foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

İstanbul

İstanbul'un kuruluşuna ilişkin söylence

Megaralı Bizans, Kendi halkı için bir kent kurmaya niyetlenir. Delf bilicisine başvurarak yer sorar. Bilici şöyle der: "Bu kenti körler ülkesinin karşısına kur."

Bizans bilicisinin söylediği yeri bulmak için hazırlıklara girişir, göç başlar. Günün birinde Sarayburnu'na gelirler. Buradan çevreyi seyrederken, Kadıköy'de kurulmuş kenti görür. "Bu kenti neden halşen benim bulunduğum yere değil de karşıki çorak yere kurmuşlar. Bu adamlar kör mü" diye düşünür. Birden bilicinin sözlerini hatırlar. Aradığı yeri bulmuştur. Kentini bulunduğu kıyıdaki yemyeşil yedi tepe üzerine kuracaktır. Kısa sürede kurulan kente Bizans adı verilir.

İstanbul'un Fethine  ilişkin söylence ll

İstanbul'un fethine ilişkin bir söylence de şudur: Fatih Padişah olunca İstanbul'un fethini görüşür devlet yetkilileriyle fakat kimse bu işe rıza göstermez. Hulefai Raşidin'e nasip olmayan fetih ancak Mehdi Hazretlerine nasip olur derler fakat Ak Şemseddin "Konstantiniyyeyi Muhammed Han Fetheder, sonra Beni asfar alır."der.

Devlet ileri gelenleri bu söze pek rağbet etmezlerse de Fatih inanır. Adamlarını gönderip tekrara tekrar sordurur. Sonunda da "Bu yılın Rebiülevvel ayının yirminci günü seher vakti ihlas ve gayretle falan falan taraftan yürünür o gün fetih olunur, Konstantiniyye Ezan sesleriyle dolar" dedi.

Savaşa devam edildiği bir esnada Fatih bir ara AK Şemseddin’i davet eder. Fakat AK Şemseddin çadırına kimsenin alınmamasını talebelerine tembih ettiğinden kimse yanına varamaz. Gelmeyince Fatih hiddetlenir. Kendi gelir fakat bakar ki çadırı örtülmüş vaziyette kapalı. Kılıcını çekerek yarar ve içeri girer. Görür ki içeride hiç bir şey yok AK Şemseddin sadece toprak üzerinde secdeye kapanmış, tacı mübarek başından yuvarlanmış, başının ak sacı ve sakalı parlamakta ..Ak sacını ve sakalını toprağa sürmüş toprak olmuş, gözlerinden boşanan yaşlar yeri ıslatmış. Allah'a yalvarmakta..

Fatih bu durumu görünce dönüp makamına gelir. Kaleye bir bakar ki :İslam askeri Hisara yürümüş ..önlerinde ak elbise ( aba) giymiş bir taife hisar gelmektedir. Ardından İslam askeri, derken İstanbul fethedilir.

Fetihten sonra AK Şemseddin’e fethi nasıl bildiğini sorunca o şöyle der:

-Kardeşim Hızır'la İlm-i ledünde Konstantiniyye'nin fethini istihraç etmiştik. Kale fetholunduğu gün Hızır'ı gördüm, aba giymiş velilerle askerin önünde Hisara girmişti. Kalenin fethinden sonra da Hızır kardeşim kale duvarının üzerine çıkmış ayaklarını sarmış oturuyordu. Cevabını verir.

Fetihten sonra da Fatih AK Şemseddin’i aratır, bulamazlar. Nihayet Edirnekapı'da  bir eski oda da ibadet ederken bulurlar.

İstanbul'da bulunduğu sürece AK Şemseddin o evde oturur. Oraya bir mescit yapmıştır. Halen oraya AK Şemseddin Mahallesi denir.

Külhanbeyi Söylencesi

Külhanbeyliğin ilk baş gösterisi, sonradan «külhanbeyi» şeklinde telâffuz edilen «külhanbeyi» tabirinin de kaynağı olarak bir hamam vakasına bağlıyorlar. Bu tabir ve tip, ilk defa bir hamamdan, Gedik paşa hamamından çıkmış... Her halde yeniçeri artıklarından veya artıklarının artıklarından bazı işsiz, zamane külhanbeylerinin «berduş» dediği başıboş kimseler bu hamamda zorla keselenirmiş... Bir müddet sonra bu tipler, mahut hamamda sade kendilerine bedava bir sığınak bulmakla kalmamış hamama gelip gidenleri de haraca bağlar, elbise ve çamaşırlarının da üstüne oturur olmuşlar. Biri ağzını açıp iki lâf edecek olsa üstelik bir de temiz dayak yemek ve şerefli insanlara çamur atmanın suçunu kabullenmek mevkiinden...

