foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Balıkesir 

Paris

Kral Priamo' un iki oğlu vardır. Bunlardan Paris doğmadan önce anası, düşünde karnında alevlerin çıktığını ve bu alevlerin kenti sardığını görür. Yorumcular, bunun doğacak çocuğun "kentin yanıp yıkılmasına  neden olacağı" anlamına geldiğini söyler. Çocuk doğduğunda Priamos onu çocuğuyla İda dağı' na bıraktırır. Orada yaşamayacağı, böylece felaketin önleneceği düşünülür. Ama bir dişi ayı beş gün çocuğu emzirir. Altıncı gün dağa gelen çoban çocuğu görünce alır eve götürür.

Paris büyür gelişir, klanın ünlü çobanı olur, oinone ile evlenir.

Dünyanın İlk güzellik Yarışması

Tanrılar, Deniz tanrısı Neraus'un kızı thetis'in düğünü için Olympos'ta toplanırlar. Düğün aslında belli dengelerin bozulmamasını amaçlamaktadır. Thetis bir ölümsüz olmasına karşın, bir ölümlü ile phthia kralı Peleus'la evlendirilmektedir. Bunu istememektedir ama karar Zeus'tan geldiği içi sesini çıkaramaz. Düğünde bir tatsızlık çıkmaması için Kavga-Nifak tanrısı Eris törene çağrılmaz. Eris buna çok gücenir. Yiğit Heraklis' in "Akşam kızları" (Hesperides) nın bahçesinden çaldığı altın elmalardan biri Eris'in eline geçer. O da üstüne "En Güzele " yazarak elmayı, şölen sofrasına atar.

Tanrılar ne edeceklerini şaşır. Zeus zor durumdadır. Elmayı kime verse bir sorun çıkacaktır. Karısı Hera elmayı kapar, Athena ile Aphrodite buna razı olmaz.

Zeus şöyle bir çözüm bulur:" En güzeli" İda çobanı Paris seçecektir. Hermes üç güzelle İda dağının yolunu tutar.

Zeus'un buyruğu Paris'i şaşırtır. Tanrıçaların üçü de birbirinden güzeldir. Üstelik her biri kendisini seçmesi için bir şey vaat etmektedir. Hera "Elmayı bana verirsen  Asya ve Avrupa krallığı senin olur." Athena" Beni seçersen savaşta dünyanın en yararlı, en başarılı yiğidi olursun. İnsanüstü bir akıl bağışlarım sana" Aphrodite ise, gülümseyerek "Benden san en güzel kadının sevgisi" der

Paris elmayı Aphrodite 'e uzatır. Böylece ilk güzellik yarışması sonuçlanır. Paris Troya ya geçer. Zamanla Kral Priamos' un oğlu olduğu anlaşılır. Ama ailesiyle geçinemez. Yaşantısı değişmiş, güzellik peşinde koşar olmuştur ve gemileriyle denize açılır.

Sarı kız

Mitolojide Önemli bir yeri olan Kaz dağı İslam dininden sonra da efsanelere konu olmuştur. Sarı Kız bunlardan biridir.

Edremit'in Küre Köyü'nde yaşayan Sarıkız, çok güzel, güzel olduğu kadar da iyi  yürekli, yardımsever bir kızdır. Bu özellikleri nedeniyle çekemeyenleri de çoktur. Yaşantısı çeşitli söylencelere konu olur. Çıkarılan söylenceler babayı çok üzer, ama elinden bir şey gelmez. Sarıkız’ın önüne bir kaç kaz atarak dağa çıkarır. Orada yaşamını sürdürebilmesi onun iyi bir insan olduğunu gösterecektir. Sarıkız sessizce katlanır. Bir gün babası onu görmeye gelir. Dağa çıkarken yorulur ve kızından su ister Sarıkız'ın dağın tepesinden uzanarak körfezden tasını doldurup, kendisine uzatmasıyla adamcağız şaşkına döner. Kızının erdiğini anlar, önünde namaz kılar ancak sırrının anlaşılması ile  Sarıkız oracıkta ölür. Baba çok üzülür. Oralardan gitmek üzere uzaklaşır. O da bir tepe üzerinde can verir. Kaz Dağı adının bu söylenceden geldiği öne sürülmektedir. Dağın en yüksek doruğu "Sarı kız tepesi", babasının öldüğü yer de "baba dağı" olarak anılmaktadır.

