foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

.

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Adana

Lokman Hekim Efsanesi

Lokman bütün otların ve çiçeklerin dilinden anlarmış. Çiçekler otlar hangi hastalığı iyi edeceğini Lokman'a söylermiş. O da her hastalığı iyi eden ilaçlar yaparmış. Bütün dünyayı dolaşan lokman Çukurova'nın bereketli topraklarında her şeyin yetiştiğini görünce, Seyhan Nehri'nin kenarında Adana ile Ceyhan arasında ve günümüzde bir bucak merkezi olan Misis kentine (Yakapınar) yerleşmiş. Çevredeki bütün hastaları iyi etmiş. Hastalıksız yaşamaya başlayan insanlar, Lokman’a başvurarak bu kez de bir ölümsüzlük ilacı bulmasını istemişler. Lokman Çukurova'yı adım adım dolaşarak ölümsüzlük ilacı yapılacak bitkiyi bulmaya çalışmış Bir gece Ulu bir çınarın altında uyuya kalmış. Uykusunda bir ses duyup uyanmış "Lokman bunca zamandır arayıp taraman bitsin. Ben ölümün ilacıyım. Bundan sonra insanlara da hayvanlara da ölüm yok." diye seslenen otun yanına koşmuş ve ilacın nasıl yapılacağı konusunda söylenenleri bir bir yazmış. Otu da kopararak düşmüş yola. Misis’e gelince altında Koca Ceyhan Nehri'nin ağır ağır aktığı köprü üzerinde durmuş. Defterine yazdıklarına göre, ölüm ilacını yapmaya koyulmuş. Tam bitireceği sırada görünmez bir el, bir vuruşta defteri de, otu da uçurarak suya düşürmüş. Lokman bu yüzden ölüme çare olacak ilacı yapamamış. Otlar da bundan böle ondan küsmüşler.

Şahmeran Efsanesi

Bölge halkının dilinde "Misis yılanla, Ceyhan yelle, Adana selle gidecek" diye bir tekerleme dolaşır. Bu tekerleme üstüne efsaneler vardır. En yaygınlarından bir de şudur:

Adana, Seyhan nehri yanı başında bir düzlükte kurulmuş  Eskiden nehir sık sık taşar, evleri, köyleri yıkar, tarlaları su altında bırakırmış. Ceyhan’ın evleri çok eskiden topraktan ve kamıştan yapılırmış. Her yanı açık olduğu için bir kuvvetli rüzgar esince bu evlerden bir çoğu yıkılıp gidermiş. Misis’in yılanla gitmesine gelince: Misis yakınında küçük bir dağın tepesinde kurulmuş "Yılan kale" denen bir kale vardır. Söylendiğine göre bu kalede çok yılan varmış. Yılanlar sütle beslenirmiş günün birinde sütsüz kalacaklar ve kaleden çıkıp Misis'e inerek orada yaşayanları sokacaklarmış. "Yılanla gidecek" demenin nedeni buymuş. "yılanla gidecek" denmesiyle ilgili başka bir efsane de şöyle: Çevre de yaşayan beylerden biri, çaresiz bir derde düşer. Yapılan ilaçlar fayda etmez. Bir doktor beyi iyi edebilecek ilacın yılanlar Şahı Şahmeran'ın gözleri olduğunu söyler. Ama kimse Şahmeran'ı bulamaz. Yılanlar Padişahı insanoğullarından birine büyük bir iyilikte bulunarak, onu yılanların sokup öldürmesinden kurtarmıştır. İşte bu insanoğlu Şahmeran'ın saklandığı yeri haber verir. Yılanlar padişahı Misis'te ki bir hamamda saklanmaktadır. Şahmeran'ı yakalarlar ve öldürürler gözlerini oyarlar. Bu gözleri yiyen bey iyi olur. İşte bu yüzden yılanlar Misis'i basacaklar denilmektedir.

Amasya

Lokman Hekim Söylencesi

Lokman Hekim tüm hastalıkların ve ölümün çaresini bulunca bunlardan bir kitap oluşturmuş. Amasya'dan Kunç köprüsü üzerinden geçerken, Cebrail gelmiş kitaba vurarak ölümün çaresinin yazdığı sayfayı suya düşürmüş ve "artık ölüme çare bulamayacaksın" diyerek uzaklaşmış. Bu ırmağın suladığı arpa tarlaları, bu yüzden şifalı sayılır ve arpa suyu şifa da şifa için içilirmiş.

Lokman Hekim  ölüme karşı, baş su, orta su ve son su adını verdiği üç çeşit su bulmuş. Daha sonra kendi vücuduna göre bir kalıp yaptırıp, çırağına kendisini kesip, parçalamasını, parçaları kalıba dökmesini ve sonunda da suları sırasıyla dökerek kendisini canlandırmasını söylemiş. Çırağı söylediklerini yapmış, birinci su etleri toparlamış, ikinci su canlılık verir gibi olmuş, ama çırak tam üçüncü suyu dökeceği sırada Tanrı şişeyi düşürüp kırmış, sular arpa tarlasına akmış. Arpa suyu bu yüzden şifalı sayılırmış.