İşte hamamın külhanına izafetle «külhanbeyi» tabiri ve tipi böylece doğmuş...

Yeniçeri N. Fazıl Kısakürek alınmıştır

Eyüp Sultan'a ait söylence

Söylenceye göre Peygamberimizin müjdesini duyan Emevi orduları İstanbul'u fethetmek için kuşatır fakat bir türlü fethedemez. Kuşatma orduları içinde Peygamberimizin sancaktarı Eyüp Sultan Hz.leri de vardır. Sefer sırasında ağır hastalanır. Çevresindekilere ölünce surlara en yakın yere gömülmesini vasiyet eder. Ölünce de gerçekten de en yakın bir yere gömülür. Gece olduğunda kabrinden çıkan nur Bizans İmparatoru’nun dikkatini çeker ve durumu araştırıp öğrenir ve buraya bir türbe yaptırarak dört kandil yakılmasını emreder. Böylece Eyüp Sultan'ın kabri Bizanslılarca da kutsal kabul edilir.

Eyüp Sultan'ın kabrinin bulunuşuna ilişkin birçok söylence vardır. Bunlardan biri de şöyledir.

Fatih İstanbul'u fethettikten sonra Hocası AK Şemseddin ile beraber Eyüp Sultan tarafına gider at üzerinde ki yolculuk bugünkü Eyüp Sultan'ın kabrinin bulunduğu yere  gelince AK Şemseddin:

-Hünkârım bugünkü yolculuğumuz buraya kadar olsun, der ve yere iki çınar dalı sokar. Gece fatih vezirini çağırıp çınar dallarının yerini değiştirmesini ve kimseye söylememesini emreder.

Sabahleyin yine aynı yere geldiklerinde AK Şemseddin atından iner ve:

-Hünkârım bizim çınar dalları yerlerini değiştirdi der ve yerin kazılmasını ister. Bir müddet kazıldıktan sonra Eyüp Sultan'ın kabri bulunur. Yıkanıp temizlendikten sonra tekrar gömülür ve bugünkü cami ve türbe yapılır, buradaki çınar dalları bugünkü çınar ağaçları olduğu söylenir.

Ayasofya ya ilişkin Söylence

İmparator Justinianus bir gece düşünde bir aziz görür. Aziz, çevresine bakmakta ve her köşede bir duraklamaktadır. Justinianus hemen yanına varır. Aziz’in elinde gümüş bir levha levhada da şimdiye değin eşi benzeri görülmemiş bir kilise resmi vardır. İmparator:" keşke bu resim bende olsaydı da bu topraklarda aynısını yaptırsaydım" diye düşünür. Aziz resmi imparatora uzatarak " Justinianus, tam şuraya bir  kilise yaptır, adını da Ayasofya koy ",der.

İmparator, ertesi dün çağırttığı mimarın elinde düşündeki yapı resmini görünce çok şaşırır. Aziz Mimarın da düşüne girmiştir. Uyandığında resmi kâğıda döken mimar İmparatorun buyruğuyla Ayasofya'nın yapımına girişir.

Hz. Muhammet'in doğduğu gece İstanbul'da büyük bir zelzele olur. Ayasofya’nın büyük kubbesi yıkılır. Bir türlü onarılamaz. Bunun üzerine Hızır'ın uyarısıyla Mekke'ye 300 keşiş gönderilir. Keşişler Henüz çocuk olan Hz. Muhammet'in tükürüğünden alır, biraz Kâbe toprağı ve zemzem suyuyla İstanbul'a dönerler. Kubbenin onarımında kullanılan harca bunlar katılınca kubbe tutar.

İstanbul fethedildiğinde Fatih "Bu kubbe Peygamberimizin tükürüğüyle yapılmıştır. "diyerek kubbenin ortasına paha biçilmez bir altın top astırmıştır. İnanışa göre bu Hızır'ın makamıdır.40 gün bunun altında namaz kılanlar mutlaka Hızır'ı görürler.