Sarıkız'ın mezarı Sarıkız tepesindedir. Bu gömü Türkmenlerce kutsal sayılmaktadır. Her yıl eylül ayında ziyaret edilmektedir.

Sarıkız efsanesi

Yüzlerce yıl önce bölgede yaşayan baba ile kızın öyküsünü anlatan "Sarıkız Efsanesi" ne göre; Sarıkız, fakir babasıyla birlikte Edremit’in Güre köyünde yaşar.

Sarıkız ile evlenmek isteyen gençler, "yüz bulamayınca" onun hakkında dedikodular yayıp hakaret etmeye başlarlar.

Yöre halkı, bunun üzerine babadan kızını öldürmesini ya da köyden kovmasını ister. Çaresiz olarak kızını Kaz Dağları’nın bir tepesine bırakıp köye dönen baba, birkaç hafta geçince "Gidip bir bakayım, hiç olmazsa belki ölüsünü bulur, ona mezar yaparım" diyerek dağa çıkar. Ancak kızını bıraktığı vahşi ormanda kaz güderken bulur.

Burada abdest almak istediği suyun tuzlu olduğunu fark eden baba, çevrede deniz bulunmamasına rağmen "Suyu uzanıp denizden doldurduğunu" söyleyen kızının "ermiş" olduğuna inanır ve onunla birlikte dağlarda yaşamaya başlar.

Yıllar sonra ölen babasını, Kazdağıları’ nın en yüksek tepesi olan ve halen "Baba Dağı" olarak anılan tepeye gömen Sarıkız da bir süre sonra ölür. Baba Dağı’nın yakınındaki ’Sarıkız Tepesi" ne gömülen genç kız adına türbe yapılır.

Bilecik

Kral'ın kızı söylencesi

Yarhisar Tekfurunun Holophira ya da Olivera (Nilüfer Hatun) adında bir kızı vardır. Bu kız, Bilecik Tekfuru' yla nişanlıdır. Günün birinde, Osman Gazi'nin oğlu Orhan Bey, saray önünden geçerken kuyudan su çekmekte olan kızı görür. Kız da onu görmüştür. Birbirlerine tutulurlar.

Söğüt'ün erenleri

Bilecik Tekfuru, Yarhisar Tekfuru'nun kızı Holophira (Nilüfer Hatun)    la evlenecektir. Bunu fırsat sayan tekfurlar gün geçtikçe güçlenen Osman Gazi'yi  bir tuzakla yok etmeyi kurarlar. Osman Gazi iyi ilişkiler içinde olduğu Harmankaya Tekfuru Köse Mihal 'den durumu öğrenir. Önlemini alır: Kadın kılığında götürdüğü askerlerle Çakırpınar' daki düğünü dağıtır. Bilecik tekfuru öldürülür. Holophira yı (Nilüfer Hatun'u) da kaçırırlar.

Ertuğrul Gazi'nin Kılıcı ve Kumral Dede Söylencesi

Söylenceye göre, Osman Bey bir düş görür, düşünde göğsünden bir ağaç çıkarak büyüdüğünü dal budak salarak  her yeri kapladığını görür heyecanla uyanır, Bu düşü Karamaneli' nden Ahi Şeyhi Edebali yorumlar. Buna göre Osman Bey Padişah olacaktır. Şeyh Edebali bunu söylerken Kumral Dede adlı bir müridi de yanındadır. Kumral Dede, bu muştuya karşılık Osman Bey'den bir kentin gelirini ister. Dileği kabul eden Osman Bey, yazı bilmediği için, Babası Ertuğrul Gazi'den kalan kılıcı güvence olarak verir.


Bingöl

Karakoyun Söylencesi

Anadolu'da yaygın olan bu söylenceye göre Olayın Bingöl'de geçtiği söylenir. Çoban ağanın güzel  kızı Peri'ye vurulur. Bir süre sonra da Peri de çobana tutulur ve iki genç sevişirler. Ağa kızını isteyen çobanla alay eder. Yoksulluğun bakmadan kızını istemesine kızar. Çobandan olmayacak bir iş isteyerek alaya devam eder. Derki:" susamış sürüyü suya indirip damla su içirmeden geri getirirsen kız senindir."

