foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tesadüf Değil

Erkeklerin ‘’erkekliği ve erkeklerin ürettiği şiddeti’’ sorgulayarak, yaşanmışlıklarla konuşmaya başlamasının neden çok önemli olduğunu ve kendi açımdan bunun beni korkuttuğunu vurgulamak isterim.Devamı için

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Nevşehir

Göreme ve peri bacalarına

Söylenceye göre Göreme'nin Peri Bacalarında insanlarla periler bir arada yaşamamıştır. Periler her konuda insanlara yardımcı olurlar, düğünlerde saz söz eğlence her şey yapılır, eğlencelerde üzüm şırasının içine girip, insanları sarhoş ederler. Nerede şenlik, eğlence varsa orada periler insanların hizmetindedir. Böyle yaşayıp giderken insan padişahının oğlu, Peri Padişahının kızına sevdalanır. İnsanlar derin derin düşünür "Periler çoluk çocuğumuzun arasına karışırsa halimiz ne olur?" diye kaygılanırlar. Sonunda perilere savaş açarlar. Avcı kılığında perilerin yaşadığı kayalara saldırırlar. Birer güvercin olup uçan periler o gün bu gündür, buralardaki sayısız güvercinlikte yaşamlarını sürdürmektedir.

Avcılar Kasabası, perilere savaş açan avcıların yurdu sayılır. Üç hisar ve Orta hisar' sa savunma noktalarıdır.

Göreme yöresindeki yeraltı kentlerinde bir zamanlar devlerin yaşadığına inanılmaktadır. Birbirine açılan odaların kapılarındaki değirmentaşı büyüklüğündeki sürgüler bunun kanıtı olarak gösterilir. Halk bunlara "Devlerin kenti" der ve girmez ,girilirse kapının kendiliğinden kapanacağına ,içerdekinin cezalandırılacağına inanılır.

Talihsiz Belha söylencesi

Günümüzde Urumşa diye anılan bölgeye, bir oymak yerleşir. Oymakbaşı, oymaktakilerin sevgisini güvenini kazanmış iyi bir yöneticidir. Behla adlı güzel bir kızı vardır. Kızın tek arzusu Ayazmanın sularında yıkanmak, kendi kendine şarkılar söylemektir.

Yine bir gün Ayazma' da yıkanmış giyinmektedir. Birden karşısına bir delikanlı çıkar. "Ben Ziyaret Dağı'nın ardından geliyorum. Oranın reisiyim. Günlerdir seni yıkanırken izliyorum. Sana gönül verdim" der. Belha önce kaçar ama bir süre sonra o da sevdalanır. Ayazma'nın başında Ziyaret Dağı reisini beklemeye başlar. Güzel Belha'ya gönül verenler, günden güne artmaktadır. Oymak Beyi güç durumda kalmıştır. Kızı hangisine verse ,öbürü kendisine düşman olacaktır. Buna bir çözüm düşünür. Sonunda bir cirit yarışması düzenlenmesini buyurur. İsteyenler ikişer ikişer çarpışacak kazanan kızı alacaktır.

Yarışma günü gelir. Yarışmacılar kıyasıya çarpışmaya başlar. Ziyaret Dağı Beyi ile  Aliyli Beyi sona kalır. Aralarında amansız bir çarpışma başlar. Ziyaret Dağı Beyi tam Aliyli Beyi ni sıkıştırmışken ansızın  göğsüne Aliyli Beyi'nin ciridi saplanır. Kanlar içinde yerlere yuvarlanır. Bunu gören Belha, umutsuzluktan bir çığlık atıp yarışmayı izlediği yerden ciridin üstüne atlar. İki sevdalı aynı ciritle ölüme gider. Oymak Beyi çok üzgündür ama iş işten geçmiştir artık. Bey "Onları sarayımın bahçesine gömün" der.

Yöreye o günden sonra da Belha adı verilir.

