleşti. 1937’de yayımlanan ilk kitabı I’Ênver’s et I’ Endroit (Tersi ve Yüzü) ve 1938  de Les Noces (Evlilik) anı ve deneme türünde eserler olmakla birlikte duyarlı bir edebiyatçının yetenekli kalemini yansıtıyordu. Camus’a göre insan akıl dışı bir dünyada saçma bir yaşam sürmektedir. Yapılabilecek en anlamlı iş başkaldırıdır. Böylece dünyanın ve yaşamın saçmalığına edilgin bir biçimde katlanılmış olmayacak. Başkaldırarak hem söz konusu durum reddedilmiş hem de bu saçmalığın sonuçlarından acı çekenler arasında bir dayanışma sağlanmış olacaktır. Bu noktada Camus’un bireyci felsefesi toplu dayanışma boyutu kazanarak bir başkaldırı ahlakı özelliği de alır. Camus Descartes’in ünlü sözünü benzeterek “başkaldırıyorum o halde varım” der Veba (LaPeste)1947 romanı insanlar arasında saçma bir felaket karşısında dayanışmayı , anlamsızlığa karşı anlamalı bir direnmeyi anlatır. Yabancı’dan daha büyük bir başarı kazanan bu roman pek çok yabancı dile çevrilerek Camus’un ününü Fransa dışına yaydı. Başkaldıran insan adlı en önemli eseri başkaldırı felsefesini en ayrıntılı işlediği eseri oldu. Epikuros’tan Marx’a  Nietzsche’ye, Sade’den Lautreamont’a gerçek üstücülere varıncaya dek değişik başkaldırı anlayışlarının ve biçemlerinin (metafizik, siyasal, sanatsal...) tarihsel bir değerlendirmesini yapan Camus kendi tavrını da özenle ve açıkça sergiledi. Kendisiyle aynı dönemde eserler veren ve kimi ortak yanları bulunan dostu Sartre’dan ayrıldığı ve onunla oldukça sert kalem kavgalarına  sürüklendiği noktada başkaldırının içeriği konusunda oldu. İkinci dünya savaşında direnişçilerle ilişkiye geçti ve kurucularından biri olduğu Sosyalist Combat gazetesinde 1944 ağustosundan sonra imzasız başyazılar yazdı. Savaştan sonrada gazete yazarlığını sürdürerek döneminin ünlü  siyasal sorunlarında yürekli tavırlar aldı. Her türlü süsten uzak, dupduru bir dili olan Camus 1957 de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı. Genç yaşta bir trafik kazasında öldü.   Başlıca eserleri: Tersi ve yüzü, Yabancı, Evlilik, Sisiphos Mitosu, Başkaldıran insan, Yanlış anlama, Sıkıyönetim, Adiller, Düşüş, Sürgün ve krallık

CASTRO Fidel Ruiz

castroKübalı devlet adamı. Oriente-santiago de Cuba 1927.Havana Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okurken 1947 de Dominik Cumhuriyeti diktatörü Trujillo’ya karşı düzenlenen başarısız bir eyleme katıldı.1950 de Hukuk doktoru olarak üniversiteyi bitirdi.1950–1952 arası serbest avukatlık yaptı.1953 te Batista yönetimine karşı devrimci çalışmalara başladı.26 Temmuz 1953 te aralarında Che Guevear’nını da bulunduğu arkadaşlarıyla Santiago de Cuba ‘da Monvada kışlasına yaptıkları saldırıdan sonra tutuklandı. Yargılanması sırasında “Tarih beni beraat ettirecektir” sözleriyle biten savunmasıyla ünlendi.16 yıl hapis cezasına çarptırıldı 21 ay yattıktan sonra aftan yararlanarak hapisten çıktı. İspanya iç savaşına katılan Alberto Bayo’dan gerilla eğitimi gördü.1956 da arkadaşlarıyla Gramma adlı gemiyle arkadaşlarının da yardımıyla doğduğu ilin kıyılarına yaptığı çıkarma girişimi başarısız oldu. Sierra Meastra’ya çekildi.1959 başlarına kadar Batista yönetimine karşı çete savaşlarını yürüttü. Bu savaşlardan sonra 2 Ocak 1959 da Castro Havana’ya girdi.Aynı yıl Başbakan oldu. Toprak reformu ve ardından halk çiftliği uygulamaları getirdi. Sanayi alanında devletleştirmelere girişti. 1 Ocak 1961 de İdeolojik amaçlarını açıklayan konuşmasında ABD nin Latin Amerika ülkelerindeki emellerini ve bu ülkelerin bunların benimsenmemesini söyledi. ABD ye giden göçmenler 1961 domuzlar körfezinden Küba ya başarısız bir çıkarma girişiminide bulundu. Bu olay üzerine SSCB ile işbirliği ve füze üsleri girişimi ardından ABD ve SSCB nin anlaşması ve Sovyetlerin füzeleri geri çekmesi üzerine SSCB ile aralarına soğukluk girdi. Küba Amerika devletleri örgütünden çıkarıldı. İçte gelişen muhalefet üzerine Küba komünist partisini kurarak genel sekreterliğini üstlendi. SSCB nin yeniden Küba ile iyi ilişkiler kurmak istemesi üzerine iki ülke arasındaki soğukluk sona erdi. Bağlantısızlara yaklaştı. SSCB nin Çekoslovakya’yı işgalini desteklemesi ile durumun düzelmesini sağladı.1969 Peru 1971 de Bolivya ile ilişkileri geliştirdi Şili’de Allende yönetimini destekledi.1976 da ilk sosyalist Anayasayı hazırlayıp halk onayına sunarak benimsetti. Böylece Komünist Partisi l. sekreteri oldu. Devlet Kurulu, Devlet başkanlığı, Başkomutanlık görevlerini üstlendi.1979 da bağlantısız ülkeler konferansını Küba’da toplayarak bağlantısızların önemli liderlerinden biri oldu.1980 de sınırları göçe açarak 120.000 kişinin ABD ye göç etmesine izin verdi. Angola da devrimci hareketi desteklemesi ABD ile ilişkileri yeniden bozdu.1985 ortalarında ABD ve Batı dünyasına 360 milyar dolar borcu olan Latin Amerika ülkelerinin borçlarının ödenmesini bir düzene bağlamak için 500 kişinin katıldığı bir konferans düzenlendi.