Ayasofya'nın büyük kubbesinin dört yanında birer melek resmi vardır. Bunlardan Cebrail kanat açıp nara atınca, tüm doğu mücevherlerle dolar. İsrafil nara atınca batıda kıtlık olur, Mikail seslenince Kuzeyde bir ermiş kişi ortaya çıkar. Azrail bağırınca da tüm evrende veba salgını başlar. Bir başka söylenceye göre de Cebrail ve İsrafil gelecekte olacakları, Mikail düşman saldırısını ve kıtlığı Azrail'de hükümdarların ölümünü haber verir. Ayasofya’nın orta kapısı üzerinde pirinçten uzun bir sanduka vardır. İnanışa göre içinde kraliçe Sofia'nın mumyası bulunmaktadır. Sanduka' ya el sürülürse korkunç bir gürültü çıkacak ve her yan sarsılacaktır.

Güney kapılarından soldan 10.sunun iç yanında dört köşe bir mermer sütun vardır. Buna "Terler Direk" denir. Sütun kış yaz nemlidir. Buna ilişkin olarak ta: Fatih İstanbul'u fethetmiş, Ayasofya’yı da cami yapmıştır. İş bittiğinde Hızır Cami’yi gezer bakar ki Mihrap Kâbe’ye yönelik değil, Terler Direk' in kaidesini parmağını sokarak  binayı Kâbe’ye çevirir. Terler Direk' te ki delik Hızır'ın parmağını soktuğu yer olarak kabul edilir. Burası birçok hastalıkların çaresi ve dileklerin gerçekleşeceği yer olarak bilinir.

Büyük Kıble kapısının da Tufan'da Nuh'un kullandığı geminin tahtasında yapıldığı görülür. Deniz ticaretiyle uğraşanlar, sefere çıkmadan önce buraya uğrar dualar eder Nuh A.S a dualar okur ve kendilerine iyi geleceğine sağ salim dönüp geleceklerine inanırlar.

Bu kılıcı al ve efendimizin intikamını al söylencesi

Osmanlı askerleri Topkapı-Edirnekapı arasındaki bir yerden şehre girmeye başlayınca Rumlar "şehir düştü" diyerek kaçmaya başladılar.

Şehrin düştüğünü anlayan Rumlar, Ayasofya'ya koşmuşlardı.  Rumlar, Ayasofya'ya 'ya sığınarak kendilerini meleklerin ve azizlerin koruyuculuğuna teslim ettiklerine inanıyorlardı. 

Ayasofya'ya doluşan halk eski bir kehanetin gerçekleşmesini bekliyordu. Kehanete göre Türkler Çemberlitaş'a kadar gelecek, ancak burada bir melek gökten adalet kılıcını indirecekti. 

Melek bu kılıcı Konstantin Sütununun yanında dikilen isimsiz ve gariban bir adama "Bu kılıcı al ve efendimizin intikamını al" diyerek verecekti. 

Bunun üzerine Türkler kaçmaya başlayacaklar, Bizanslılar da  Türkler 'i kovalayıp, şehirden atacaklardı. Ardından da  Türkler 'i İran sınırına kadar kovalayacaklardı. 

Ancak kehanet boşa çıkmış ve 29 Mayıs 1453'te İstanbul tamamen Türkler ‘in eline geçmişti.(Bugün Gzts 27.05.2012)alınmıştır.

  • Bayezid Camii ne ilişkin söylence

Bayezid camisinin temelleri atıldığında, Mimar Başı Bayezid'e Mihrabı nasıl yerleştirmeleri gerektiğini sorar. Bayezid:

-"Şu ayağıma bas" der Mimar başı denileni yaptığında Kâbe’yi görür ve Mihrabı ona göre yerleştirir.

Ahmed Paşa Camisine ilişkin söylence

Söylenceye göre Hafız Ahmet Paşa Fatih Camiinin yanına bir cami sebil medrese ve çeşme yaptırır. Cami bittikten sonra Paşa bir düş görür ve düşünde Fatih:

-"Camimin yakınında cami yaptırıp neden cemaatimi aldın." diye onu azarlar ve başını vurdurtur. Ahmet Paşa heyecanla uykudan uyanır, düşünü yorumlatır. Yetmiş gün sonra paşa ölür. Cesedi gömülürken lahdin kenarından kopan bir taş başını kılıç gibi keser

..

...

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/