foto1
Belge form dökümanlar evrak
foto1
Windows word excel powerpoint access frontpage ms paint
foto1
Soru bankası tüm sınıflar branşlar için sorular bilgisayar testleri
foto1
Eba zümre plan hem zümre ve planları
foto1
Açıklamalı atasözleri ve deyimler biyografiler il il Anadolu efsanleri
Atama sorgu zümre eba sivil savunma öğretmen ders kitapları hem gorev dağılımı öğretmen nobet çizelgesi çevre formu çalışma programı arşiv açık öğretim osym teog yök duyuru trafik işaretleri sözler bilmeceler deprem beynimiz çocuğa dini bilgiler sorular cevaplar verimli ders çalışma burs verenler üniversiteler güvengen davranış meb yüz eser sınav soru cevap amerikanın keşfi soykırım Türk tarihi devletleri eğitim motivasyon videoları word excel point mspaint wordart program yazılım donanım skype ascii dos outlook internet frontpage .Read More...

Bizim Okul

İdareci öğretmen ve öğrencilere yönelik bir eğitim sitesi

Tesadüf Değil

Erkeklerin ‘’erkekliği ve erkeklerin ürettiği şiddeti’’ sorgulayarak, yaşanmışlıklarla konuşmaya başlamasının neden çok önemli olduğunu ve kendi açımdan bunun beni korkuttuğunu vurgulamak isterim.Devamı için

...

Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

 

 

 Sultan Abdülmecit'in gerçekleşen rüyası!

 image026

150 yıl önceki belgelerde yer alan rüya gerçek oldu 14 Kasım 2010 Pazar, 19:07:28

Dünyadaki en önemli projelerden biri olan Gebze–Haydarpaşa, Sirkeci–Halkalı Banliyö Hattının İyileştirilmesi ve Demiryolu Boğaz Tüp Geçişi İnşaatı (MARMARAY) Projesi, İstanbul için asırlık bir rüyayı gerçeğe çevirecek.

Proje kapsamında, Ocak ayında insanlar ilk kez İstanbul Boğazı'nın altından yürüyerek karşı yakaya ulaşabilecek. Marmaray Projesi Müdür Vekili İnşaat Yüksek Mühendisi Hüseyin Belkaya, Boğaz'dan tüp geçitle geçme sevdasının 1860 yılında Sultan Abdülmecit'in mühendis Preault'a, konuyla ilgili proje hazırlatmasıyla başladığını söyledi. Belkaya'nın verdiği bilgiye göre, mühendis Preault Sarayburnu ile Üsküdar arasında, ayaklar üzerinde bir batık tünel tasarladı. Ancak o günün teknolojisi ile bu tünel gerçekleştirilemedi.

1902 yılında ise mühendisler Strom, Lindman ve Hilliker, yeni bir Boğaz geçiş projesi tasarladılar. Su altından bir viyadük tünel şeklinde tasarlanan güzergahı yine Sarayburnu-Üsküdar olarak belirlenen bu proje de başarıya ulaşamadı. Şimdi bu hayalin gerçekleşmek üzere olduğunu söyleyen Belkaya, "150 yıllık bir gecikmemiz olsa da atalarımızın ayak izlerini takip ediyoruz. Güzergahımızı yine Sarayburnu ile Üsküdar arası olarak belirledik. İlk yola çıktıktan bugüne kadar boğazdan çok sular aktı, rejim değişti ama güzergah değişmedi" dedi.

 image027

Sirkeci'den, boğazın altındaki batırma tünel ile buluşmak üzere yola çıkan Tünel Delme Makinasının (TDM) 700 metre daha tünel deleceğini anlatan Belkaya, "Ocak ayında bağlantı tamamlandığında İstanbul Boğazı'nın altından insanlar ilk kez yürüyerek karşı yakaya ulaşacak. Diğer bir şekilde Yenikapı'dan tünellere girip Sirkeci'ye ulaşmak, denizin altından Üsküdar'a varmak ve tünellerden devam ederek Ayrılıkçeşme'de yüzeye çıkmak mümkün olacaktır" diye konuştu.