Karizmatik kişiliği ve dünya siyasetinde ki etkinliği hala popülüritesinin devamını sağlamakta olup Küba devlet başkanlığını sürdürmektedir.

CEM SULTAN

Edirne 1459 - Napoli 1495 yılları arasında yaşamış Osmanlı Şehzadesi.
F. Sultan Mehmet'in Çiçek Hatun’dan olma küçük oğludur.

Öğrenimi için beş yaşında hoca ya teslim edildi. Dokuz yaşında Kastamonu'da sancak beyliğine atandı ve öğrenimini orada sürdürdü. Babası Uzun Hasan'a karşı sefere çıktığında 1473 Edirne'de bırakılarak Rumeli'nin müdafaası için görevlendirildi.Karaman Beylerbeyi olarak gönderildiği Konya'da Lalası Gedik Ahmet Paşa'nın gözetiminde öğrenimine devam etti. İyi yönetimiyle  halkın sevgisini kazandı.Larende de (Karaman) saray ,cami,bedesten ve çarşı yaptırdı. Babası tarafından Türk Rodos ilişkilerini düzenlemekle görevlendirildi. Yapılan görüşmelerden bir sonuç alamadıysa da ilk görüşmeler gerçekleşmiş oldu. Mehmet ll nin bilinmeyen bir nedenle vefatı üzerine Konya'da Karaman Beylerbeyi idi.

Ağabeyi Bayezid ll tahta çıkınca Cem de İstanbul  üzerine yürüyerek Bursa'yı ele geçirdi. Adına hutbe okutup Para bastırarak hükümdarlığını ilan etti.18 gün hükümdarlığı sırasında İmparatorluğu bölüşme fikrini kabul etmeyen ağabeyi Bayezid ll ile Yenişehir ovasında savaşa tutuştu. Savaşı kaybedince Memluklerin elinde ki Tarsus'a sığındı. Oradan Kahire'ye geçti.
Tekrar kuvvet toplayarak Anadolu'ya dönen Cem Konya Ereğli'sinde yeniden Bayezid ll ile karşı karşıya geldi. Anlaşma önerisi bu sefer Bayezid tarafından geldi.Ancak bir sonuç alınamadı.Yenilen Cem Rodos'a gitti.Fransa ve Macaristan yoluyla Rumeli'ye geçmeyi ve Bayezid'e baskı yapmayı düşünüyordu.

Bu sırada Bayezid ll ,Rodos Şövalyeleri ile anlaştı.Onlara Cem'i yanlarında tutmaları karşılığında para verdi.Bu durum Hıristiyan dünyasının da işine geliyordu.Böylece Cem istemeyerek te olsa Avrupalıların elinde Osmanlılar'a karşı bir koz oldu.Rodos'tan Fransa'ya oradan da Roma'ya götürüldü.Fransa Kralı 1494 de İtalya'ya saldırarak Cem sultan'ı geri istedi.Amacı Müslümanlara karşı yeni bir Haçlı seferi hazırlamak ve bu seferde Cem'i Bayezid'e karşı koz olarak kullanmaktı.Zor durumda kalan Papa ,Cem'i Krala gönderdi.Yolda hastalanarak ölen Cem'in Papa tarafından etkisini geç gösteren bir ilaçla zehirlenerek öldürüldüğü ileri sürüldü.