Gün gelir, ağa devamlı kara koyuna bol bol  tuz verir. Çoban halkın önünde sürüyü suya indirir. Kara koyun suya yönelir. Çoban kara koyunun su içmesini engellemek için sürekli yalvarır. Çobanın duygulu kaval çalışı kara koyunu etkiler ve suya eğilmişken başını kaldırıp geri döner. Ağa kızını çobana vermek zorunda kalır. Suyun adı da "Peri suyu" kalır.

Kral kızı söylencesi

Efsaneye göre kralın kızı Bingöl'ün Koğ Tepesi'nde günümüzde yıkıntı olarak duran kaleyi, nişanlısı için ölen kızı için yaptırmıştır. Üzüntüden dünyadan elini eteğini çeken kız, iki hizmetçisi ile yiyeceğini alarak, kaleye kapanmıştır. Kışın Bingöl dağlarının fırtına sesinden, uğultusundan ürken kız ölmüş. Bıraktığı yazıda: "Baba bilesin ki ben açlıktan susuzluktan değil, dağların korkunç uğultusundan ölüyorum." der. Diğer bir söylence ise:

Sofi Selim'in ineği ortadan kaybolmuş, Selim ineği araya araya dağlara çıkmış. Derken bir tepede karşısına bir kale çıkar. Kapı açıktır, Sofi Selim kaleye girer. İneğini avluda geviş getirirken görür. Meraklanıp kaleyi gezmeye başlar. Tüm odalar boştur son bir odaya girince şaşırır. Burası çil çil altınlar la doludur, alabildiği kadarını alır. Buraya geldiğine neden olan ineğine borçluluk duyar. Kaleden çıkıp gitmek isteyince açık olan kapıların kapandığını görür. Uğraşır ama açamaz. İçinden bir ses bunun altınlar yüzünden olduğunu söyler. Geri döner altınları yerine bırakırken birini dilinin altına saklar fakat yine kapılar açılmaz. Onu da bırakır bakar ki kapılar açılmış. İneğini alarak oradan ayrılır.

Şare ile Çoban

Şarık ile Şivan Diyarbakır'da çobanlık yapan iki kardeşmiş. Günün birinde ağa hayvanlarından gelen kokunun ta.. Bingöl Akdağ’ının kokusu olduğunu hissederek şaşırırmış. Durumu karısını da anlatmış. Akdağ’ın gidilemeyecek kadar uzak olduğunu düşünüp şaşırırlarmış. Ağa bir gün belli etmeden sürünün arkasına takılır. İki kardeş köyün dışına çıkınca arı olup uçmuş ve Akdağ'ın tepesine konmuş. Ağa da atını sürüp oraya gitmiş. Çoban Şarık dağın tepesinde sürüyü otlatırken kardeşi Şivan da topraktan fışkıran sular ve toprakları taşıyarak yamaçta bir cami yapıyormuş. Ağa birden karşılarına çıkınca, iki kardeş yoklara karışmışlar ve bir daha görünmemişler.(Günümüzde dağın yamacında bişr cami kalıntısı vardır, dağın tepesi de ziyaret yeridir.)

Uzun Hasan

Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, ordusuyla Mik-Bulak (Bin-Pınar) denen göller başında konaklamış. Hizmetçilerden biri göllerden birinde kesilmiş bir ördeği yıkarken ördek canlanıvermiş ve uçup gitmiş. Böylece gölün ab-ı hayat olduğu anlaşılmış, ancak göllerin sayısı çok olduğundan Uzun Hasan hangisinin ab-ı hayat olduğunu anlayamamış buraya da Bingöl adını vermiş.

 

Bitlis

Bitlis adına söylence

İskender Asya seferinde Bitlis Çayı yöresinde konaklar. Başından yaralıdır. İyi olur düşüncesiyle mendilini çaya batırarak yaraya bastırır. İyi geldiğini görünce kaynağa doğru gider. Kentin şimdiki yerine gelince çayın iki kola ayrıldığını görür. Öce sağdaki Rabat çayı' nı izler. Rabat Çayı'nın suyu yarasına iyi gelmez. Bu kez şimdiki Hüsrev Paşa Çayı'na izler. Hem içip, hem başını daldırdıkça sızısı geçer, yarası iyileşir. Çayın kaynağına varıp çadırını buraya kurar. Ertesi gün kumandanlarından Badlis'e buraya seferden dönene dek kendisinin bile alamayacağı bir kale yapılmasını emreder.