  


Niğde

Güllü Baba Söylencesi

Selçuklu Sultanı bir doğu seferine çıkar. Mevsim kış olduğundan yollar kapanır, ordu küllüce köyü adı verilen yerde kalır. Askerler soğuktan ve açlıktan kırılmak üzeredir. Tipi biraz azalınca Sultan, karşıda bir kulübe görür. Atını sürer, kapıyı çalar. İçeride ak sakallı, nur yüzlü bir Türkmen kocası, Ocakta çorba kaynatmaktadır. Sultan daha kendini tanıtmadan yaşlı adam konuşmaya başlar."O...geldin mi? Bende seni bekliyordum. Üşümüşsündür geç söyle ocağın başına. Askerlerinde üşümüştür. Onlara bir çıra gönderelim de ısınsınlar.

Sultan şaşırır. Ocağın başına geçer. Yaşlı adam ocaktan bir çıra alıp nöbetçilerden birine verir. "al bunu askerlere götür, ısınsınlar, az sonra çorba da hazır. “der. Sultan dayanamaz" bu çırayla tümü ısınacak, bu tencereyle de tümü doyacak, Öyle mi?" der. Yaşlı adam tatlı bir gülümsemeyle başını sallar.

Bir süre sonra ordu çadır kurar, küçücük çıra koca bir meydan ateşi olur. Kaynayan çorba karavanalara kepçe kepçe dağıtılır ama bir türlü bitmez.

Sultan yaşlı adama teşekkür eder, izin ister. Onu sınamak içinde bir kese altın uzatır. Yaşlı adam "o bize değil size gerek. Bizim Dünya malında gözümüz yok. Biz gönül adamıyız" der. Sonra da koynundan kış olmasına rağmen dalından yeni koparılmış gibi canlı bir gül dalı sultana uzatır. Sultan yaşlı adamın ellerini bir kez daha öperek "bundan sonra senin adın Güllü Baba olsun" der. O günden sonra Güllü Baba 'nın kulübesi yakınında bir köy kurulur. Adına da Güllüce denilir.

Bor'a ilişkin söylence

Zamanın birinde, bir ülkede güzeller güzeli bir prenses yaşamakta, halk bu prensesi çok sevmektedir. Günün birinde prenses hastalanır. Hekimler derdine çare bulamaz ve işe periler karışır, ama onlar da çaresiz kalır. Prenses her gün biraz daha erimekte herkes bu duruma çok üzülmektedir.

Günün birinde saraya bir gezgin gelir. Prensesin hastalığını duymuştur. Odaya girip prensesi gördüğünde gözleri dalar bir süre düşünür, sonra memnun bir yüzle "Buldum" der. Çevresindekiler merakla açıklama beklemektedir. Gezgin şöyle der. "Ben çok yer gezdim, gördüm, gezdiğim beldeler içinde bir yer var ki sözle anlatılamaz. Dört bucağı çöl, bozkır, kıraç toprak, yalçın kayadır. Bunların arasında yemyeşil bir beldedir orası. Her yanı elma, Kayısı bahçeleri, üzüm bağlarıyla donanmıştır. Havası, tüm dertlere şifadır. Dallarından asma kızları billur taneleri gibidir. Güneş eşsiz harikalar yaratır, bülbül sesleri çevreyi çınlatır. Hele o tülün sessizce kayması gibi fısıldar. Bu diyar bu eşsiz diyar Bor'dur. Eğer Prensesi buraya getirirseniz birkaç güne kalmaz eskisinden daha sağlıklı olur der ve yitip gider.

Prenses buraya getirilir bir çadır kurulur üç günde prenses iyileşir. Herkes sevinç içindedir. Ülkenin her yanından hastalar buraya akın etmektedir.

Bir zaman sonra prenses burada sıkılmıştır. Niğde' ye geçer Bor da bu özelliğini yitirmiştir. Halk arasında "Geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye" deyişinin buradan kaynaklandığı sanılmaktadır.

Hasan Dede'yle Ali Baba

Hasan Dede günümüzde Hasan Dağı denilen yerde tek başına yaşamaktadır. Aksaraylı Ali Baba adlı dervişle arkadaş olmuştur. Ali Baba bir hamamda külhancılık yapmaktadır.