Ferhat ile Şirin

Vll- Vlll. yy. da yaşayan Sasani Hükümdarı Hüsrev Pervez'le Ermeni hükümdarının yeğeni Şirin arasındaki aşkı konu alan bu öykü, İranlı  Şair Firdevs’i' den Nazım Hikmet'e kadar birçok sanatçıya esin kaynağı olmuştur. Birçok şekilde anlatılan efsane:

Asıl adı "Hüsrev ile Şirin" olan öykü, Ali Şir Nevai, Lemii gibi şairlerin olayın üçüncü kişisi olan Ferhat'ı ön plana çıkararak "Ferhat ile Şirin" adlı mesneviler yazmaları sonucu Anadolu da bu adla tanınmıştır.

Olay Anadolu efsanelerine göre Amasya'da geçmektedir. Ferhat Amasya'da yaşayan bir nakkaştır. Şirin’de Azerbaycan da yaşayan Erzen kentini hükümdarı Mehmene Banu'nun kız kardeşidir. İki genç Ferhat'ın Mehmene Banu'nun Şirin için yaptırdığı sarayın duvarlarını süslemesi sırasında olur. Birbirini seven gençler gizliden gizliye görüşmeye başlar. Bunu duyan Mehmene Banu Ferhat'ı önce Kale-i Ahenin'e hapseder, daha sonra da kentten çıkıp gitmesi şartıyla bağışlar. Bu sırada Amasya'da hüküm sürmekte olan Hürmüz  Şah, Ferhat'ın başından geçenleri duyar ve onu korur. Daha sonra da Şirin'i Mehmene Banu'dan ister. Mehmene Banu'nun bu isteği geri çevirmesi üzerine iki hükümdar arasında savaş başlar. Savaşın sonunda Hürmüz Şah, Şirin’i Amasya'ya götürür. Bu sırada Şirin'e kendisi âşık olur. Bu yüzden Ferhat'a Şirin'i alabilmesi için olmayacak bir işi başarmasını söyler. Elma Dağı'nı delip arkasındaki suyu kente getirmesini söyler, Ferhat dağı deler ancak tam suyollarını tamamlayacağı sırada bir cadı(bazılarına göre Şahın dadısı) Ferhat'ın yanına gelip Şirin'in öldüğünü söyler. Ferhat üzüntüsünden Külüngünü havaya fırlatır ve külüngünün başına düşmesi sonucu ölür. Bu sırada Ferhat'ı görmeye gelen Şirin onun öldüğünü görünce bıçağını çıkarıp kendi canına kıyar. Cadıyı da dağdan inen bir aslan parçalar. Hürmüz Şah Ferhat ile Şirin için bir tören düzenletir ve ikisini de aynı mezara gömdürür. Ancak mezarlarının üstünde bir karaçalı biter.

Ankara

Hüseyin Gazi Söylencesi

Hüseyin Gazi Battal Gazi'nin babasıdır. Ankara'nın İslamlaşmasında önemli bir rolü olan Hüseyin Gazi, "Kâfirlerle" giriştiği bir çarpışmada yaralanır ve günümüzde kendi adıyla anılan dağın doruğuna  tırmanmağa başlar. Hüseyin Gazi doruğa tırmandıkça bastığı çayırlar, kanının damladığı otlar çiçeklenip renklenmektedir. Doruğa yaklaştığında duraksayan Hüseyin Gazi  "Benim için darlık mı var? " deyip asasını toprağa vurur vurmaz da yerden gür bir su fışkırır. Gücü tükendiğinden doruğa varamadan  orada düşüp kalır. Oğlu Battal Gazi babasının şehit edildiğini öğrenince kente saldırıp tüm "kâfirleri" kılıçtan geçirir. Sonra da Afyonkarahisar 'a değin Müslümanlığı yayar. O da günümüz de Seyit Gazi denilen yerde şehit düşer.

İmra -al Kays söylencesi

İmra -al Kays Timurlenk kulesi denilen yerde, tanınmış Arap şairi İmra -al Kays 'ın mezarı olduğu söylenir. Bir Arap beyinin oğlu olan şair, gençliğinde babası ile geçinemediğinden yolculuğa çıkmış. Babasının düşman kabilelerce öldürüldüğünü duymuş, asker toplayıp savaşmış. Ancak, yenip düşüp bir Yahudi kralına sığınmış. Bu sırada Bizans İmparatoru Justinyen kendisini İstanbul'a çağırıp Suriye uç beyliğini önermiş. Şair sarayda bir süre kalmış, sonra da uç beyi  olarak yola çıkmış. İstanbul’dan ayrıldığı sırada bazı kişiler İmparatora şairin prenseslerden birini yada İmparatoriçeyi ayarttığını söylemişler. İmparator öfkelenmiş, zehirli bir gömlek yaptırmış "Bu benim hilatimdir, yolda giysin ki halk kendisinin benim yüksek bir memurum olduğunu anlasın" diyerek arkasından yollamış. Şair de gömleği giyer giymez ölmüş ve kendisini Ankara'da gömmüşler.