Cem sultan'a Papa :

—İslamiyet,terki ile Hıristiyanlığı kabul ederseniz size Osmanlı İmparatorluğu'nun tahtını temin ederiz,dedi O da :

—Değil, Osmanlı İmparatorluğunu,bana Dünya İmparatorluğu'nun tahtını temin edeceğinizi bilsem yine dinimi terk edemem,dediği gibi ölürken de yanında bulunan mahremlerine :

—Elbette benim mevtim haberin intişar  ve ilan edesiz.Olaki bu kâfirler benim adıma Müslümanlar üzerine huruç ederler.Benden sonra kardeşim Sultan  Beyazit'e varasız , diyesiz ki beni reddetmesin ve ne veçhile olursa olsun ,benim tabutumu kâfir memalikinde komasın ,ehli İslam memleketlerinde bir yere çıkarsın.Cemi borçlarımı eda eylesin . Ailemi ,çocuklarımı bana hizmet edenleri affetsin.Hallerine göre memnun etsin demiştir.

Cem ölümünden sonra Bursa'ya götürüldü ve burada gömüldü.Aynı zamanda döneminin tanınmış şairlerinden  olan Cem  biri Farsça öbürü Türkçe olmak  üzere iki divan'ı vardır.Karaman Beylerbeyi olduğu sırada çevresine toplanan ve cem şairleri diye anılan Sadi,Haydar,Sehai,Lali ,Kandi,Şahidi gibi sanatçılardan bir kısmı onun yanından ölümüne kadar ayrılmadı.Cem'in sürgündeyken gördüğü yerleri ,sürdürdüğü yaşamı anlatan özlem ve acılarını yansıtan başarılı şiirler Türkçe ve Farsça divanlarındadır.Bir de Çemşid-ü Hurşid mesnevisi vardır.

Cem Sultan'ın yaşamı bazı yerli ve yabancı yazarların  romanlarına ve tiyatro oyunlarına konu olmuştur.

CENGİZ AYTMATOV

cangizaytmatovSon dönem en Türk edebiyatının en büyük yazarlarından biri olarak kabul edilir.  Kırgız yazar (Kırgızistan 1928) doğduğu Şeker Krovski köyünde öğrenime başladı. Köy Sovyetinde kâtiplik yaptı. İkinci dünya savaşından sonra öğrenimini veteriner ve tarım okullarında sürdürdü.1953.Kırgızistan hayvancılık araştırmaları kuruluşlarında görev aldı. Öyküleri önce yerel basında çıktı. Moskova’daki Gorki Edebiyat Enstitüsü'nde gerekli kursları izledikten sonra iki dille de yazmaya başladı. Sovyet yazarlar birliğine üye oldu.(1957),1963 Lenin Edebiyat ödülünü kazandıktan sonra ünü yurdu dışında da yayıldı.1967 de Kırgızistan milletvekili seçildi. Tek tek  çevrilerle başlayan çalışmaları sonucunda Yurdumuzu da ziyaret etme fırsatı da bulan Aytmatov'un tüm eserleri çeşitli dillere ve Türkçeye de çevrildi. Cemile 1959,Öğretmen Duyşen 1966,Kopar zincirlerini gülsarı1966,Selvi boylum 1960,Erken turnalar1975,Deniz kıyısında koşan ala Köpek1980,Gün uzar yüzyıl olur 1980.

CENAP ŞAHABETTİN

cenap şahabettinTürk şair ve yazarı Manastır (1870-İstanbul 1934) Babası Plevne Savaşı'nda (1877) ölen Binbaşı  Osman Şahabettin Bey'dir.Babasının ölümü üzerine  annesiyle birlikte İstanbul'a gelip Gülhane Askeri Rüştiye'sinde ,tıbbiye İdadisi'nde ve Askeri tıbbiye de okudu.Öğrenciliğinde yazdığı şiirler zamanın gazete ve dergilerinde yayınlandı.Dr. Yüzbaşı olarak tıbbiye yi bitirdikten sonra cilt hastalıkları uzmanı olması için Paris'e gönderildi.Üç yıl kaldığı Paris'te Franzsız edebiyatını tanıma fırsatı buldu İstanbul' dönüşünde çeşitli dergilerde yayımladığı şiirlerle tanınmaya başladı.bir süre sonra Servet-i Fünun'a geçti.Dergi kapanıncaya kadar oraya makale,şiir,gezi mektubu yazdı.