www.Haberturk.com dan  alınmıştır

Kanuni, dans eden Fransızları tehdit etmiş

 image028

Fransızlar dans etmeye başlayınca Kanuni onları nasıl tehdit etmişti? 11 Temmuz 2006 15:56

Dans denen şey, ilk defa Kanuni zamanında Fransa'da yapılmaya başlanmıştı. O zaman Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları Avrupa'nın ortalarında idi ve Fransa'ya dayanıyordu. Bu dansın ilk yapılmaya başlandığını duyan Kanuni, zamanın Fransa Kralı'na bir mektup yazdı.

Kanuni'nin Fransa Kralı'na yazdığı tarihi mektup aynen şöyledir:

“Ben ki, kırk sekiz krallığın hakanı Kanuni Sultan Süleyman Han'ım. Sefirimden aldığım rapora göre, memleketinizde dans namı altındaki gayri ahlaki şeyin yapılmakta olduğu mesmuu şahanem olmuştur. Hemhudut olmaklığımız dolayısıyle, iş bu rezaletin memleketime de sirayeti ihtimali müvacehesinde Namei Hümayunum yedinize vusulünden itibaren derhal son verilmediği takdirde, bizzat Orduyu Hümayunumla gelip men'e muktedirim!..”

Belge bilgisi: Nuh Gönültaş - Bugün gazetesi

 - Sor bakalım, bu 3 kişi kimdir? 

1911 senesi Ramazan Bayramı’nın 3. günü, Libya sahillerine çıkan Müstevli İtalyan askerleri, bulabildikleri herkesi öldürdüler. Teslim olanları da öldürdüler.

Trablus’ta kurdukları Divanı Harp’te, grup grup getirilen esirlerin yargılanmaları 3’er dakika sürerdi. Karar hemen binanın arkasında duvarın önünde infaz edilirdi.

Birgün elleri kelepçeli bir yaşlı, bir orta yaşlı, bir de delikanlı, çöl kıyafeti içinde mahkemenin önüne çıkarılır. Başkan Albay Carlo Torelli, bu zavallıları yargılamak için tercümana der ki:

- Sor bakalım, bu 3 kişi kimdir?

Elleri kelepçeli orta yaşlı olanı, gayet iyi bir İtalyanca ile cevap verir:

- Reis bey, tercüman istemez. Ben Türk ordusunun albayı Ahmet Alaeddin’im. Bu yaşlı zat emekli Paşa Mehmet benim babamdır. Savaş için görev istedi. Bu delikanlı ise benim oğlumdur. Gönüllü olarak askere gitmiştir.

Hâkim donup kalır.

- Yalan söylüyorsun, bu söylediklerin için belgen var mı?

Ahmet albay koynundan, kelepçeli elleri ile bir buruşuk kâğıt çıkartıp fırlatır.

İtalyan albayı şaşırmıştır. Zira salona, başlarında siyah şapka, boyunlarında asılı fotoğraf makineleri ile, biri İngiliz, biri Fransız 2 gazeteci girer. Hakim sözlerini tarta tarta konuşmaya mecbur kalır:

- Siz 26 Ekim 1912 günü bizim askerlerimizi arkadan vurdunuz. Bize bağlı kalacağınıza söz verdiğiniz hâlde bunu neden yaptınız?

- Türk hiçbir zaman arkadan vurmaz. Asıl siz bu topraklarda ne arıyorsunuz? Bu Avrupalıların bir haydutluğudur. O harekâtı bizzat idâre ettim.

- Suçlu, suçunu itiraf etmiştir. Kurşuna dizilmelerine karar verilmiştir.

Bu 3 kişi hemen dışarı çıkartılırken, 2 yabancı gazeteci ayağa kalkıp, bu mahkûmların önlerinde şapkalarını çıkartarak saygıyla selâmlarlar. Biraz sonra binanın arkasından, bir manganın silah sesleri geldiğinde, gazeteciler, mahkeme heyetine arkalarını dönüp dışarı çıkarken; mahkemenin eşiğine tükürmüşlerdir...