Hacı Bayram Veli ve AK Şemseddin’e ait söylence

AK Şemseddin Halep’e  uğradığında bir rüya görür. Boynuna bir zincir takmışlar zorla Ankara'da Hacı Bayram  Hz.lerinin eşiğine bırakmaktalar. Zincirin ucu da Hacı Bayram'ın elindedir.

Bunun üzerine AK Şemseddin Ankara'ya gelir. Bakar ki müritler tarladadır. Burçak topluyorlar. Yanlarına varır. Fakat Hacı Bayram Veli hiç iltifat göstermez, bakmaz.

AK Şemseddin hizmet eder ve çalışmaya başlar. Yemek vakti gelir. Teknelerle yoğurt ve buğday çorbası getirilir, paylaşılır. Herkes nasibince alır. Köpeklere de verilir. Fakat yine AK Şemseddin Hz.lerine dönüp bakmazlar. AK Şemseddin Hz.leri varır köpeklere verilen yemekten beraberce yemeye başlar. Bunu gören Hacı Bayram Veli:

-Köse beni yaktın! Diyerek sofraya çağırır ve sonra da :"Zincirle çağrılanı böyle karşılarlar" der.

Antalya

Bellerophontes Söylencesi

Hipponoes "tanrıların öğünerek yarattıkları" bir erkek güzelidir. Ormanda avlanırken, kazara kardeşi Belleros'u öldürdüğü için kendisine "Belleros'u yiyen "anlamına gelen Bellerephontes  adı verilmiştir. Kardeşini öldürdüğü için ülkesini terk eden Bellerophontes, Tipins kralı Proitos'a sığınır. Kralın karısı Bellerophontes'e âşık olur. Ancak Bellerophontes onunla ilişki kurmayı kabul etmeyince Kraliçe: "Öl ey Proitos ya da gebert Bellerophontes'i. O ki gönlüm olmadan beni aşkı ile sarmak istedi." diyerek, Bellerophontes'e  iftira eder. Ancak Porites kendisine sığınan birini öldürmekten kaçınır ve onu, içinde "Bu mektubu getiren şahsı bu dünyadan kopar. O ki karıma yani senin kızına tecavüz etmek istedi." yazılı olan bir mektupla kayın pederi olan Likya kralı İobates'e yollar. Ancak İobates  mektubu, Bellerophontes  'i dokuz gün ağırladıktan sonra okur ve konuğunu kendisi öldürmek istemez. Ona ölümüne yol açacak bir görev vererek, başı aslan, vücudu keçi, kuyruğu yılan olan ve ağzından durmadan alevler saçan Chimeraadlı canavarı öldürmesini ister.

Bellerophontes bu  işi başarabilmek için tanrıların yardımını ister. Kâhin Polyeidos ona uçan at Pfesos'u yakalayıp ehlileştirmesini öğüt verir. Tanrıça Athena dan da bu ata binmesini sağlayacak gemi alır. Böylece kanatlı atı Pfesos ile Bellerophontes Chimera 'nın alevinden uçarak kaçabilir ve bu sayede canavarı yener mızrağı ile havadan canavarın üzerine öyle bir iner ki mızrağı yiyen Chimera yerin yedi kat dibine gömülür, yalnız alevden dili yeryüzünün dışına çıkabilir.

Bellerophontes 'in öyküsü sürer canavarı yenince İobates ona başka güçlü rakipler bulur. Bölgenin en savaşçı kavimlerinden olan Termessoslu Solymler'in daha sonra da Amazonların üzerine gönderir. Bellerophontes bu iki savaşı da kazanarak güçlenir. Bunun üzerine İobates, Bellerophontes 'a karşı kendi askerlerini gönderir. Bellerophontes Likya ovasında ki bu savaşı da kazanır. Daha sonra Bellerophontes'a kızının iftira ettiğini öğrenir ve kızını ona verip ülke yönetimini onunla paylaşır.

Ancak Bellerophontes başarılarına dayanarak ölümsüzlerin arasında yer almak için kanatlı atı ile tanrılar dağı olan Olympos dağına ulaşmaya çalışır. Zeus bir at sineği yollayarak Pfesos'u ürkütüp Bellerophontes 'i atından düşürür. At gökyüzünde kalarak bir burç haline gelir. Bellerophontes yeryüzüne düşer sakatlanarak eski saygınlığını da yitirir.

..

...

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/