Bir gün Ali Baba Hasan Dede'yi ziyarete gider. Mendilinde bir avuç kor vardır. Sohbetleri süresince kor için için yanar. Mendile bir şey olmaz. Başka bir gün de Hasan Dede, Ali Baba 'yı ziyarete gider. Mendiline bir avuç kar koymuştur. Külhanda oturup söyleşirler. Duvara astığı mendildeki kar, erimeden öylece durur. Bir ara Hasan Dede'nin gözü hamamdan çıkan kadınlara takılır. Mendildeki kar şıp şıp damlamaya başlar. Ali  Baba Hasan Dede ye bakar ve "Dağ başında ermişlik hüner değildir, burada ak topuklu kadınlar arasında ermiş kalmaktır. "der. Zamanla Ali Baba'nın sözleri halk arasında da söylenip ders alınması için anlatılır.

Hasan Dede aslında Danişmendliler'in Başkomutanı Sultan Torasan 'dır. Haçlı seferleri sırasında ll. Kılıçaslan ile birlikte yararlılıklar göstermiş ölünce vasiyeti gereği Hasan Dağı'nın doruğuna gömülmüştür.

  


Ordu

Karadeniz Söylencesi

Yörede "Karadeniz gibi huysuz, konuk sevmez" deyişi yaygındır. Buna bağlı olarak da şu söylence anlatılır:

Bir zamanlar Karadeniz'in yerinde Pontos adlı bir ülke vardır. Ülke zengin mi zengindir, ama Pontoslular huysuz, dönek, hırçın insanlardır. Hele de konuğu hiç sevmezler. Bu yüzden ülkeye konuksevmez Pontos anlamında "Pontos Aksinos" da denir. Günün birinde Pontos'a Kafkas Dağları'ndan bir ermiş konuk olur. Her gittiği yere iyilik götüren, insanlara iyiyi, doğruyu öğütleyen bu ulu kişinin, Pontos'ta çaldığı her kapı kötü sözlerle yüzüne kapanır. Kime selam verse, karşılık alamaz. Kimse bu iyi yürekli Tanrı adamına ilgi göstermez.

Ermiş hemen bu ülkeden uzaklaşmak ister. Boztepe'ye çıkıp bir Pontos ülkesine, bir de gerideki yeşil yamaçlara bakar: "Ey bahtı da yüreği de kara Pontos... Sulara gömülüp ettiğini bulasın" diye ilenir.

Sözü biter bitmez, gök bulanır, yer sulanır, koca Pontos ülkesi sular altında kalır, kapkara bir deniz olur. Adına Karadeniz denir. Karadeniz'in huyu, suyu da Pontoslular'a çekmiştir. Hırçınlığı, konuk sevmezliği bu yüzdendir.

Telli Gelin söylencesi

Ordu yakınlarında bir köyde yaşayan Mehmet, evlendiğinin ertesi günü askere alınır. Aradan on beş yıl geçer. Sonunda tezkere alır. Dönerken yolda yaşlı bir adamla karşılaşır. Adam yolculuğun nereden nereye olduğunu sorar. Mehmet de anlatır. "Oğulcuğum sen bunca yıl askerde kalmışsın üç yıl benim yanımda kal da sana hayatın boyunca lazım olacak üç öğüt vereyim." der. Mehmet kabul eder; Birlikte adamın memleketine giderler.

Aradan bir yıl geçer yaşlı adam ilk öğüdünü verir.: "Doğru yol varken eğri yoldan gitme." İkinci yılsonunda "Her yüzüne güleni dost sanma. Aslını öğrenmeden bir karar verme." der. Üçüncü yılsonunda da yaşlı adam "Sabırlı ol sabrın sonu selamettir. "der ve memleketine dönmesine izin verir. Vedalaşıp ayrılırlar.

Mehmet çavuş yola çıkar bir an önce sılaya varma özlemi içerisindedir. Her zaman gittiği yolu bırakıp kısadır diye ormana dalar Burada eşkıyalarla karşılaşır; Canını zor kurtarır. Hem tehlike atlatmış hem de zaman kaybına uğramıştır. Aklına ilk öğüdü gelir. Her zaman gittiği yola döner.