Avrupa'dan döndükten sonra Mersin Rodos ve cidde de karantina doktorluğu yaptı.hicaz dönüşünde Mecli-i Kebi-i sıhhiye üyeliği,Umur-i sıhhiye müfettişliği gibi görevlerde bulundu.1914 te emekliye ayrıldı ve kendini daha çok yazıya verdi.Servet-i fünun,içtihat,tanin,Hadisat,Tasvir-i Efkâr gibi gazete ve dergilere edebiyat ve siyaset üzerine makaleler yayımladı.Birinci Dünya Savaşı yıllarında Darülfünun Edebiyat Fakültesi Lisan şubesi Fransızca müderrisi oldu.ardından Garp edebiyatı müderris vekili Mütareke yıllarında Osmanlı Edebiyatı Tarihi müderrisi (1991) oldu.Kurtuluş savaşına karşı çıkan düşüncelerine öğrencilerin tepkisi üzerine Darülfünun dan ayrılmak zorunda kaldı.Cumhuriyet döneminde bazı gazete ve dergilerde sohbetler yazdı.İstanbul'da beyin kanamasından öldü.

Edebiyat-ı Cedide akımının Tevfik Fikret ve Halit Ziya ile birlikte önde gelen kişilerinden biri sayılan Cenap Şahabettin şiir ve neşir alanında eserler verdi.

Şiir alanında önce Muallim Naci yolunda gazeller Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhakhamit tarzında manzumeler yazdı.Öğrenim için gittiği Fransa'da Parnasyenler'in özellikle Sembolizm akımının etkisinde kaldı.Bu okulların sanat için sanat akımını benimseyerek "Edebiyattan maksat ancak Edebiyattır"ve " Edebiyat için güzellikten başka gaye tanımam İtikadımca güzel bir eser vücuda getirerek karilerde tatlı bir hulya uyandıran şair muvaffak olmuştur."diye düşündü ve Fikret'in tersine hiçbir toplum sorununa eğilmeyerek sadece aşk ve doğa şiirleri yazmakla yetindi.

Bunlar derin duygulardan çok o zamana kadar kullanılmamış bileşik sözcükleri  yeni isim ve sıfat tamlamaları, parlak mecazları anlatım hünerleri yeni nazım biçimleri ile göz kamaştıran gösterişli süslü özentili şiirlerdir. Etkisi altında kaldığı Sembolistlerin yolundan yürüyerek o zamana kadar kullanılmamış veya unutulmuş Arapça ve Farsça kelime ve damlamaları kullanarak yeni damlamalar ve bileşik sıfatlar oluşturdu. Bu faaliyetler çeşitli tartışmalara yol açtı ve bunların Fransızcadan çevirme olduğu iddia edildi. Ahmet Mithat Cenap Şahabettin'i Dekadanlıkla suçladı. Divan edebiyatında nasıl bazı kalıp ve anlatımlar Farsçadan aktarıldıysa Edebiyat-ı Cedide döneminde birtakım kalıp ve sözcükler Cenap Şahabettin ve arkadaşları kalemiyle Fransızcadan Türkçeye aktarıldı.

1908 de sonra şiir yazmakla birlikte daha çok neşir alanında çalıştı.Çeşitli gazete ve dergilerde yayımladığı makaleleri yanında gezi mektupları v özdeyişleri yazdı.Başarı kazanmayan üç de oyun kaleme aldı.

Dil konusunda hep eski anlayışı savundu.azım hayatının ilk yıllarında sade dille yazma davasını savunanlara karşı yabancı sözcüklerden ve sözcüklerle yapılan yeni isim ve sıfat damlamalarından yana oldu.1908 den sonra da "Yeni Lisan" hareketini başlatanlara karşı sert tartışmalara girdi.Dilde sadeleşmenin Türk dilini fakirleştireceğini ileri sürdü.Cumhuriyet döneminde de bu akımın etkisinden kendini kurtaramadı.

1908 den sonra "milli Edebiyat" akımıyla birlikte başlayan hece vezninin kullanma hareketine karşı ise ömrünün sonuna kadar aruzu savundu.Hece vezninin bir ahenk ölçüsü olamayacağını ileri sürdü.

Çocukluk döneminin ilk manzumelerini "Tamat" adlı bir eserde topladı. Şiirleri ölümünden sonra Cenap Şahabettin   hayatı ve seçme şiirleri adlı eserde toplandı.(1935)

..

...

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/