İsmail Yağcı / Türkiye Gazetesi / 13.1.2000

İçtenlikle itiraf etmeliyim ki Avrupalı, Türkleri sevmez

Türklerin Batı'yla olan ilişkileri, 1600 yıllık çatışmalarla dolu bir geçmişe sahiptir ve sürekli hale getirilen savaşlar üzerine kuruludur. Orta Asya'dan gelen kuzeyli Hun akıncılar, Batı Roma İmp. Yıkılmasına neden olarak, köle egemenliğine dayalı olan İlkçağ'ı sona erdirdiler ve Ortaçağ dönemini başlattılar. Fatih Sultan Mehmet Doğu Roma İmparatorluğu'nun varlığına son vererek, çözülmeye başlayan ve serf egemenliğine dayanan Ortaçağ'ın   çöküşünü hazırladığı. Yeni Çağ dönemini başlattı. Türkler Batıya karşı Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden 1699  Karlofça Antlaşması'na dek, tam 1300 yıl kesin bir üstünlük sağladı. Avrupalıların, Hıristiyanlığı kullanarak Doğu Akdeniz  Havzasını ve Doğu Ticaret Yollarını ele geçirmek için düzenlediği tam 8 haçlı Seferi'ni Türkler göğüsledi ve onları yenilgiye uğrattı. Avrupalılar, 2.viyana Kuşatması'ndan kurtuldukları gün olan 12 Eylül'ü "Türk Günü" adı vererek ve Türk düşmanlığını işleyerek, hala kutluyorlar. Avrupalı Anneler çocuklarını hala "Türkler geliyor" diye korkutuyorlar.

Batılıların eskiye giden ve bugünden de devam eden Türkiye ve Türk karşıtlığı, kaçınılmaz olarak doğrudan Türk tarihini hedef almakta ve bu tarih hala "belleklerden silinmesi" gereken gizil (potansiyel) bir tehlike olarak görülmektedir. Türkiye’de "Avrupa Birliği Büyükelçisi" olarak görev yapan Karen Fogg'un; "Bir de şu Türk tarihinden kurtulsak"  biçimindeki sözleri bu görüşün günümüzdeki en açık ve kaba örneklerinden biridir.

1940 larda Türkiye'de ders veren ünlü bilim adamı Prof.Dr.Fritz Neumark,Avrupalılar'ın Türklere ve Türk tarihine bakışını açıklarken şunları söylemektedir :"İçtenlikle itiraf etmeliyim ki Avrupalı ,Türkleri sevmez. ;Sevmesi de mümkün değildir. Türk ve İslam düşmanlığı Hıristiyanların ve kilisenin asırlardır hücrelerine sinmiştir. Avrupalılar Türkleri Müslüman olduğu için sevmez ama laiklik şöyle dursun, Türkler Hıristiyan olsa da onlara düşman olarak bakmaya devam eder. Türkler pek farkında değiller ama Avrupalılar şu gerçeğin farkındadırlar: Tarihten Türkler çıkarılırsa ortada tarih diye birşey kalmaz.

Bitmeyen Oyun - Metin Aydoğan 196-197


Kars madalyası


Abdülhamit, Kars muharebelerinde bulunup üstün başarı ve yararlılık gösterenlere verilmek üzere bir Kars madalyası ihdas etmişti.

Fakat sonra bu madalyayı, Kars muharebesine iştirak etmeyenler de takmaya başladılar. Bu arada bir tanede Şeyhülislam a verilmiş. Şeyhülislam da takınmaya başlamıştı. Bunu gören Fuat Paşa " medeni cesaretiyle sözünü sakınmadığı için kendisi Deli Fuat Paşa" adıyla maruftur. Göğsündeki Kars madalyasını çıkarıp takmamaya başlamıştır. Bir gün Abdülhamit Han, Paşanın göğsünde madalyayı göremeyince:

-Fuat Paşa,siz Kars madalyasını niye takmıyorsunuz.?..diye sordu Paşa:

-Efendim ben Kars Muharebesine iştirak etmedim ki madalyasını takayım.