Köyüne yaklaşırken yolda bir atlı görür. Atlıyla söyleşirken, onun kendi köyünden olduğunu anlar. Ailesinden haber sorar. Adamın Mehmet Çavuş'un karısında gözü vardır. Bunun için: "Var git sana yazık olmuştur, Karın bir delikanlıyla birlikte" der. Mehmet Çavuş çok öfkelenmiştir. Atını son hızla sürer. Evine vardığında gün ağarmak üzeredir. Pencereden bakar ki karısının yanında bir delikanlı uyumakta. Hemen tabancasına sarılır. Sonra aklına yaşlı adamın öğüdü gelir.

Araştırınca da gencin kendi oğlu olduğunu öğrenir. Elini kana bulamaktan kurtulmuştur.

Şuayip Tepesi'ne ilişkin söylence

Giresun'da bir karı koca yaşamaktadır ve birbirilerini çok sevmektedir. Fakat zamanla koca verem hastalığına yakalanır kan kusmaktadır. Karısını çağırır ve düşmanları haricinde biri ile evlenmesini vasiyet eder. Kadın çok üzülür ve kocasının kurtulması için Tanrıya gece gündüz yalvarır dua eder.

Kadın bir gece uykuya dalar rüyasında Hızır A.S.ı görür. Hızır a.s.ona "Üzülme Allah'tan umut kesilmez. Kalk Ordu da Ulubey yakınındaki Şuayip Tepesi'ne git orada bir su kaynağı vardır ondan kocana bol bol içir tekrar eski sağlıklı günlerine dönüp mutluluk içinde yaşayın.

Kadın uyanır uyanmaz kocasını alıp Ordu'ya Ulubey'e gelir. Şuayip Tepesi'ndeki  kaynağa kadar kocasını sırtında taşır. Adam sudan kana kana içer ağzından burnundan kan boşanır. Ama iyileşir, tekrar sağlığına kavuşur. Bu yüzden Ulubey'deki Şuayip  Tepesi'nde bulunan suyun hastalara şifa verdiğine inanılır.

Günümüzde de Şuayip Tepesi'ndeki su şifalı olarak bilinir ve insanlar şifa bulmak için buraya gelir.


Uzun Kızlar Efsanesi

Yüzlerce yıl önce Mesudiye yöresinde üç Türkmen kardeş yaşarlarmış. Bu kardeşler, kış mevsiminde Mesudiye yöresinin kuytu ve sıcak yerlerinde, yaz mevsiminde de yüksek yaylalarda yaşamlarını sürdürürlermiş. Her üç kardeşin de sürülerce koyunları ve yüzlerce atları varmış. 

Karababa, Karaaslan ve Eriçok adındaki bu üç kardeş, canlı kelekti koyunları, yağız at sürüleriyle mutlu bir şekilde yaşayadururlarken, günlerden bir gün büyük bir düşman ordusu çıkagelmiş. Onların bu mutlu yaşamları da sona ermiş. Sona ermiş ama, Türkmenler hemen teslim olmamışlar. Düşman ordularıyla aralarında denk olmayan ama yiğitçe bir mücadele başlamış. Karababa ve Karaaslan adlı kardeşler, bulundukları mevkide yiğitçe mücadelelerinden sonra şehit düşmüşler. 

Üçüncü ve en kuvvetli kardeşin askeri daha çokmuş. Onun için bu kardeşin bulunduğu tepeye "Eriçok Tepesi" denmiş. Eriçok tepesi müstahkem bir kalenin bulunduğu, bir tarafı kayalık ve uçurum olan yüce bir tepedir. Düşman, bu tepeyi de kuşatmış. Tepenin üzerindeki kalenin önlerinde günlerce savaş olmuş. Düşmanlar tepeyi savaşarak alamayınca beklemeye başlamışlar. Kalede su ve yiyecek bitmiş. Günün birinde kaledeki Türkmenler artık susuz kalamayacaklarını anlayınca Eriçok Tepesi’nin yakınlarında bulunan Kübet çeşmesine su getirmeleri için 12 savaşçı ve iki yiğit kız göndermişler. 