İskender'in ayrılışından bir süre sonra, kale tamamlanır. Sefer dönüşünde İskender, kale kapılarının kapalı olduğunu görür, açılmasını ister. Badlis kaleyi açmayacağını bildirir. Öfkelenen İskender kaleye saldırır, ancak bir türlü alamaz. pek çok asker ölür. Sonunda çekilmek zorunda kalır. Hacılar Çayı'na geldiğinde, Badlis ve komutanlarının kendisini karşıladığını görür. İskender öfkeyle davranışının nedenini sorar. Badlis’de "sizin bile alamayacağınız bir kale yaptırmanızı söylemiştiniz, buyruğunu yerine getirdim. Yaptırdığım kaleyi siz bile alamadınız. Buyurun kalenin anahtarlarını” der. İskender komutanını bağışlar ve o günden sonra kale çevresindeki kente Badlis adı verilir.

Altın Kalbur Söylencesi

Bitlis'in Zeylan Mahallesi’nde Altın kalbur denilen bir su kaynağı vardır. Bu su ile ilgili söylence ise:

İnanışa göre kaynağın bulunduğu tepenin yaslandığı dağlarda yaşlı bir kadın yaşar. Kadın koyunlarının sütü, yağıyla geçinir, ama koyunlarını sulayabileceği bir akarsu yoktur. Bir gün uzak bir kaynaktan getirdiği suyla hamur yoğururken, susuz kalmış koyunların suya bakışını görür. Onların durumuna acıyarak Tanrı'ya yalvarır:

—Ulu Tanrım, şu hayvanların ateşini söndür. Nineyi de unutma, şu un kalburunu da altına döndür, der.

Dileği kabul olur. Yamaçtan buz gibi sular akmaya başlar. Önündeki un kalburu da altına dönüşmüştür. Yaşlı kadın bu kez dövünmeye başlar:  “keşke bakracın, teknenin, taşın, toprağın da altına dönüşmesini isteseydim" der. O zamanda koyunları, kalburu, teknesiyle birlikte taş kesilir. Yöredeki taşların bu olayın kalıntısı olduğu söylenir.

İskender'in boynuzları söylencesi

Efsaneye göre İskender'in boynuzları vardır bunu bilinmemesi içinde kendisini tıraş eden berberleri öldürürmüş. Berberin birine genç ve yakışıklı olduğu için bir türlü kıyamaz. Sırrını söylememek şartıyla onu bağışlar. Berber de yeminine uyacağına ant içer.

Aradan uzun bir zaman geçer berber hastalanır. Kimse derdine çare bulamaz. Günün birinde karşısına yaşlı bir adam çıkar, hastalığının sakladığı bir sırdan ileri geldiğini söyler. Bu sırrı açıklamazsa günün birinde  öleceğini söyler. Kimseye açıklamayacaksa bir suya açıklamasını söyler. Berber de öyle yapar bir göl kenarına gelerek üç kez "İskender'in boynuzlar var" diye fısıldar. Fısıldamasıyla göldeki tüm canlılar "İskender'in boynuzları var diye bağırmaya başlayınca şaşkına döner.

Bunu duyan İskender öfkeyle berberi çağırtır. Berber başından geçenleri anlatınca İskender onu bağışlar ve:

—Yazık oldu kıydığım canlara. Hiç bir sır gizli kalmazmış, diye hayıflanır.

Hüt hüt kuşları söylencesi

İshak ve Pubbu adında iki kardeş vardır. Anneleri ölmüştür. Çok zalim bir üvey anneleri vardır. Üvey anne bunları çaya "çul" yıkamaya gönderir. Bacı kardeş hem söyleşir, hem çulları yıkarlar. Nasılsa su, çullardan birini alıp götürür. İshak tüm çabalarına karşın çulu yakalayamaz. Korkudan eve dönemezken, Tanrı’ya yakarır. Çili bulabilmek için kuş olmayı dilerler. Dilekleri yerine gelir. O gün bu gündür ötüşerek birbirlerine "İshak çulu buldun mu? Pubbu çulu buldun mu? Diye sordukları söylenir.

..

...

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/