-Nasıl olur?..

Bana inanmazsanız,Şeyhülislam'a sorunuz. Bakalım beni muharebe sahasında görmüş mü?..

 

Duacı Taifesi

Osmanlı Ordusu içinde birde duacı taifesi vardı. Bunlar ordunun düşmana karşı zafer kazanması için dua ederler dolayısıyla da maaş alırlardı.

Sultan İbrahim zamanında bunların sayısı 30.000 kadar olmuş ve maaşlarının tutarı da 170 yük tutar olmuştu. Bu kadar paranın fuzuli verildiğine kani olunarak bu paranın verilmemesine karar verilmişti. Bu karar dedikoduya sebep olmuştu.

-"30.000 adamın rızkını  kesmek olmaz. Bahusus ki bunlar duacıdırlar. Sonra hayır dua yerine beddua ederler." diyenler oldukça, defterdar muavini:

-"Bre efendiler,bunca zamandır, alemi fethederiz, hiç molla falanın ya da derviş filanın duasıyla falan kale zapt edildi,denildiğini duydunuz mu.Hiç böyle şey işitilmiş midir.?...

-"Bunca memalik hep yiğit ve bahadır evladı vatanın şecaat ve karamanlığı ile fethedilmiştir. Ol makule duahanın hayrı olsa kendilerine olurdu", demiştir.

1655 te kadınlar saltanatının hüküm sürdüğü, devlet ricalinin cahil ocak ağalarının elinde bulunduğu bir devirde sadrazam aranıyordu.11 yaşındaki oğluna niyabet eden Turhan Sultan Kızlar ağası Uzun Süleyman Ağa'nın reyi ile hareket ediyor ve Gürcü Mehmet Paşa'yı Sadrazam tayin etmek istiyordu. Devlet Ricali’nin ahlak ve kabiliyetlerini yakından tanıyan Mimar Kasım Ağa'nın fikri soruldukça, Turhan Sultan'a

-Behey Sultan'ım Gürcü Mehmet Paşa kulunuz, iki öküze saman vermekten acizdir. Nerde kaldı ki Sadrazam olup bu azim hizmeti ifa ede. Eğer maksat Siyavuş Paşa'yı azletmek ise ondan akıl ve sahibi rey bir kimseyi bu makam-ı aliye getirmeli ki gelen gideni aratmaya dedi.

Osmanlılarda fazilet mücadelesi
Tahsin Ünal 

..

Sorunların geride kalmasına izin vermeyeceğiz

Kahveci: 1 Mayıs’ta gerçek sorunların geride kalmasına izin vermeyeceğiz

Kamu çalışanlarının sorunları ve 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Gününe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Genel Başkanımız Önder Kahveci, “1 Mayıs’ta Anıtkabir’de olacağız. 1919 ruhunu yeniden canlandıracağız” dedi. Kahveci, “Emeğin alın terinin sorunların tartışılması gereken bir gün 1 Mayıs ama maalesef bu olmuyor. Her yıl farklı yerlerde yaşanan bazı görüntülere şahit oluyoruz. Basında bu görüntüler öne çıkıyor ve ne yazık ki gerçek sorunlar geride kalıyor. Devamı

Yeni O.O. Geçiş Sistemi Velilerden Geçemedi!

egitim senYeni Ortaöğretime Geçiş Sistemi Velilerden Geçemedi!

Tarih: 03 Mayıs  

TEOG sınavının kaldırılmasının ardından hemen uygulamaya konulacağı duyurulan yeni ortaöğretime geçiş sınavı hakkında velilerin görüşlerine başvurduk. Web sayfamızdan duyurduğumuz ankete katılan 1372 velinin düşüncesine göre, yeni ortaöğretime geçiş sistemi sınıfta kaldı. Devamı

Lütfen Paylaşalım

.

site ekle site ekle http://www.iyisayfa.net/