Kızlar çeşmede suyu doldurmuşlar. Savaşçılar da kendilerine saldıran düşmanlarla savaşmaya başlamışlar. 12 savaşçı savaşadursun, kızlar Eriçok tepesine hızla tırmanıyorlarmış. Ama düşman durur mu? 12 yiğidi şehit ettikten sonra kızların peşine düşmüşler. İki yiğit Türkmen kızı, kaleye epeyce yaklaşmışlar. Fakat düşman atlıları peşlerinden yetişmiş. Düşmanın nefesini enselerinde duyan kızlarında başka çareleri kalmamış : 

- Allah'ım demişler... Bizi düşmana teslim etme!.. Yeri yar da yerin içine girelim... Onların eline teslim olmaktansa ölmek daha iyidir. 

Yüce Tanrı onların bu masum isteklerini kırmamış. Yer yarılmış ve onlar bağrına basmış. Kızların öyle uzun, öyle güzel saçları varmış ki, saçlarının bir kısmı dışarıda kalmış. 

Uzun bir mücadeleden sonra Eriçok Tepesi düşmüş. Yerin yarılıp yarılmadığını bilemeyiz ama Uzun Kızların mezarları ve Eriçok Kalesi'nin önünde binlerce mezar, bugün bile durmaktadır. O civarlar gezildiğinde insanoğlu ister istemez ürpermektedir. Her üç tepede de, yani Eriçok, Karababa ve Karaaslan Tepelerinde bu mübarek zatların mezarları ziyaret edilmektedir.

  

Rize

Kemençeye ilişkin söylence

Rize yöresinde kemençe üzerine çeşitli söylenceler vardır. Bunlardan biride şöyledir.

Rize de kan davalı iki ailenin kız ve erkek çocukları birbirine aşık olur ama aileleri bir türlü onları evlendirmeye razı olmaz. Ailelerine söz geçiremeyeceklerini anlayan gençler aralarında kavilleşip kaçarlar. Sonunda kaçıp bir ormana saklanırlar iyice sıkıştırılırlar kurutulamayacaklarını anlayan gençler kucaklaşıp birlikte Tanrıya yakarırlar: "Bizi bunların elinden kurtar Tanrım. Dal olup bölüşelim, saz olup söyleşelim".

Az sonra köklenmeye, dallanıp budaklanmaya başladıklarını hissederler. Yüzlerinde mutlu bir  gülücükle son kez kucaklaşırlar. Kız limon, delikanlı servi ağacı olmuştur.

Bir süre sonra limon ağacından kemençe, servi ağacından da yay yapılır. Bir araya gelince saz olup söyleşirler. Söz olup sevdalarını dile getirirler. Böylelikle sonsuza dek sevdalarını dile getirmiş olurlar.

  


Sakarya

Sapanca gölü Söylencesi

Günün birinde Sapanca'ya bir ermiş gelir. Selam verir selamını alan olmaz. Konuk olmak ister kimse konuk etmek istemez. Akşama yorgun argın kasabadan dönerken uzaktan ışık sızan küçük bir kulübe görür. Bir adım daha atacak gücü kalmamıştır. Kulübeye varır, kulübede geçimini sapan yaparak sağlayan iyi yürekli bir insan yaşamaktadır. Ermişi güler yüzle karşılar: buyur eder. “Hoş geldin safalar getirdin aşı şimdi ocaktan indirmiştim Tanrıdan bir misafir istiyordum sen geldin" der ve en rahat köşeye misafirini oturtur. İzzeti ikramda bulunur. Daha sonra da yatacak yer gösterip yatırır. Davranışı ermişi çok memnun etmiştir.

Ertesi gün erkenden kalkarlar. Ermiş teşekkür edip izin ister ve yola koyulur. Sapancı da karşı tepelere değin onu uğurlar. Dönüşte aşağıdaki kasabayı göremez. Yerinde kocaman bir göl olmuştur. Küçük kulübesinden başka ev kendisinden başka insan kalmamıştır.

Kasaba tüm kötülükleriyle yok olmuştur. O günden sonra göle Sapancı Gölü denilir. Zamanla da bu Sapanca'ya dönüşür.

Ağaç Baba Söylencesi

Adapazarı'nın Erenler Tepesi'nde Ağaç Baba adlı bir ermiş yaşarmış. Söylenceye göre Ağaç Baba bahar gelince ormana iner, boş tarlalara fidan diker. Ağaç yetiştirir. Ağaç Baba'nın diktiği fidanlara el sürenin, onlara zarar verenin elleri kurur; Başına her türlü kötülük gelir. Bu yüzden kimse ormana el süremez.

Söylenceye göre Ağaç Baba ölüm döşeğinde iken "Benden sonra çocuklarınızın mutlu, topraklarınızın bereketli olmasını isterseniz ağaçlara dokunmayın benim hayır duamı alarak, dünya ve Ahirette mutlu olmak istiyorsanız ağaç dikin" diye vasiyet eder.

Günümüzde de yörede ağaçlara zarar verenlerin kötülük göreceklerine inanılır.

Beş köprü söylencesi

Günün birinde sakar Dede adında bir ermişin yolu bu yöreye düşer. Sakarya üzerindeki Beşköprü'den durdurulup geçiş vergisi istenir. Dede parası olmadığını ve bu parayı ödeyemeyeceğini söyler. Fakat parası yoksa köprüden de geçemeyeceği kendisine söylenince ellerini açıp Tanrı'ya dua eder. Duası bitmeden nehir yer değiştirip ovadan akmaya başlar. Sakar Dede'nin gösterdiği ovadan akmaya başlamıştır.

İnanışa göre o günden sonra nehrin adı sakar diye anılmaya başlar. Bu ad zamanla Sakarya'ya dönüşmüştür. Erenler Tepesi'ndeki ermişin de Sakar Dede olduğuna inanılır.

Şeyhler Köyü'ne ilişkin Söylence

Orhan Gazi Akçakoca'ya doğru ilerlerken Şeyhler Köyü'nün biraz güneyinde mola verir; Konaklar Köyden Şeyh İsmail Askerlerin karnını doyurmayı üstlenmiştir. Karargâha gider, askerlerin önüne, bir kişilik yemek bırakır. Orhan Gazi buna kızar ama, askerler doymuş yemek artmıştır bile Orhan Gazi Şeyhin bu kerameti karşısında elini öper, bir dileği olup olmadığını sorar. Şeyh ezan sesinin duyulduğu alanın kendisine bağışlanmasını ister. Bu dilek yerine getirilir.

İnanışa göre "Hacet Bayramı " , her yıl o günün anısını yaşatmak için düzenlenir. Bu bayramda yemekler ne denli az, konuklar ne denli çok olursa olsun, herkesin karnı doyar.

  

..

Sorunların geride kalmasına izin vermeyeceğiz

Kahveci: 1 Mayıs’ta gerçek sorunların geride kalmasına izin vermeyeceğiz

Kamu çalışanlarının sorunları ve 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Gününe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Genel Başkanımız Önder Kahveci, “1 Mayıs’ta Anıtkabir’de olacağız. 1919 ruhunu yeniden canlandıracağız” dedi. Kahveci, “Emeğin alın terinin sorunların tartışılması gereken bir gün 1 Mayıs ama maalesef bu olmuyor. Her yıl farklı yerlerde yaşanan bazı görüntülere şahit oluyoruz. Basında bu görüntüler öne çıkıyor ve ne yazık ki gerçek sorunlar geride kalıyor. Devamı

Yeni O.O. Geçiş Sistemi Velilerden Geçemedi!

egitim senYeni Ortaöğretime Geçiş Sistemi Velilerden Geçemedi!

Tarih: 03 Mayıs  

TEOG sınavının kaldırılmasının ardından hemen uygulamaya konulacağı duyurulan yeni ortaöğretime geçiş sınavı hakkında velilerin görüşlerine başvurduk. Web sayfamızdan duyurduğumuz ankete katılan 1372 velinin düşüncesine göre, yeni ortaöğretime geçiş sistemi sınıfta kaldı. Devamı

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/